Vasiyetimdir !

2010 yılının Ağustos ayından bu zamana kadar yeri geldi güldük, sevindik, mutlu olduk yeri geldi üzüldük, kırıldık hatta bazen ağladık. Evet biz de insanız yani ağlayabiliyoruz. Sigara içiyor olsam gider sigara içerdim.. Neyse.. Aradan geçen yaklaşık 4,5 yıl içinde zaman zaman blogu bırakmaya yeltendim. Bu yazıyı okuyabildiğinize göre ne kadar beceriksiz biri olduğumu anladığınızı umuyorum. Artık zamanı geldi.. Blogu tamamen bırakır mıyım bilmiyorum ama bi süre ara vereceğim kesin.. Bir anlık sinirim, bir anlık inadım uğruna ani bi karar almak zorunda kaldım ki bu tarz kararlarım her zaman başıma iş açmıştır. Her neyse.. Ben askere gidiyorum arkadaşlar.. Bir moda ikonu olarak o kat kat elbiselerle, botlarla yaşayamayacağımı hissetmiş olacaklar ki gemilerde talim var bahriyeli Bis'im var..Zaten bana yeşil tonları pek yakışmaz.. Önümüzde ki günlerde teslim olmayı beklerken 2. celbe kaldım. Kısaca Aralık'ta gidiyorum.. Biriciğiniz, canınız, ciğeriniz, Bis'iniz askere gidiyor.. Tecilimi bozduğumu söylediğimde kimse inanmamış olsa da ki buna ailem de dahil çok garip tepkiler aldım. Bi kısım insanlar benim ancak ve ancak evleneceğim için askere gidiyor olduğumu düşünse de böyle bi olay yok arkadaşlar bunlara inanmayın.. Ben askere gidene kadar kesin savaş çıkar dediğim arkadaşlar umarım ne kadar doğrucu bi insan olduğumu anlamışsınızdır. Ee gel gelelim şu vasiyet işine.. Sonuçta askere gidiyoruz, gidipte dönmemek var.. Sonuçta herkes savaşta ölmüyo değil mi.. Başımıza her şey gelebilir..

Can dostum.. Blogumu bilen çok az kişiden birisin.. Evdekilere her ne kadar dalga amaçlı söylesem de eğer bu yazıyı okursan yazdıklarımı yerine getirmeye çalış.. En azından dene.. İş ciddiye binince insan neresinden başlayacak onu bile bilmiyor aslında.. 12 yıldır birbirimize kardeş olduk.. Beraber güldük beraber üzüldük.. Son zamanlarda yaşadıklarımızı görünce birbirimizi kaybetmememiz gerektiğini bi kez daha anladım.. Sana ne desem az gelir sen de ne yapsan az yaptım dersin biliyorum.. Ola ki bu yazdığım son yazı oldu.. Elinden geldiğince annemi yalnız bırakma.. Tek çocuk olmanın da böyle bi sıkıntısı var işte.. Sen gidince geriye kimse kalmıyo.. Annem, eşini de çok sever biliyosun.. İlk gördüğünden beri sanki kendi gelini gibi sevdi.. Öyle arada bir gelirken o pazarın kurulduğu sokak var ya bizim evin altındaki caddede.. Hah o köşede bi fırın var.. Annem oranın küncülü susamlı ekmeğini çok sever.. Babam desen acısını içinde yaşar biliyorum.. İçten içe ağlar o.. Hatta annem çok ağlıyo diye kızabilir de.. Babam evde çok duramaz çalışmaya alışmıştır.. Daha fazla çalışmasını gerektirecek çok bi şey kalmıyo.. Satsın her şeyi sessiz sakin bi yerden müstakil bi ev alsın.. Annemle orda bahçe işiyle falan uğraşsınlar zaman geçirsinler.. Yusuf dedem haberleri dinler ondan saklayamazsınız.. Dedem beni çok sever.. Son kazamızda benim halimi görünce çok ağlamıştı.. Dedeme dikkat edin, ilaçlarını ihmal etmesin.. Ananemin kalbi, tansiyonu, şekeri her şeyi var mübarek.. Başlarda söylemeyin ya da söylememeye çalışın ne bileyim işte bi şeyler yapın.. Yanında biri hep olsun.. Ailenin diğer fertlerine gelirsek onlar biraz daha güçlü biliyorum.. Hepsini çok sevdiğimi söyle.. Sizi de unutmadım tabi.. Ben daha sizin oğlanı büyütecektim.. Biraz erken oldu bu ayrılık.. Onun için bi oğlun olursa adını Utkan koy.. Ama yengeye de sor koyalım mı diye sonra bi aile faciası yaşanmasın.. Ama yanında bi Utkan olsun hep, iyi gelir :)  Arkadaşlara gelirseeeekk.. Son olayları biliyosun zaten.. Arkadaşlar üzerindeki etkim, gücüm ne bileyim artık kimseyi korumak, kollamak istemiyorum.. Destek olmak istediğim, yanlış adımlar atmasını istemediğim arkadaşlarım elbette var ama hepimiz büyüdük artık.. Geçen sana bi şey söyleyeceğim ama kızmak yok demesi bile garip geldi bana.. Ya da sana dönüp, bunu yaparsam Utkan bana kızar demesi.. Bu son zamanlarda kafam çok karıştı.. Ama sen yine de sıkıntıya düşenin elini bırakma... Gel gelelim özel isteklerimeee...

Yaz Kızım !

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde varlığı yokluğu belirsizlikler içinde olan Instagram hesabımdan mim'lenmişim.. Gelin görün ki ben bunun farkına bugün farkına vardım.. Mim yazmayalı yıllar yıllar olmuş.. Haa mim yazmayı da pek sevmem aslında ama bi yandan hoşuma gitti bi yandan da şimdi insanlar bizi düşünüyolar yazılarına ekliyolar. Yazmayınca ayıp oluyo sanki.. Ne bileyim işte.. Ailenizin fit kızı Sevcan hayatımda ki 20 gerçeği yazmamı istemiş.. Hadi başlayalım.. 

1- Doğma, büyüme, gelişme İstanbul'lu değilim.. Ankara'lı da değilim.. Bu konuda anlaşalım.. Ülkemizin Doğu Anadolu Bölgesi'nin güzide illerinden birinde yaşamaktayım.. İl sormayın o kadar açıklama yapamam.. 

2- Yaklaşık 3 yıldır makine mühendisi olarak ekmeğimi kazansam da aslında hiç bi zaman mühendis olmak istemedim.. Ben hep eczacı olmak istemiştim.. Al gülüm ver gülüm işlerini her zaman sevmişimdir. Allah bizi böyle yaratmış napalım.. Dersimize yeterince çalışmadık isyan etmeye pek de hakkım yok gibi.. 

3- En üst seviyenin de en üstünde inatımdır.. Bu zamana kadar inadım yüzünden başıma gelmeyen kalmadı hala bırakamıyorum keratayı.. İnadım yüzünden babamın yaptığı üniversite tercihini yazdım mühendis oldum.. İnşaat mühendisleri müteaahit oluyo paramız yok, sen bi elektrik bi makine yaz bi de yakın olsun gidip gelmesi kolay olur dedi. En yakın 3 ilden 6 tercih yaptım.. Belki de bu ülkede ki en boktan üniversitenin en boktan bölümünü okudum.. En güzel yıllar diye tabir edilen üniversite hayatının benim ömrümden 6 sene çalacağını nerden bilebilirdim ki.. Bi inat uğruna yine bi karar aldım.. Hakkımızda hayırlısı diyelim önümüzdeki ayı bekleyelim.. 

4- Yemek yemeyi çok severim.. Ama öyle tek başına olmıcan.. Kalabalık olacaksın.. En az 3 kişi olacak.. Sohbet muhabbet gırgır şamata kahkaha bol olacak.. Çok lüks lokantaları sevmem.. Benim ki daha çok esnaf işi olacak.. Öyle yerler candan ciğerden oluyo.. Ama en çok da kasaptan yaptırdığımız yemeği severim.. Büyükşehirde yaşayanlar falan pek bilmez ama ekmek fırınına verilen yemeğin tadı bi başkadır.. Ağır ağır pişer bi de sıcak ekmek offf.. Tamam acıkmayalım daha fazla :p

5- Araba kullanmayı severim.. Hızlı kullanmayı da severim.. Ama günden güne tiksinmeye başladım.. Trafik bunaltıyo beni sıkılıyorum.. İstanbul'da yaşayanlar hemen başlamasın biz napalım demeye.. Yaşamayın kardeşim orda alla alla.. Gezilir orda yaşanmaz..

Bizim Mahalle !

Hani bazen bilirsin neyin doğru neyin yanlış olduğunu.. Tartabilirsin olayları kendi içinde ki terazinde.. Bazen de teraziye değil de göz kararına güvenir öyle çıkarsın yola.. Tecrübe mi dersin yoksa O'na mı güvenirsin bilemem.. Bazen yük ağır gelir altta kalırsın..

Hani hayat bi kız gibidir derler ya.. Bazen yumuşak bazen sert gelir.. Bazen şevkat gösterir sana.. Yanaşmak omzuna yaslanmak gözünü kapatmak istersin.. Bazen de sert olur sözleri.. Ağır gelir attığı tokat.. Belki gözlerin dolar da ağlayamazsın karşısında.. Uzundur saçları bilirsin.. Uzanır beline kadar.. Belki bir belki iki defa topladığını görmüşsündür saçlarını.. Uzaktan bakarsın bi eksiklik hissedersin bi farklı gelir sana.. Uzansan da dokunamayacağını bilirsin.. Seslenirsin kendince.. Sesin ulaşmadan cevabını duyarsın.. Susarsın..

Hani mahallede ki bisikletli çocuk var ya.. Hani babası doğum gününde almıştı.. Onun bisikleti gibi gelir sana.. Pencereden bakmak onu izlemek bile hoşuna gider.. Aşağı inip sen de bi tur sürmek istersin.. Süremeyeceğini bilirsin aslında ama adettendir sorarsın bi tur bineyim mi diye.. Fırının oraya kadar gidip geleyim dersin.. Gidemezsin..

Bazen mahalle bakkalından aldığın dondurma gibi gelir sana.. Soğuktur.. Yerken bile üşütür adamı.. Ama yine de zevklidir.. Yavaş yavaş tadını ala ala yemek varken ısırmak daha büyük bi pay almak hoşuna gider.. Yerken ağzın buz gibi olur.. İliklerine kadar donarsın.. Evirip çevirir tadını bile alamadan yutarsın..

Bazen komşunun kötü çocuğu gibidir.. Sen güzel güzel giyinip aşağı indiğinde üstünü bile bile kirletir, eve geldiğinde bi güzel dayak yersin annenden.. Sevmezsin aslında ama kazandığın mahalle maçından sonra içtiğiniz gazoz gibisi de yoktur..

Bazen mahallede ki en iyi arkadaşındır.. Komşuların ziline beraber basıp kaçmışsınızdır.. Belgin Teyze annenize şikayet ettiğinde beraber dayak yemişsinizdir.. Şöyle geriye dönüp baktığında geçen zamana lanet okursun belki.. Kavga ettiğin tartıştığın şeylere üzülür, kırdığın için pişman olursun.. Ama olmuş, çıkmıştır bir kere söz ağızdan..

Bazen mahallenin güzel kızı gibidir.. Köşe başında uzaktan izlersin.. Güler yüzünü görmek bile mutlu eder seni.. Yüzü asıldığında sebebini bile bilmeden kırıp dökersin ortalığı sanki suçlusu senmişsin gibi.. Görünce elin ayağına dolaşır bilirsin.. Karşısına çıkmak iki kelime etmek istesen bile edemezsin.. Mahallenin ağır abisiyle takılır o.. Sevsen de sevemeyeceğini bilirsin..

Bazen mahallenin ta kendisi gibidir.. Neşesi, huzuru, kavgası, gürültüsü, her şeyi O'dur.. Sabahtan akşama kadar kırk yerin kahrını çeker.. Akşam olup annen seni çağırdığında ağzından tek bi şey çıkar..

Anne 5 dk daha..

Tek Çocuk Olmak !

Her şey bundan yaklaşık 26 sene önce bir 19 Mayıs sabahı başladı.. Sabahın erken saatlerinde gözlerini dünyaya açıp, apartmanı inleten bir erkek çocuğunun ailenin tek çocuğu olacağı kimin aklına gelirdi ki ? Hadi gelin siz fazla genelleme yapmadan biraz tek çocuklardan bahsedeyim...

Tek çocuk deyince halk arasında akla gelen ilk şey "şımarık" kelimesidir. Herkes bunu benimsemiştir bir kere.. O çocuk ister şımarık olsun ister olmasın tek çocuksa en küçük hareketi bile batar etrafındakilere.. Ailenin bütün sevgisinin, ilgisinin üzerinde olduğu bi şeyden bahsediyoruz.. Bi kere hiç bi şey paylaşma zorunluluğu olmadan büyüyo.. Anne, baba, dede, amca, dayı herkes sadece bu çocuğu seviyo.. Kıskanacağı biri yok.. Kimi kimden kıskansın ? Oyuncağını paylaşması gerektiğini annesi güne gittiğinde ordaki çocukları görünce anlıyor. En basitinden alışverişe gittiği zaman bile ailenin harcama yapacağı miktar sadece bunun üzerinde yoğunlaşıyor. Bizim zamanımızda maymunlu Waikiki vardı mesela.. Ben ondan giydiğim zaman millet bana pis pis bakardı.. Sanki küfrettik.. 

Belki bi kaç kardeşi olanlar tam anlamıyla ilgi görmemiş olabilirler ama herkesin babası da Sabancı değil, herkesin babası devlet memuru da değil ki sabah 8 akşam 5 çalışsın ya da her yerinden para fırlasın.. Ben liseye kadar babamı doğru düzgün göremezdim. Sabah 5'de kalkar işe gider gece 12-1'de eve gelirdi. Adamı okula gidip gelirken dükkanın önünden geçerken görürdüm. Asi bi çocuk olmak kanımda vardı her zaman.. İnadımdan herkes şikayetçidir. Annem de ben ne zaman bi şeylere yok desem ne zaman bi taşkınlık çıkarsam babana söylerim diye korkuturdu.. Hayatınızda ki tek kişi anneniz ve o da babanızı bi öcü gibi size anlatıyo.. Düşünsenize bi kafamda ki baba profilini.. Babam bi şeyler sorduğunda yanlış bi şey söylerim diye cevap bile veremiyodum bazen.. Anneye gelirsek o kadının her şeyi oluyosunuz.. Yanlış anlaşılmasın ama insan beslediği hayvan ölünce bile üzülüyo.. Anne bu tabi ki üzerimize titreyecek.. Bi de bi tane var elinde.. İlgi yağmuru değil bildiğin dolusu oluyor, seli oluyor.. Bi de şey var tek çocukları dövmezler, kızmazlar, kıyamazlar.. Annemden yediğim dayağın haddi hesabı yoktur benim.. Bütün anneler döver ondan şüpheniz olmasın... 

Tek çocuk olmanın çok kısıtlı sayıda artıları var.. Ailenin ilgisi, mümkün mertebe maddi rahatlık, mirassal durumlarda tek varis olmak, paylaşmak zorunda olmadığın ve olmayacağın oda.. Gerisi külliyen zarar.. Bi kere bütün ilginin senin üzerinde olmasından dolayı hiç bi şey yapamıyosun.. Nerde ne hangi şartlarda olursan ol akla ilk sen geliyosun.. Sen evden dışarı çıktığın an evde yokluğun hemen belli oluyo.. Akşam eve geç geldiğin zaman belli bi saatten sonra saat başı aranır, arkadaşlarına dalga konusu olur, huzursuz olursun.. Belki de çok güzel giden gecen bok olur afedersin.. 

Hani çocuksundur, büyüksündür evde bi şey olur kırarsın, dökersin,devirirsin.. Bunu örtbas edecek kimse yok.. Ne yapsan üstüne kalıyo.. Annen baban bi şey kırsa o bile senin üstüne kalıyo.. Birinden kaçsan diğerine yakalanıyosun.. Senin tarafını tutacak kimse olmuyo.. Annenin kanına gireyim bi izin koparayım dediğin zaman en başta " ben karışmam git babana sor " diyen annen satıyo.. Sen konuyu babana söylerken annen hemen muhalefet oluyo.. Bizim yalnızlığımız doğuştan geliyo.. 

Bakkala, markete gitmekten gına geliyo.. Evdeki tek çocuk sen olduğundan her şeye sen gitmek zorundasın.. Fırına git, bakkala git, fatura yatır, terziye git.. Yok bu olmamış bunu geri götür vs vs vs.. Yapsan bi dert yapmasan ayrı dert.. Bi tane çocuğumuz var o da bizi dinlemiyo diye laf ediyolar arkandan.. Ulan bari siz yapmayın ! Mahallede arkanıza alacağınız kimse yok.. Bi kavga çıksa abime söylerim diyemiyosunuz. Bütün kavgaları kendiniz yapmak zorundasınız.. Taaa çocukluktan kendi işimizi kendimiz yapmayı öğreniyoruz.. Hayat işte.. Onu da geçtim.. Mahallede ki en güzel top sizin olsa bile birileri sizi maça almazsa o top bi boka yaramıyo.. Abinizle ya da kardeşinizle karşılıklı maç yapamıyosunuz.. Elinizde top ciğerci kedisi gibi mahallede ki çocuklarla göz göze gelmeyi bekliyosunuz.. Zorluklarla başa çıkmayı daha çocukken öğrenmeye başlıyosunuz..

 Tek çocuk olmak çok ağır bi sorumluluktur.. Bi yerden sonra kendinizden çok ailenizi düşünmek zorundasınız.. Her hareketinize dikkat etmek diken üstünde yaşamak sizin yaşam biçiminiz olmuştur. Çünkü elalem ne der sözü beyninize kazınır.. "Bi tane çocukları var onu da yetiştirememişler.." Bu sözün annenizin babanızın kulağına geldiğini düşünsenize.. İşte bu sebepten dolayı spontane yaşam diye bi şey yok.. Her şey 3 gün önceden  planlanacak.. Atacağınız adımdan emin değilseniz şöyle bi kafanızı kaldırıp Ayşe Teyze'nin sizi izleyip izlemediğini bi teyit edin.. Sonra laf olur.. 

Ailenizi üzme lüksünüz yoktur. Her şeyini size adamış bu insanları kırmak, isteklerini geri çevirmek, yüzlerinin düştüğünü görmek onlardan çok sizi üzer.. Bazen hiç istemediğiniz şeyleri sırf onlar istiyo diye yapmak zorunda kalabilirsiniz.. Bi çocuğundan üzülüp diğerinden sevinecek bi aile hiç bi zaman olamazsınız.. Size iyi bi gelecek yaratmak için gece gündüz çalışıp çırpınan bu insanların emeklerini boşa çıkarmamak, onların yüzünde küçük bi tebessüm yaratmak ne kadar zor olursa olsun altından kalkmak zorundasınız.. 

Ve işin en önemli noktası.. ( Bu sadece erkekler için geçerli ) Evlendiğiniz zaman anneniz ve eşiniz arasında denge kurmak zorundasınız.. Bi tarafta size yıllarını adamış kadın, diğer tarafta bundan sonraki yıllarını adayacak kadın.. Arada çok büyük bi çatışma doğabilir.. Zaten yıllardır baskı altında, bunala sıkıla bugünlere geldiniz.. Tam rahata eriyorum derken bi de karşınıza bu çıkıyor.. Hadi buyur burdan yak.. Elin kızı diye tabir ettiğimiz eşiniz gelip sizi annenizden alıyor, almayı bırak bildiğin çalıyor.. Kan çıkaracak mesela bak bu kadar net konuşuyorum.. Bundan ötürü tek erkek çocukları kızların gözünde eksi puanlı.. Burdan da kaybettik.. Haa bunu tek kız için düşünürsek ki düşünmesi bile çok kötü.. Tek kız alınmaz arkadaşlar.. Bi tek annesi değil babasıyla da uğraşılmıyo bunların..

Şimdi bi daha düşünün bakalım tek çocuk olmak o kadar da güzel mi ? Tek çocuk olmak çok ağır bi sorumluluk ve inanın herkesin altından kalkabileceği kadar basit değil.. Emin olun ki tek çocuktan daha tehlikelisi kız kardeşleri olan tek erkek çocuktur.. Asıl korkulması gereken bunlardır.. 

Biz de isterdik ki önümüzde bize yol gösteren bi abi abla olsun ama olmadı.. Her zaman yolumuzu kendimiz bulmak zorunda kaldık.. Üstüne üstlük hep ön yargılara maruz kaldık.. Bence bizi sevin.. Biz sizi seviyoruz..




Bis'lendim !

Bundan yaklaşık 3 ay önce bir Mayıs sabahı İstanbul benimle tanışma şerefine nail olmuştu bildiğiniz gibi.. Ben geliyorum diye bi hazırlıklar bir programlar.. O event senin bu party benim.. Party'ler yetmezmiş gibi bir de after partyler var.. 6 gün kaldığım İstanbul'da 24 saat uyuyamadım yahu.. Uçaktan indim herkesin elinde bi IBW yazısı.. (Bkz. IBW) Kızlar IBW tişörtleri falan giymiş... Güneş gözlüğümü hafifçe indirip en seksi gülüşümü atıp yoluma devam ettim.. Zaten yolun sonunda Biemdabulyum beni bekliyordu.. Tabi tüm bu olaylar yaşanırken beni yalnız bırakmayan dostlarım vardı..

O bar senin bu bar benim gezerken beraber koptuğumuz Mia 'ya..

Bin bir türlü zorlukla gelmeye çalışan Weba 'ya..

Benimle alışveriş yapıp çıldırmayan, Terkos Pasajı'nda girmedik dükkan bırakmayıp, üstüne güzel güzel yemekler yediğimiz biricik kankam Leah 'ya..

En tatlı Pazar kahvaltılarının güzel isimleri Gözde ve küçük enişte Emre'ye 

teşekkür ederim.. Sağolun varolun iyi ki varsınız :)

Kar Havası !

Yormak, yorulmak, yorgun olmak.. 

Altta kalmak, ezilmek, çıkamamak..

Çıkış yolu aramak, gittiğin yolda kaybolmak..

Batmak.. Çırpındıkça daha çok batmak..

Hayal etmek.. Düşlemek.. Güzel günler düşlemek..

Paylaşmak.. Hayatı, yediğin lokmayı paylaşmak..

Kaçmak.. Kaçamamak.. Kapana kısılmak..

İmrenmek.. Özlemek.. Dokunamamak...

Heves etmek.. Gülen gözlerle heves edip, ağlayan gözlerle susmak..

Ağlamak.. İçin kan ağlamak.. İçine içine ağlamak..

Susmak... İçinde fırtınalar koparken sadece susmak.. Konuşamamak..

Durmak.. Bi şeyler yapmak isterken kendinde güç bulamamak...

Yazın ortasında kışı yaşamak..

Ustanın da dediği gibi... Pencereden kar geliyor...


#IBW !


Bir Pazar sabahıydı.. Saat yataktan çıkmak için çok erken, hazırlanmak için çok geçti.. Telefonun alarmını erteleme fırsatım bile olmadı. Yataktan kalkıp kendimi duşa attım.. Başımdan aşağı akan sıcak su vücudumun dört bi yanımı sararken ben de yavaş yavaş ayılmaya çalışıyordum.. Duş aldım. Güzel bi kahvaltı yaptım. Aynanın karşısına geçtim. Sakalımın göze batan taraflarını kestim. Dişlerimi fırçaladım. Saçıma köpükle mi yoksa kremle mi şekil vereceğime karar verirken ciddi anlamda zorlandım. En sonunda daha güzel kokuyo diye köpüğü tercih ettim. Saçlarımın yumuşak ve düz oluşu ellerimin içinde kaybolmasını, daha kolay şekil almasını sağlıyordu.. Saçlarımla gurur duydum. Beyazlar olmasa daha iyi olurdu ama napalım artık.. Yüz kremimi sürdüm.. Hava biraz serindi.. Ellerim çatlamasın diye el kremimi de ihmal etmedim.. Dolaptan takım elbisemi çıkardım.. Sanki mağazadan almamışım da bana özel dikilmiş gibiydi.. Kravatımı da bağladıktan sonra en güzel parfümlerimden birini sıktım.. Aynadan kendime baktım.. Dilimin ucuna bi şeyler geldi ama söyleyemedim.. Evden çıkıp arabaya bindim.. Motoru çalıştırdım.. Dikiz aynasından kendime baktım.. Güneş gözlüğümü çıkardım ve dedim ki..

Oğlum Bis.. Çok yakışıklısın !

Vee daha fazla dayanamayıp İstanbul'a gelme kararı aldım.. Çünkü sizi böyle bi zerafetten böyle bi estetikten böyle bi yakışıklılıktan mahrum bırakamazdım.. Yapamazdım.. Gönlüm buna daha fazla el vermedi.. Geliyim de İstanbul bi yakışıklı görsün di mi.. Tabi ki benim İstanbul'a ilk defa gelecek olmam sebebiyetiyle adıma düzenlenen organizasyonlar efendim partiler kısaca event'ler oldu.. Tüm bunlar Istanbul Bis Week adı altında hazırlandı. #IBW

Akıllarda ki soru işaretlerine bir yenisini daha eklemeden önce IBW'nin 2-7 Mayıs tarihleri arasında olacağını belirtmek isterim. Yani sadece 3 gününüz var. Yer ve zaman sınırlaması elbette yok.. Tek şart güzel olmanız :p Şaka şaka... Her an her yerde karşınıza çıkabilirim..

Tabi bu kadar yakışıklı bi adamın aşk hayatı nasıldır diye merak ediyosunuz. İş hayatı, bırakın aşk hayatını, kendi hayatının önüne geçmiş biri olarak size güzel haberler veremicem.. Tabii bu sizin için sevindirici bi haber.. Henüz beni kaptırmadınız.. Haa kızlar peşimde biliyosunuz.. Ekmek kuyruğu modu hala devam etmekte.. Nerdeyse eve helikopterle inecem o derece.. Halamlar son hız çalışmaya devam ediyor. Dikkat ederseniz lar dedim.. Üçüncü halamdan henüz ses çıkmadı ne zaman arayacak diye merakla bekliyorum. Ailenin bir kısmı beni askere göndermeye çalışıyor. Fakat direniyorum. Çünkü onlar askerden sonra çalışmalara başlayacaklar. Tabi bu kadar çalışma arasında hiç mi kaçamak yapmadım ? Mmm.. Fizik dersinden hatırlarsınız.. Başlangıç noktasına geri dönerseniz yer değiştirmeniz sıfır olur.. Bu demek oluyor ki doğduğumda annemin yanındaydım şu anda annemin yanındayım.. Yani yer değiştirmem sıfır ;)

Cuma görüşürüz ;)

Güzellikle Olmuyosa Zorlamayın !

Bazı şeyleri çok istememize rağmen elde edemeyiz yada edemiyoruz. Olmayınca olmuyor yapacak bi şey yok. Ha bu söylediğim şey iyi bi iş, iyi bi mülk değil.. Daha çok soyut şeyler.. Mesela aşk.. Mesela sevgi..

Şimdi nerden çıktı bu konu diyeceksiniz.. Son yazımda benim gibi bi insanın başına her zaman gelmeyecek nadir bi olay anlatmıştım. Tabi siz konunun orda kapandığını sanıyorsunuz ama tabi ki kapanmadı. Ha ben kapatmaya çalıştım fakat arkadaşlarım benim bi kızdan hoşlanmamın olağanüstü bi olay olduğunu düşündükleri için peşini bırakmadılar. Olaylar tamamen benden bağımsız gerçekleşti. Benim hamle yapmamam sonucu bi gelişme olmadı. Ama çevrendeki insanların sürekli bu konuda çalışma yapması insanın aklına bi acaba sorusu getirmiyo değil.. Acaba ben yanlış mı düşünüyorum diyosun ister istemez.. Ama inat bi insan olduğum için bi kere yok dedim geri dönmek de istemiyorum. Neyse sonrasında biricik halam tamamen tesadüfler üzerine kurulu bi görüşme için beni çağırıp bu konuda beni aydınlatıcı bilgiler verdi. Şöyle içime  soğuk sular serpti.. Hani artık acaba yanlış mı yapıyorum diyecek durumu ortadan kaldırdı. Zaten bağı koparacak bi şey arıyodum. Çok iyi oldu, çok da güzel oldu. Kadın süper herkesi tanıyor.. Sonuç olarak bana hiç de uygun olmayan biri olduğu kanaatine vardık. Demek ki bazı şeyler olmayınca zorlamamak gerekiyor. Haa bu herkes için geçerli olur mu onu da bilmiyorum ama ben artık olmayınca üzerine gitmeme kararı aldım. Kesin yanlış bi sonucu olacağı için olmuyodur. Allah'ın sevdiği kulu muyum nedir.. Hayır sevilmeyecek çocuk da değilim zaten :p

Tabi sadece bi olay bu kararı almama sebep olmadı. Geçen yine Facebook'da geziniyorum.. Baya bi geriye gittim ne olmuş ne bitmiş diye baktım. Yine buraya 3-4 yıllık bi hikaye yazmıştım. O kızın biriyle ilişkisi başlamış.. Merak ettim bi kimmiş diye.. Bakıyorum göremiyorum.. Bi şey var evet ama.. Hani yok canım olamaz diyosun.. Bu kız ve bu çocuk diyosun hatta diyemiyosun.. Yahu çocuk kıldan sakaldan yemin ederim gözükmüyo.. Instagramı varmış bi bakayım dedim.. Dövme falan yaptırmış.. Dövmeye karşı değilim yanlış anlaşılmasın hatta ben de küçük bi şey yaptırsam mı diye düşünüyorum. Neyse işte yahu çocuk bildiğin kıl yumağı valla ben tiksindim.. Pislik ! Sonra bu kızı yolun ortasında ağzından öpmüş çok afedersin. Kız o sakalın bıyığın içinde dudağı nası bulmuş onu da bilmiyorum ama bulmuş artık.. Bunu bi de instagarama koymuşlar. Ben buna da karşı değilim ama bana ters.. Dedim ki olum Bis bu kız sana göre değilmiş zaten.. Bi kere kıldan tüyden yoksun birisin. Senin kaymak gibi  göğsünde uyumayı bu kız haketmiyor. O gitsin o çocuğa ağda falan yapsın.. 

Bir .. iki.. Üç !

Hadi size üç saniyede neler olabilir onu anlatayım..

Mesela çok güzel bi kız düşünün.. Siyah saçlı.. Saçları dümdüz.. Sanki böyle ipekten yapmışlar gibi.. Nerdeyse beline kadar uzanmış.. Çok narin dokunsan kırılacak gibi.. Beyaz tenli.. Böyle bildiğin beyaz.. Sonra.. Sonra bu kızın bankanın kapısından içeri gireceği anı düşünün.. Orda kalın kapıyı açmayın.. Hikayeye tamamen tesadüfen bankanın önünden geçen bi çocuk dahil olsun.. Hadi sayalım.. Bir.. İki.. Üç.. Kız kapıdan içeri girsin bizim çocuk da kızı sadece üç saniyelik zaman diliminde görsün.. Gün akşam olsun..

Çocuğun aklına kızın silüeti yer etmiştir.. Hani o an sanki beynine kazınmıştır. Tabi bizim çocuk bu o olaydan bi gün önce mezun olmuştur.. Galiba hayatımda iyi şeyler olmaya başlıyo diye düşünmüştür.. Şansını denemek istemiştir.. Bankayı Foursquare'dan aramış, kızı bankanın mayoru olarak görmüştür.. Bu kadar iyi şey tesadüf olamaz değil mi ? Hesap dışarıya kapalıdır. Adı bellidir ama başka bilgi yoktur.. Resimleri karıştırırken bi uçak bileti görür.. Artık adını da soyadını da biliyordur..  Facebook, Twitter, Hocam, Google+, Instagram vs. vs.. Aklınıza gelebilecek bütün sosyal medya hesapları, Google'ın bilmem kaç salisede bulduğu bilmem kaç milyon sonuç.. Foursquare'da ki arkadaş listesini tek tek inceleyip, ortak tek bir arkadaş bulma çabaları ve her seferinde eli boş dönmeler de cabası.. Hiç mi bi şey bulamadı ? Aslında buldu.. Ev adresi -10 dk'lık yürüme mesafesinde-, bir sene önce yazmayı bıraktığı makyaj blogu, dışarıya kapalı Twitter ve Facebook adresi, doğum tarihi-tam 2 yıl 26 gün küçük-, burcu, okuduğu üniversite, üniversitenin bulunduğu şehir hakkındaki düşünceleri, annesinin Facebook'u, ailenin siyasi görüşü, ailenin nüfusa kayıtlı olduğu ilçe, ekstra ufak tefek bilgiler.. Peki bunlar tanışmak için yeterli miydi ? Malesef değil.. Hiç tanımadığınız birine ne diyebilirsiniz ki..

Aradan öyle günler geçsin ki mesela.. Bizim çocuk işyerine 100 metre ötede ki bankanın etrafından bile geçemesin.. Önce bankaya gitmeyi düşünsün. Sonra kızın hangi bölümde çalıştığını bilmediği için işyerinde ki arkadaşını düzenli olarak bankaya göndersin.. Hayır kız müşteri temsilcisi olsa direk hesap açamaya gidecek.. Form gibi bi şey doldururken tek tek söylecek..Bana 100 bin lira para da verseniz umrumda değil ben senin için geldim diyecek.. Ama yok kız sabit değildir.. Ayrıca çok önemli bi sorun vardır.. Kızın sevgilisi olabilir.. Bankaya gitmek sıkıntılı bi iş, kızı da rahatsız etmemek lazım deyip vazgeçsin bu işten.. Evet evet vazgeçsin.. Sonra bu konuyu arkadaşlarıyla paylaşsın.. Birden seferberlik ilan edilsin.. Arkadaşları 4 koldan sarılsın.. Bu arada araştırmalarına devam eden genç delikanlımız Facebook'da kızın ilişkisi yok yazısı görsün.. Artık son çare Facebook'dan mesaj atmak kalmıştır.. Google milyonlarca sonuç bulmuştur ama tek bir ortak arkadaş bulamamıştır. Annesinin bile yok düşünün.. Eve 10 dk'lık mesafede oturacak ve tek bir ortak arkadaş çıkmayacak.. Kıyamet mi yaklaşıyor yarabbim !  En yakın arkadaşı akşam üstü bankaya gidip kızı görsün bütün akşam ters bi şey yazar, yok derse alttan al diye sürekli mesaj atsın.. Çünkü çocuğun huyunu biliyo herkes alttan almaz, alamaz.. Fıtratında yok !
 

Bu da Bi Tespit Vol 13 !

Galiba yarım saat düşünüp giriş cümlesi yazamayınca böyle bi cümleyle başlamak zorunda kaldım. Aslında bu yazıyı daha canlı, aşırı heyecanlı yazmak isterdim ama yapamıyorum olmuyo yani.. Bu yazıyı yazmayı düşündüğüm ilk an not almaya başlasam muhtemelen buraya gelene kadar yüzünüze bi tebessüm kondurabilirdim.. Her neyse.. Bari kalanını kurtaralım di mi ;)

Geçtiğimiz Çarşamba günü sınavım olduğu için işten 4 günlük güzel bi izin aldım. Ama pazarı saymazsak 3 gün.. Cuma akşamı eve dönüş yapıp taaaa Perşembe günü işe dönüş yaptım.. Cuma akşamı eve geldiğimde içimde inanılmaz bi mutluluk duygusu vardı. Çünkü ertesi gün Cumartesi'ydi.. Sizin için sıradan bi gün olabilir ama benim için kesinlikle değildi.. Yaklaşık 13 yıldır hiç bi Cumartesi günü geç uyanamamış birinin evde kalması ne demek biliyor musunuz? Gece yatıcam ama içimde de bi korku var hani acaba bi şey olur mu diye tedirginim.. Ramazan Bayramı'nda yine Cumartesi'ne denk geldiği için sevinmiştim sonra Cumartesi sabahı 5'de kalkıp işe gitmiştim.. Bi de geç yatıyorum ki hani geç kalkayım.. Cumartesi sabahı 9'da kalktım gençler aşırı zevkli bi şey.. Tam bi saat yatağın içinde döndüm durdum. Müzik dinledim, maillere baktım.. Hani bi gören olsa acaba bu çocuk sevgilisinden gelen mesajı mı okuyor diyecek..

İşten izin aldığıma bakmayın Cumartesi' yi bildiğiniz tatil ilan ettim kendime.. O günü çatır çatır kendime harcamaya and içtim. Hani şey diyorum bütün yorgunluğumu atarım, keyfime bakarım ondan sonra tertemiz boş kafayla ders çalışırım. Abi Cumartesi bitmiyor ya bildiğin bitmiyor.. Pazar günü tatil ilan edilmiş ya bence çok yanlış.. Resmi tatil günü kesinlikle Cumartesi olmalı.. Pazar kadar hızlı biten bi gün daha yok.. Hafta içi zaten çalıştığımız için bitmiyo.. Pazar ne ara başlıyo ne ara bitiyo hiç anlamıyorum.. Çok bereketsiz bi gün.. Cumartesi ve Pazar ikilisi "Sarışının adı var esmerin tadı var" sözüyle tamamen örtüşüyor. Valla Pazar'ın adı çıkmış.. Tabi şöyle bi şey var.. Güzel bi Cumartesi'yi takip eden Pazar, yemeğin üstüne gelen tatlı gibi.. Birbirini güzel tamamlıyo.. Cidden insan dinlendiğini hissediyo.. Ben normalde Pazar'a o kadar çok şey sıkıştırıyorum ki iyice yoruluyorum.. Uzun lafın kısası Cumartesi çalışmayanlar veya yarım gün çalışanlar böyle güzel bi günün kıymetini bilin.. Haa bu arada ben sarışın severim..

Ben de uyku düzenimi çok güzel bozdum bu arada.. Uyku haram, zombi gibi geziyorum.. Bu da ben de sinir sistemi problemi yaratıyor.. Hala mantıklı düşünebiliyorum ama korkmayın sadece kızınca çok kızıyorum.. Yaa bana bi çözüm bulun.. Ben çok kızıyorum kontrolden çıktım sanırım.. Neyse bu konuya sonra dönelim.. Bi yandan ders çalışıyorum bi yandan feci sıkılıyorum.. Bünye böyle uzun tatillere alışmamış.. Sadece Pazar günüyle ciddi ve seviyeli bi ilişkim varken böyle Pazartesi, Salı falan ağır geldi.. Allah işi olmayanların yardımcısı olsun.. Hani tamam ben ders dolayısıyla çıkamadım dışarı ama hep evde kalsam nereye kadar dışarı çıkabilirim ki.. İş güç derken sinemadan falan baya baya uzak kaldım.. Yeni filmlerden bi haber yaşadığım için Yüzüklerin Efendisi'nden bi girdim  Karayip Korsanları'ndan çıktım.. Sonra kendime ulan ne kadar boş bi hayat yaşıyosun dedim. Bi kahve alıp balkondan karşıdaki inşaatı izledim.. Niye inşaat hala bilmiyorum.. Sonra aklıma Nejat geldi.. Dur dedim bi Kaybedenler Kulübü yapayım.. Yine bi hüzünlendim.. Tam Aşk Tesadüfleri Sever'e geçiyodum ilahi bi güç yeter dedi.. Ne ara ders çalıştın demeyin geceleri hayat çok sessiz..

Ev içinde biraz daha kapalı kalsam fenomen olmam an meselesiydi.. Resmen direkten döndüm.. İnsanın canı sıkıldı mı bi şeyler yazmak istiyo.. Böyle nası diyeyim beyin bi başka çalışıyo.. Sanki her şeyde bi açık arıyosun. Hani nası diyim biri bi şey yazsa da ben laf soksam diye tetikte bekliyo gibisin..Cidden ben çok sıkıldım.. Annemin sürekli bi şeyler yedirme isteği zaten başlı başına bi bela.. Apartmanda bağıran çocuklar mı dersiniz, gelen giden komşular mı dersiniz.. Resmen can sıkıntısından sigaraya başlıcaktım.. Millet nası alkolik nasıl sigara bağımlısı oluyor çok iyi anladım.. Derdimden içiyorum diyolar ya hep hikaye millet can sıkıntısından içiyo.. Mesela ders çalışıyorum bi ara vereyim diye kalkıyorum masadan bi hava alayım diye balkona çıkıyorum.. Zaten hava soğuk bi dk durup geri geliyorum. Ama sigara öyle mi titreye titreye içiyor insan.. Neyse sigaraya başlamayın ben her an başlayabilirim.. Maksat can sıkıntısı.. Yahu düşünebiliyor musunuz canım yemek yemek istemediiiii !!!

Tabi bu zaman zarfında sosyal medyanın diğer mecralarından eksik kaldım mı ? Tabi ki hayır.. Aldığım bi karar var ve kesin emin olduğum bi şey bu.. Ben Facebook kadar gereksiz bi şey hayatımda görmedim.  Benim de Facebook'um var yok değil ama böyle gereksiz şeyler için kullanıldığı dikkatimi çekmemişti.. Ne kadar boş adam var sayamadım.. Şöyle yapılan paylaşımlara baktım, gruplara göz attım.. Yemin ederim çoğu grup zeka seviyesi 5-10 yaş aralığında bi çocuğa eş değer yöneticiler tarafından yönetiliyor. Bi fotoğraf ekleyip haydi 10.000 beğeniiii !!!!! yazmak nedir ya.. Rekor paylaşım !! Hayır utanmasam ben de kendi fotoğrafımı koycam.. Her ne kadar yeni yasayla internet sansürlenmek istense de Facebook duvarları bir nevi billboard halini alıp hatta bazı profiller online seçim bürosuna dönüşmüş durumda..

Evde kalanların bir numaralı kurtarıcısı kadın ve evlilik programları.. Çekirdeğini al otur izle.. Karısını/kocasını aldatan mı dersin,  5 çocuğuyla ortada kalan kadınlar mı dersin konu çok.. Annemle Zahide'nin programını seviyoruz biz.. Ordan Esra Erol'a transfer falan oluyoruz.. Annem artık ezberlemiş kim kime geldi bana özet geçiyor.. Evlilik programları çok saçma ama bi o kadar da zevkli.. Hani bi ara ben de mi katılsam diye düşünmedim değil.. Haa amaç evlenmek değil.. Gider bi ay falan takılırım zaten gelen kızları beğenmem.. En azından bana gelecek kız profilini görmüş olurum.. Baktım güzel kız gelmiyo tası tarağı toplar Yeni Zelanda'ya giderim.. Oralar yeşillik böyle su kenarı falan mangal yaparım her gün.. 

Yalnız programları izlerken bu aldatma mevzusu gözüme çok takıldı.. Bu erkekler karılarını ne kadar çok aldatıyolar ya.. Hele bi tanesi var utanmaz pislik.. Sen kalk kadın hamileyken aldat.. Bunların bi cezası falan yok mu ya.. Boşanırsan nafaka diyolar hemen.. Bence çok saçma.. Sen al kadının ömrünü zehir et ondan sonra da aldat bi de üstüne boşa.. Kadın iyice ortada kalsın eline de üç kuruş para ver ohh ne ala memleket ! Eğer beni seçerseniz meclise adım attığım ilk gün bu konu hakkında yasa tasarısı hazırlayacağım sevgili hemşehrilerim !! Öhm öhm.. 

Yine böyle internette dolanıyorum bari alışveriş sitelerine falan bakayım dedim.. Hani modadan geri kalmayayım.. Bi fotoğraf gördüm.. Görmez olaydım.. Resmen kahroldum.. Yıllardır giyindiğim marka, sen kalk hiç utanma sıkılma benim en sevmediğim adama gömlekleri, ceketleri, montları giydir. Sonra bi güzel fotoğraf çek bunları paylaş.. Yeminlen tiksindim bak.. Benim en sevdiğim ay geliyor.. İlkbahar demek gömlek demek triko demek.. Şimdi gidip alcam olmaz ya o da aldı giydi.. Direk kaldır at çöpe.. Ben daha onu giymem.. O adamla aynı şeyleri giyemem ben zevklerimiz bile uyuşamaz.. Uyuşmamalı !! Bu olay üzerine sen kalk bi depresyona gir.. Hali hazırda yatma pozisyonu almış yatağın içine gir.. Bi insan yorganın altında oksijensiz ne kadar dayanabilir testi yap.. Sonra dedim olum Bis kendine gel.. Sen bu değilsin.. Bırak o utansın dedim.. Cool tanımını bu ülke senin doğumunla öğrendi sonuçta..

Yani demem o kii sürekli çalışmaya alışmış birini evde tutmak gerçekten çok zor.. İşim falan olmasa direk kafayı yerim heralde.. Tamam bir gün iki gün neyse de insan her gün kalamaz ya.. Gündüz zaten genel itibariyle herkes çalıştığı için zaman geçmiyo.. Akşama kadar o site senin bu site benim gezip duruyosun ama o da bi yere kadar.. İnsan uğraşacak bi şey arıyo cidden.. Millet bu kadar tweeti nası atıyo diye düşünürken birden kendimi içinde bulmam çok garip oldu.. Ama dediğim gibi tweet atmak çok istemsiz oluyo.. Hani sonra dönüp yazdıklarıma bakıyorum hani yazmasam da olur ama o an yazmalıyım evet yapmalıyım bunu diyorum.. Cidden çok garip.. Fenomen olmak için çok bi şey yapmaya gerek yok akşama kadar evde oturun, siteleri gezin, Tv'ye bakın yeter.. Hadi iyisiniz bu ipucunu da verdim size ;)

Bu aralar hiç tadım yok.. O yüzden böyle okunası yazılar yazamıyorum ama bloga geri dönüş yapmak üzereyim.. Boşa geçen bomboş hayatımı şekillendirmem gerek.. Nası yapacağımı da bilmiyorum.. Sakın hayatına bi kız al demeyin(!).. Patron yok kardeşim Allah versin.. 

Eee hadi o zaman görüşürüz.. 

Sigara !

Siz hiç yalnızlıktan korktunuz mu ? Yalnız olmaktan yalnız kalmaktan? Yalnız yaşamak demiyorum.. Yalnız kalmak.. Belki onlarca insanın arasında sıkışıp kalmak.. Belki de hiç kimse yokken hareket edememek.. İşte ben hep bunlardan korktum.. 

Çevrenizde o kadar çok insan vardır ki sanki hiç yalnız kalmayacakmış gibi hissedersiniz. Çünkü hangi tarafa bakarsanız bakın birileri mutlaka vardır. Size uzanan bir eli illa ki tutarsınız.. Ama insanoğlu işte en fazla iki tane eli var.. Birini bırakmadan diğerini tutamaz.. Bakar etrafına bi el daha tutmak ister.. Ne elindekileri bırakabilir ne istediğini tutabilir.. İşte o zaman yalnız kalır.. Uzaktan bakar sadece.. Konuşmak haykırmak ister.. Sesini duyuramaz.. Evet dışardan bakıldığında yalnız değildir.. Ama dışı seni içi beni yakar.. Yalnızdır !

Kapana kısılmak nedir bilir misiniz ? Onca insanın onca dostun onca arkadaşın içinde kapana kısılmak.. Kaçamamak.. Dilinin ucuna gelen kelimeleri içine akıtmak.. Susmak nedir bilir misin sayın izleyici.. İçinde bir yanardağ patlarken susmak nedir bilir misin ? O lavlar içine akarken, yavaş yavaş yakarken susmak nedir bilir misin ? Avazın çıktığı kadar bağırmak isterken yüzüne küçük bi tebessüm kondurmak nedir bilir misin sayın izleyici.. 

Peki ya kimse yokken.. Yalnızken yalnız kalmanın ne demek olduğunu düşündün mü hiç.. Pencerenin kenarına geçip, ince belli bardaktan dışarda koşan çocukları izledin mi hiç ? Ya yağmur yağarken.. Sırılsıklam olmuş, koşa koşa sığınacak bi yer arayanları seyrederken için hiç mi sızlamadı ? Sığınacak bi yer bulduklarında, birbirlerine bakıp gülen insanları gördükçe dışarının soğuğu içine işlemedi mi ? İçtiğin çayın ne kadar soğuk olduğunun farkına varmadın mı hiç ? 

Avazın çıktığı kadar bağırdığında seni kimsenin duymadığını anlayınca daha da çok bağırmak istemedin mi hiç ? Ağlarken sana mendil uzatan, gözünü kapatıp başını yasladığında başını okşayacak bir el bulamadığında yastığa sarılmadın mı hiç ? 

Ya da şöyle mi sormalıydım.. Yalnız yaşamakla yalnız olmanın farkını anladığında bi sigara yakıp dumanının içini ısıtmasını beklemedin mi hiç ? 

Senden, Benden, Bizden !

Soğuktan matruşka bebeklere taş çıkardığımız yeni yılın ilk günlerinden herkese merhaba ! Yeni yıl yeni yazı, bir üst sınıfa geçmiş öğrencini defterine açılmış yeni bir sayfa demek.. Gerçi ben hep eski seneden kalmış defterimi kullanmaya devam ederdim. Onun için geçmiş hiç peşimi bırakmıyo galiba.. Neyse haa bi de yeni yıl yeni kızlar demek..

İtiraf etmem gerekirse bu zamana kadar bloga defalarca yazı yazmak için geldim fakat bi türlü başarılı olamadım.  Hep bi engel çıktı yazamadım daha sonra yazacağım şeyleri unuttum.  Bu yazıyı 5 günden beri yazmaya çalışıyorum artık nası bi yoğunluktayım siz düşünün. Buraya asıl yazmak istediğim şeyi de unuttum bu arada.. Bu sırada Francesca gelip seni mim'ledim deyince fırsat bu fırsat dedim. Her ne kadar kolay kolay mim yazmasam da bu mim güzel.. Kısaca geçen yılın özetini yapmış olurum. Mim konusu geçen sene ne istedin ne oldu tarzında.. Ee hadi başlayalım.. 

Hesaplarıma göre geçen sene bu zamanlar mezun olmalıydım. İki dersi kalan bi öğrencinin başka bi şey planlaması beklenemez tabi.. Fakat olmayınca olmuyor. İnsanların egolarını tatmin etmekten kendi yolumuzu çizemez hale geldik. Bu sene ki hesaplarıma göre en erken ay sonu en geç Şubat'ın ortasında mezun olmam gerek.. Bakalım bu sene nası bi süpriz beni bekliyor. 

Hali hazırda devam eden bi işim var. Deli gibi çalışıyorum. Çalışmaktan kör olmam an meselesi.. Sosyal hayat kavramını neredeyse rafa kaldırmış durumdayım. Asosyal biri olarak hayatımı sürdürüyorum. Kendi işimin yanı sıra babamın işlerine de koşturmak durumunda kalabiliyorum. Hal böyle olunca kendi kendime zaman ayıramıyorum. Tüm bunlara rağmen okulun bitmemesinden kaynaklı olarak üzerimde aşırı bi baskı var. Atlas misali dünyanın yükünü sırtıma almış gibiyim. Altta kalmaktan bi hayli sıkıldığım ve hareketlerimin kısıtlı olmasından dolayı sinirlerimi kontrol edemem şu sıralar başıma bi iş açmazsa sevinecem. Boğa burcu bi insanım normalde kolay kolay sinirlenmem tek seferde kusarım ama bu aralar saman alevi mode on.. Geçen gün hocayı dövmek için okula gitmedim, hayır yapmadım bunu.. Beni son dakika durduran ilahi güç i <3 you