İşler Güçler Vol 2 !

En son geçen sene iş yerimle ilgili yazı yazmışım kalmış öyle.. Biriniz de çıkıp dememişsiniz ya Bis evladım, canım benim, hayatımın erkeği nerdesin... Nerdesin Tülay evine dön.. öhm.. Neyse işte size az buçuk işyerinden bahsedeyim..

Hala aynı iş yerinde aynı pozisyonda aynı işi yapıyorum. Geçen sene yazdığım yazıda ki çoğu şey hala geçerliliğini koruyor. Bu sene biraz daha fazla sorumluluğum var. Bu da daha fazla yoğunluk demek maalesef.. Tam bir işkolik olarak hayatımı sürdürmekteyim. Artık yahu akşama acaba ne yapsam gibi bi düşünceye sahip olamıyorum. Ekstra yoğun bi dönemden geçiyoruz. Çalışma saatleri yeri geliyo 12-13 saat civarlarında kalıyo hatta bazen o da yetmiyo evde devam ediyorum. Hal böyle olunca plan yapmaya bile fırsat olmuyo.. Haa bi plan yapsan ne kadar uygulayacağın da meçhul.. Saat 8'de eve geldiğinizi bi düşünün yemek ve duşu hesaba katın hadi kış dönemi duş almadığınız bi gün dışarı çıksanız yine saat 9'u buluyo..  Bu saatten sonra ne yapabilirsin ? Allah'tan kız arkadaşım yok.. Kesin beni terkederdi..

Tüm  bunlar olurken güzel şeyler olmuyor mu ? Oluyor tabi.. İnsanlarla uğraşmak her ne kadar zor da olsa arada bir yüzümüz gülüyor.. Mesela bi Aziz Amca'mız var adam ben ordayken 3 dairesine doğalgaz yaptırdı. Adam bildiğin ev yumurtluyor. Bi bakıyorum çıkıp gelmiş bizim yeni daireye kombi takalım, ee hadi takalım.. Geçenlerde yine dairesine bi kombi taktık, projesini çizmeye daireye gidecektim.. Bi sıkıntı oldu gidemedim. Sonra o daireyi ben bi güzel unuttum evet baya bildiğiniz unuttum.. Kiracı sen gel bi güzel taşın. Aziz Amca sen de bi güzel bana güven projeyi gönderdim san 3-5 güne açılır de.. 15 gün bi güzel buz gibi evde otur sonra gelin bana patlayın.. Hiç olacak iş mi allasen.. Kapıdan içeri girdiği an daire aklıma geldi düşünün o derece bi unutkanlık söz konusu.. Yüzünde bi kızgınlık ifadesi var. Başka zaman olsa proje onaylanmadı der yediririm ama bu sefer onu da diyemiyorum.. Neyse hoş geldin beş gittin derken ben bi yandan hem laf yetiştiriyorum hem de nası bi şey uydursam diye düşünüyorum. O sırada Aziz Amca o adam evde bi başına kalıyo, hasta olacak bi çorba yapanı yok deyince jeton düştü.

Galiba Büyüyoruz !

Ne kadar hızlı, ne kadar değişik, ne kadar garip bi hayatın içindeyiz farkında mısınız bilmiyorum.. Farkında değilseniz farkına varın.. Sanki büyük bi kumarhanenin içinde yaşıyoruz... Düşünsenize bi ne kadar büyük riskler alarak hayatımıza devam ettiğimizi..

En basitinden nefes almak.. Bir dakikada ortalama 15 kez nefes alırız.. Zehirli bi hava soluyup ölebiliriz.. Yediğimiz yemekler, içtiğimiz su, kullandığımız araba, bindiğimiz otobüs, her şeyden bi haber yürüdüğümüz kaldırımlar.. Yahu hepsini geçtim artık kitabın son sayfasına gelmiş bile olabiliriz.. Çok büyük risk altında yaşıyoruz.. Her sabah uyandığımızda yepyeni bi heyecanla güne başlıyoruz.. Evden çıkarken akşama görüşürüz sözü ne kadar da çelişkili değil mi ? Belki de görüşemeyiz.. Aldığımız tüm bu risklere rağmen bi şekilde günümüzü doldurup, bi sonra ki günün hayalini kuruyoruz... 

Son bi ay içinde yaşadığım bazı olaylar beni biraz silkeledi.. Sanki bi kendine gel hadi aç gözünü dedi.. Ama ben yine de anne 5 dk daha demekten alamıyorum kendimi.. Belki de cidden uyanığım ama yataktan çıkmak istemiyorum.. Emin değilim.. Çok değil alt tarafı 20 gün önce bi arkadaşımın düğününe gittim.. Daha önce de evlenen arkadaşlarım olmuştu ama ilk defa düğüne gittim.. İlk defa bi düğün garip geldi.. İlk defa düğünü detaylı detaylı inceledim. Yaza kardeşim dediğim adamın düğünü var.. Sizin düğünde şöyle yapalım şu olsun bu olsun dedim..  İlk defa takı takmak için sıraya girdim.. İlk defa damadın yakasına firkete geçirdim.. Şöyle bi etrafıma baktım.. Ben nerdeyim dedim.. 

Bu da Bi Tespit Vol 12 !

Çok garip di mi.. Uzun zamandır -ki bu zaman 30 Aralık 2012'den bu yana oluyor- tespit yazısı yazmamışım.. Bir zamanların efsane yazıları ahh ahh gençlik işte.. Uçan kuşta ki detay, yolda geçen kıza 3 sn bakışım, havayı koklayışım deyip uzun uzun yazardım.. Yaşlandık be hacı diyesim geliyo bazen.. Hani bi söz vardır ya sen benden geçtin de ben senden geçemiyorum diye bu blog yazmak da onun gibi bi şey.. Blog beni bıraktı farkındayım ama ben onu bırakamıyorum.. Ne kimse eskisi gibi bi şeyler yazıyo ne ben yazılanları okuyorum.. Önceden elinden tuttuğumuz şeyin şimdi serçe parmağına yapışmışız. Halay misali bi şey bizi çekiyo biz de gidiyoruz. Ne ne zaman duracağımız belli ne nereye gittiğimiz.. 

Başlığı görünce muhtemelen aranızda heyecan yapanlar olmuştur. Çünkü ben bile eskiden böyle bi başlık yazdığımda heyecanlanıyodum.. Düşünsenize ne yazacağını bilen ama heyecanlanan bi blogger.. Aslında kolay kolay da heyecanlanan birisi değilimdir.. Ama itiraf etmeliyim ki heyecanımı hiç bi zaman kontrol edemedim. Çoğu zaman başıma dert açmışlığım da vardır..

Hani arada bi kendime bakıp sorguladığım zaman -böyle de güzel bi özelliğim var- çok farklı şeyler görebiliyorum.. Sebebini bilmediğim bi şekilde korkmadığım şeyler var.. Herkes hızlı araba kullanmamdan şikayetçi.. Aslına bakarsanız ben de şikayetçiyim.. Ama bi günden bi güne kaza yaparım ölürüm diye korkmadım. Zaten genel olarak ölmekten korkmuyorum.. Sonucunu biliyorum zaten bi gün ölcem niye korkayım ki ? Mesela bazen kaptırıyorum sonra hızlı gittiğimin farkına varıyorum.. Aniden önüme bi şey çıksa duramayacağımı da biliyorum.. Ama frene basmak ya da ayağımı gazdan çekmek istemiyorum.. Bi şey orda beni sanki engelliyo.. Trafik canavarı değil merak etmeyin.. Bu şekilde kaç kere kaza atlattım onu bile hatırlamıyorum.. Geçen gün 160 km/h ile viraja girdiğimde arkadaşımın haklı olarak korkmasından, arabada tutunacak yer aramasından sonra biraz biraz kendime geldim galiba.. Haa virajı alamasak zaten öldük bi yere tutunsak da farketmiyo.. Hayır kendi canımı düşünmüyorum tamam da başkasının ne günahı var.. Ama bence yine de iyi biriyim..

Hayatta en çok korktuğum şeylerden biri yanlış anlaşılmak.. Bana en zor işleri ver, git bi kamyon yükü indir de sesimi çıkarmam ama biri beni yanlış anladığı zaman bu civarda yüksek bi bina yok mu moduna giriyorum. Ben iyi niyetli söyledim o da doğru anlasaydı diyemiyorum.. Bi yanlış anlaşılma varsa illa düzelticem. Uykularım kaçıyo, daralıyorum nefes alamıyorum sanki.. Bazen derdimi anlatmaya çalışırken iyice bokunu çıkarıyorum.. Bi yeri düzelteyim derken başka bi tarafı yıksam da bence yine de iyi biriyim.. 

Yanlış anlaşılmayı bi kenara alalım ben yanlış yapmaktan da çok korkarım. Ya şimdi başlayayım bi yeri yanlış olursa düzeltirim diyemiyorum. Bi iş yapacaksam mutlaka bütün detaylarını bilip öyle başlarım. Bi saatlik basit bi iş için bir hafta araştırma yaptığımı biliyorum. Bu özellik mi desem huy mu desem neyse artık bi yandan seviyorum bi yandan nefret ediyorum.. Bazen çok çaresiz kalsam da bence yine de iyi biriyim.. 

İşin kötüsü de ne biliyo musunuz ? Ben kalp kırmaktan nefret ediyorum.. Kim kalp kırmayı sever ki diyeceksiniz şimdi ama vardır oralarda bi yerlerde huysuz, çekemeyen, kıskanç biri.. İnsanların mutsuzluğuyla mutlu olan biri aramızda saklanıyordur.. Bilerek ya da bilmeyerek birini üzmem kendi kendime yapabileceğim en büyük işkencelerden biri.. O zaman yaşadığım huzursuzluğu kolay kolay yaşamıyorum.. Sanki ayakkabımın içinde, yatağımda yorganımda çiviler var ve bana batıyor.. Sanki yediğim her lokma boğazımdan geçerken bıçak gibi kesiyor, midem yediklerimi kabul etmiyor.. Bazen düzelteyim düşündüğümü anlatayım diyorum olay bambaşka bi yerde bitiyor.. Bataklık misali çırpındıkça batsam da bence yine de iyi biriyim..

Seyir Defteri Vol 1 : Gaziantep !

Sen geçen hafta bu saatlerde Gaziantep'te katmer keyfi yap bu hafta gel "dizi çıkmış pijamalarınla "
(pijamayı vurgulamak zorunda hissettim bi an) blog yaz..  Neyse hadi size geçen haftayı anlatayım.. 

Sabaha karşı 04.30 sularında uyanan kahramanımız saçını başını yapıp kıyafetlerini giyerken annesi de uyanmış ve mini bir kahvaltı hazırlamıştır.. (Ben annem gibi bi kız bulamam, kesin evde kaldım) Saatler 04.55'i gösterirken yola koyulup arkadaşlarımı toparlayayım derken saat 05.30'u buldu ve kaptan şöförünüz Bis kendini Antep yollarına attı.. Tabi Antep'e gideceğimizi söylediğimizde herkes şok geçiriyor. Malum önümüz bayram et desen var tatlı desen var ama lezzet ? 

Kendini sadece yemek yemeye adamış biri sizce o yolu nasıl gitti ? Ben de anlamadım aslına bakarsanız bi baktım ki Antep'teyiz.. Yöresel yemeklerden falan bahsedilince sabahları beyran içilir dediler.. Foursquare'ı yapan adamdan Allah razı olsun kapısına kadar götürdü bizi.. Ben ilerde bi kahvaltı gibi bi şey bekliyorum. Sonuçta beyran dediğimiz şey bir nevi çorba ve ben kahvaltıda doymak nedir bilmeyen bi insanım.. Beyin ve mide kahvaltı sırasında işlevini yitiriyor. Masada ki tabakların boşaldığını farkettiğim an duruyorum. Çünkü yiyecek bi şey kalmıyor artık.. Neyse beyranı anlatayım bilmeyenler için.. Bildiğimiz salçalı suyun içine bi kaşık pul biber, atılıp kaynatılıyor. Ama her kase ayrı kaynıyor. Koca bi tencere değil yani.. Sonra bu kasenin içine daha önceden haşlanmış kaburga eti ve pirinç atılıyor. Biraz birbiriyle özleşmesi beklendikten sonra servis ediliyor. Çorba önünüze geldiği an bile hala kaynıyor.. Hemen saldıramıyosunuz tabi şey yani yiyemiyosunuz. Yavaş yavaş.. Fakat insanlar sabahın o saatinde ailesiyle falan süslenmiş püslenmiş gelmişler.. Onları görünce doğru yerde olduğumuzu anladım..

Ee tabi sabahın dokuzu.. Her yer kapalı napalım napalım derken biraz çarşıyı gezelim dedik.. Güzel bi çarşısı var. Aradığınız çoğu şeyi bulabiliyorsunuz. Ordan kendime iki tane araba aldım.. Oraya kadar gidip bi şey almadan mı döneydim ? Evden aldığımız siparişleri de nereden alacağımızı kesinleştirdikten sonra bi katmer yiyelim dedik.. Öğleden sonra katmer kalmaz dediler.. Oraya kadar gittik bi Zekeriya Usta'yı ziyaret etmeyelim mi ?  Yine bi Foursquare etkinliğiyle yolumuzu bulduk fakat oturacak yer bulamadık.. Evet arkadaşlar oturacak yer malesef yoktu ve 20 dk ayakta çay içerek beklemek zorunda kaldık.. 20 dk bekledikten sonra bi yarım saat de katmerin pişmesini bekledik.. Katmer önümüze gelip ilk lokmamı aldıktan sonra ağzımdan çıkan ilk söz şu oldu... Bi tane daha söyleyinnn !!! 

Bir parça hamur alınıp merdane yardımıyla biraz büyütüldükten sonra el yardımıyla genişletiliyor ve incecik bi yufka yapılıyor. İçerisine kaymak, toz şeker, bolca antep fıstığı ve yanlış görmediysem tereyağı katılarak bohça gibi dört tarafından katlanarak fırına veriliyor. İşin sırrı yavaş yavaş pişirmekte hızlı pişerse tadını alamazsınız diyor Zekeriya Usta.. Eğer yolunuz Gaziantep çevresinden geçiyorsa mutlaka uğrayın derim.. Öğlen olmadan katmer tükeniyor.. Hesaplarınızı ona göre yapın ve bu lezzeti kesinlikle tadın..

Öğlen olmuş yemeğe biraz ara verip gezelim dedik.. Bayram arefesi olması sebebiyle çarşı insan kaynıyor. Yürümek bile çok zor.. Biraz mağaza gezelim hoşumuza giden bi şeyler olursa alalım diye ordan oraya geçtik.. Birden kendimizi SankoPark'da bulduk.. Bizim burda ki Avm'nin nerdeyse iki katı büyüklüğünde bi yer fakat insan yoğunluğuna bakarsanız nerdeyse yarı yarıya.. Orda ki insanlar da gördüğüm şey şu oldu ve kesinlikle takdir ettim.. Antep halkı kendi esnafına değer veriyor, kendi esnafı kazansın istiyor.. Avm'de ki bütün mağazalar büyük mükellef ve gelirler tamamen İstanbul'a akıyor.. Gaziantep'in tek kazancı iş istihdamı.. Fakat para yine İstanbul'a gidiyor.. Adamlar paralarını kendi piyasalarında kullandırmak varken neden il dışına göndersinler ki ? Bizim burda herkes Avm'lere koşuyor kendi esnafımız kan ağlıyor. Piyasada para yok para dönmüyor... Neyse bunlar işsel mevzular fazla girmeyelim.. Gaziantep halkını bu konuda tebrik ediyorum tekrar fakat sokaklarınız yollarınız çok pis lütfen biraz daha dikkat edelim.. 

Avm'den çıktıktan sonra Masal Park diye bi yere geçtik.. Biraz dinlenelim bi şeyler içelim dedik.. Ayyuş Hanım diye bi yere gittik gitmez olaydık.. Hayatımda içtiğim en iğrenç kahveyi orada tattım.. Ekstra bi şey de istemedim.. Sade Türk kahvesi.. Hani şu kız istemeye gelindiğinde içiliyo ya haa ondan işte.. Adamlar bildiğin suyun içine kahveyi atmış karıştırmış getirmiş.. Ne kahveye benziyo ne suya.. Baş parmağım kadar bi fincana koymuş yarısı zaten telve.. O küçücük fincanı bile bitiremedim.. Bi de arkamızda bi kız car car car konuşuyo.. İnsan bi susar arada bi nefes alır ya da der ki umumi bi alandayım belki rahatsız olan vardır biraz sesimi kısayım.. İlk defa geldiğim bi şehir şimdi hemen kendimi belli etmek de istemedim.. Neyse işte buraya gitmeyin ben beğenmedim.. 

Akşam yemeği ve tatlı için Çulcuoğlu'na gidelim dediler gittik.. Çulcuoğlu'na giderken Tahmis diye bi cafenin önünden geçtik.. Şöyle bi içeriye göz attım sazlı sözlü güzel bi yerdi. Dönüşte uğrayıp öyle gidelim dedik ama çok geç oldu uğrayamadık.. En çok üzüldüğüm şey oraya gidememek oldu. Yolunuz düşerse uğramadan sakın dönmeyin.. Bak sakın..

Çulcuoğlu' na gidip garsona durumu izah ettim.. Kilometrelerce yolu sadece yemek yemek için geldiğimi anlattım o da anlayışla karşıladı sağolsun.. Çulcuoğlu tarihinde ilk defa bir Pazar günü açık o da size denk geldi çok şanslısınız ,ben hallederim bana bırakın dedi.. Çorbasından, lahmacununa, içli köftesinden sayısız mezesine kadar her şeyi daha yemek gelmeden yedik.. Artık mezeden, salatadan, cacıkdan masada yer kalmadı. Tabakları üst üste koymak zorunda kaldık.. Çok güzel bi ayranı var söylemeden geçemiciim.. Bir yemek yedim böyle bi şey yok.. Tabi yetmedi bünye hala istiyor. Üstüne bir de Ali Nazik söyledik.. Tekrar dönmeyecek orada kalacak olsam daha da yerdim yani.. Yemekten sonra garsonun sorduğu soruyu size söyliyim de biraz gülün.. Tatlıya yer kaldı mı ? Bana sorulan soruya bakar mısınız ? Bi de böyle çekine çekine soruyo.. Dedim arkadaşım gönder gelsin gönder.. Bir künefe geldi ki gözler görmedik.. Lan dedim olum bu künefe nerde sadece fıstık getirmişsin sen.. Böyle bi lezzet yok.. Ben hayatımda böyle hafif bi künefe yemedim.. Yemek güzeldi ama künefe tam bir harikaydı..

Vee böylece Gaziantep yolculuğumuzunda sonuna gelmiş olduk. Yapımda, yayımda, sürümde, yiyimde emeği geçen herkese teşekkür ederim. Bir sonraki lezzet durağında görüşmek üzere.. Hoşçakalın..

Not : Bu yanda ki arkadaş künefe taam mı fotoğraflar arasında aramayın.. Hani göremezsiniz diye bi uyarayım dedim... Bi de arada yediğim ufak tefek şeyleri yazmadım.. Ama insanım bi de çatlamadım. Nası gittiysem öyle döndüm :p

Ölüyoruz !

Güzel yemek Bağdat'ta olsa gidilir...

Güzel yemekte sınır tanımayan ve bu konuda bir dünya markası olan Bis Group A.Ş.'nin yakışıklı playboy Ceo'su Bis 20 gün önce Sivas'a köfte ve etli ekmek yemek için gitmiş hayli memnun dönmüştü.. Çıtayı biraz daha yükseltip fırsat bu fırsat diyen Bis, yemeğin böğrüne tatlının bağrına Gaziantep'e gidiyor !!!

Muhtemelen ciğere yetişemicez ama katmer, beyran bizi bekliyor.. Etler, kebaplar, külbastılar Allah'ım sana geliyorum yarebbim.. Tatlılardan hiç bahsetmek istemiyorum zaten.. Yarın detaylı bilgiyi instagram hesabımdan takip edebilirsiniz.. Yalnız lütfen telefonumuzu bir laylon evet laylon bi şeyle kapatalım ki ağzımızın suyu telefona akmasın.. Yazık bayram arası bi de telefonsuz kalmayın..

Bu ara hayatımda ekstra gelişmeler tabiki yok.. Hala deli gibi çalışıyorum.. Aklıma acayip fikirler sokanlar var.. Dış güçlerde kulaktan kulağa söylenen sözler var. Her an her şey olabilir.. Bu kış çok acil mezun olmam lazım.. Hocalara gidip bu okul ikimize fazla deyip bu fazlalığın da ben olduğumu anlatmam lazım.. 

Sürekli çalışan bi insanın da anlatacak çok fazla bi şeyi olmuyo aslında.. Hayatı internetten takip ediyoruz. Sevdiğimiz arkadaşlarımız evleniyo efendime söliiim, burdan blogger arkadaşlarımızın mutlu haberleri geliyo, bebeyimiz oluyo diyolar seviniyoruz falan filan işte.. Hayat çok garip sayın izleyici.. Bazen hiç tanımadığın insanların mutluluğuna canı gönülden ortak olabilirken dibinde ki insanın ne sevincine ortak ne sorununa derman olabiliyosun.. Bazen olmak istemiyosun dışardan bakmak daha doğru geliyo.. 

Neyse işte saat geç oldu ben gece 4.30'da yola çıkıcam kahvaltıya yetişmem lazım.. Herkese iyi bayramlar diliyorum.. Dikkat edin kendinize taam mı.. Hakkınızı da helal edin gençler.. Ölecek yer ararken hakkaten ölmeyelim.. Ölürsem de ne haber olur hee.. Ölmeden önce ki son yazısında öleceğini hissetti !!! 

Haydin by :)

Son'Bahar !

Sıcak diye diye yazı da bitirdik.. Şu gün şu saat itibariyle sonbahara girmiş bulunmaktayız. Bu yazı da süblimleşmeden sonlandırdık. Kasım'da aşk başkadır diye Kasım'a kadar sevgili bulmuyoruz arkadaşlar.. Rica ediyorum bu konuda çok hassasım.. 

Yaz bitti diye düğün dernek bitti mi ? Hala çılgınlar gibi evleniyoruz, sözleniyoruz efendim nişanlanıyoruz.. Evliysek  evlilik yıl dönümümüzü kutluyoruz.. Mesela bu ay içinde evlenmiş olanlar olabilir ki kesin evlenmiş olan vardır. Ay sonu da olsa mutlaka bi evlenen olmuştur. Bis Group standartlarına göre eğer evlilikte ikinci yılınızı doldurduysanız çocuk da yapabilirsiniz.. Ben izin veriyorum.. Hayır insanlar -canlar,ciğerler,kuzu sarmalar, minik minik kuşlar- ben istedim diye çocuk yapıyor.. (Bkz. Can Ciğer Yorumu)

Her şey çocuk yapmayla bitmiyor tabi.. Önümüzde 7-9 aylık sancılı, tekmeli bi periyot var.. Tabi bunlar tatlı anılar :p Karnı sivri kesin erkek.. Ultrasonda doktor kız dese bile bi şey ifade etmez çünkü karnı sivri.. Görmemiştir canım o.. Baksana şu karna.. Sonra henüz ultrasonun yaygınlaşmadığı, doğum sırasında süpriz yumurta misali acaba ne çıkacak diye beklediğimiz dönemlerde ortaya çıkan ve hala günümüzde geçerliliğini koruyan alyans testi var.. Yok efendim alyans daire çizerek dönerse erkek olur, iki yana sallanırsa kız olur falan filan.. Hayır şimdi erkeğin ki neden daire çiziyor. Değmesin diye miii ? :p

Kızdı erkekti diye diye çocuk doğuyo ve bundan sonrası artık toplumsal bi sorun oluyor.. Çıldırtan gece ağlamaları, şehirler arası  bi yolculukta bitmek bilmeyen ağlamalar, sızlamalar, susmamalar.. Otobüsün ara koridorunda yeter ki sussun diye bir battaniye içinde çocuğu sallamalar falanlar filanlar.. Dikkat ediyorum ağlayanlar özellikle kız çocukları.. Daha bebekken ağlayarak istediğini yaptıran bi şeyin büyüdüğünde size neler yapabileceğini düşünün.. Tehlikenin farkında mısınız ?

Kız çocukları babalarına istediklerini bi şekilde yaptırabilirken, erkekler bırakın yapmayı anlatamıyor bile.. Erkeklerin atari, bisiklet ve bilgisayar tutkusu karne zamanı mutlaka kendini yenilemiştir. Çünkü baba yıl içinde hep karneye bağlamıştır.. Misal ben ilkokul 5. sınıfta bilgisayar istemiştim babam lise 2 de almıştı.. Adamda ki istikrara bakın 6 sene sallamış.. Bi kızı sen 6 sene bekletebilir misin ? Hiç ihtimal vermiyorum.. 

İşyerimizin karşısında küçük bi park var.. Onları görünce geleceğimizin büyük tehlike altında olduğunu düşünmeye başlıyorum.. 3-5 tane kız toplanıp bağırabildikleri kadar bağırıyolar.. Lan gidin yakan top oynayın, evcilik oynayın, ip atlayın, sek sek oynayın lan bağırmak ne ? Hangimiz daha çok çıklık atacak diye oyun mu olur.. Bu çocukların annesi hiç mi uyarmıyo hiç mi kızım ne bağırıyosun demiyo.. Çıldırmamak elde değil.. Bi de boş yere ağlayanlar var.. Zaten  nefret ettiğim davranışlar sıralamasında trafik sıkışmışken durmadan kornaya basanlar ve boş yere ağlayan çocuklar başı çekiyo.. Hayır bu nası bi gerizekalılıktır ya.. Ben ki 1988 yılında acıma duygularına tepki olarak doğmuş bi kişiyim.. Benim sınırlarımı zorlamanın ne mantığı var anlamıyorum ki.. Gidiyorum parka, insanca yaklaşıyorum canım niye ağlıyosun bi şey mi oldu diyorum.. Bakın ne kadar insancılım.. Lan yine ağlıyor.. Artık dayanamıyorum çocuğun annesini arıyorum.. Kadın parkın diğer köşesinde konseyi kurmuş dedikodu yapıyo.. Çocuğu gösteriyorum bi şey olmaz huysuzluk yapıyo ağlar ağlar susar diyor.. O an içimde ki Hulk canlanıyor.. Annesini ordan alıp kafasını parmaklıklara sıkıştırmak, çocuğa da bi tane yapıştırıp boş yere ağlamamasını sağlamak istiyorum.. Madem ağlayacak bi sebebi olsun.. Şöyle içini çeke çeke bi ağlasın ki boşa gitmesin.. Ama işte özümde iyi bi insanım..

Sonra bu kızlar büyüyor kocaman oluyor ama ağlaması bi türlü bitmiyor.. Bi erkek bu kadar ağlayabilir mi ? Tabiki hayır.. Çünkü ne kız gibi ağlıyosun diye bi söz var.. Adamın ağlayacağı varsa bile karizmayı çizdirmemek için ağlayamıyor.. Bırak psikolojik sebepleri adamın kolunu koparsan yok abi iyiyim, kökü ben de bi şey olmaz diyor.. Bünye kendini ağlamaya o kadar şartlandırmış ki çoo afedersin ota boka her şeye ağlıyor.. Sonra da erkekler duygusuz pislik heriflerin teki oluyo.. Hayır ağlamayın biz mi ağlayın dedik.. Ağlamak sizin için bi yaşam biçimi olmuş.. Lütfen gelecek nesillere bunu aşılamayalım.. Gerekirse boş yere ağlayan çocuklarımızı dövelim ki ağlamaktan korksunlar :p Şaka şaka :)

Yeni bi ay yeni bi mevsim.. Yeni başlangıçlar bizi bekliyor.. Sonbahar bana hep ayrılığı anımsatır.. Adından da belli ya son'bahar.. Galiba biraz da yaprakların dökülmesinden kaynaklı.. Önce yavaş yavaş rengini kaybediyor sonra tutunduğu dalı bırakıyor.. Esen bi rüzgarda ordan oraya savruluyor.. Eğer bi ayrılık var ve göz yaşı dökmeye niyetiniz varsa yaprak döken ağacı aklınıza getirin.. Yaprak dalından kopup başka diyarlara sürüklenirken, ağaç hep yerinde kalır ve bahar geldiğinde yeni bi yaprak boşluğu doldurur.. Yaprak ya da ağaç olmak  size kalmış.. Köklerinizi salabildiğiniz kadar derine salın ve toprağa sıkı sıkı tutunun.. Araya kış da girse bahar elbet gelecektir..


Sosyalleselim !

Sosyal medyada olmak ya da olmamak işte bütün mes'ele bu !

Her gün yeni bir sosyal medya aracı açılsa da üye olsak diye tetikte bekliyoruz. Şimdi birbirimizi kandırmayalım. Özellikle ilk üye olanlardan olmak da önemli.. Çünkü bu tarz siteler  genelde ilk açıldıklarında ingilizce olduklarından ve ülke genelinde ingilizce bize yabancı bi dil olduğundan kimse kolay kolay üye olmaz.. Sonradan üye olanlara da " ben daha dil ingilizceyken üye olmuştum cınım yaa demek.. " bize bi artı kazandırır. Çünkü sözlük diye bi şey yok ve ingilizcesi olmayan biri mümkün değil o siteyi kullanamaz.. Bir nevi buralar eskiden hep dutluktu demek gibi bi şey.. Neysee...

Her ne kadar Twitter çıktı Facebook bozuldu dense de çılgınlar gibi kullanıyoruz.. Jack demiş ki insanlar Facebook'da sayfalarca yazıyor kullanıcılar anasayfada o yazıyı görmekten usanıyor. Dur ben şunu 140 karaktere sığdırın diyim herkes rahat etsin.. Ama adamın Türklerden haberi yok.. Hayır sen 140 karakterle kimi durduracağını sanıyosun ?!!!'^+'^+'%

Bir Türk hiç bir zaman lafını sözünü esirgemez.. 138 karakter yazıp kalan iki karaktere " ++ " ekleyerek cümlesine devam eder. Çoo afedersin 20 tane tweet atar.. 21. tweete de okunması gereken ilk tweetin en altta olduğunu belirtir. Biz de Arapça gibi tersten okumaya başlarız.. Bi de hiç işi gücü olmayanlar var.. Onlar da kim kendisini takip etmekten vazgeçmiş ona bakıyor.. Bi de bi atar bi trip.. Sen gider bilmem kimi takip edersin ama tweetini ben fav ederim falan filan.. 

Artık yaş kemale erdi.. 25'in ortalarına doğru koşar adım ilerliyorum.. Eskiden Facebook'a girip beğendiğim sözleri yazıp sevdiğim şarkıları paylaşıp çıkan ben, tamamen başka bi boyuta geçtim. Bundan bir iki sene önceye kadar yaz aylarında kim nereye tatile gitmiş, amele yanığı olmuş mu diye bakerken şimdileri kim evlenmiş, kim nişanlanmış bunu takip eder oldum. Kendi adıma yaptığım hiç bi şey yok hep başkaları ne yapıyo ne ediyo.. Tabi bu takip sonucu muhteşem istatistikler ortaya çıkıyor.. Şu ana kadar vardığım sonuç şu : " Millet çılgınlar gibi evleniyor ! "

Şu satıra kadar okuyup 25 yaşını geçmiş kim varsa hemen bilgisayarın başından kalkıp kendine birini bulsun. Yazının geri kalanı artık sizin için bi şey ifade etmiyor. Yorum yazmanız da önemli değil nalet olsun ondan da vazgeçtim,  gidin kurtarın kendinizi.. Arkadaşlarınız beyaz eşya muhabbeti yaparken siz aval aval bakmayın.. Hayır biz bakıyoruz pek hoş olmuyo.. Müzmin bekarlar olarak başka bi konudan konuşmaya başlayınca nişanlı kesim bize uzaylı muamelesi yapıyor..

Nişanlı kesimin de sıkıntısı büyük tabi dışardan göründüğü kadar her şey toz pembe değil.. Kız tarafı buzdolabı gri mi olsun yoksa beyaz mı diye düşünürken erkek tarafı hangisi daha ucuz diye düşünüyor. Bu devirde kız olacaksın ben onu anladım.. Her türlü senin sözün geçiyo.. Yiyosa git beyaz buzdolabı al.. Sıkıntı büyük neyse ben sizi korkutmayayım.. 

Tabi ki hizmette sınır tanımayan işçi ve işverenin dostu, garibanın yoldaşı, zenginin arkadaşı Bis Group Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. ve daha sayamadığımız bir çok zengin gösteren şirket uzantılarına sahip, genç, yakışıklı bir o kadar çekici ve karizmatik, güzel kızları peşinden koşturan, mükemmelliği İsviçre'li ilim ve bilim adamlarının kıskançlıkları yüzünden İsviçre'li bilim kadınları tarafından tescillenmiş gözde bekar Bis sizleri düşünmekten yine kendini alamadı. Vay efendim ben kimseyi bulamıyorum çok yalnızım diyenler için hizmeti ayağınıza getirdi.. Facebook, Twitter gibi sosyal medyada kullandığınız profil fotoğrafıyla beraber nüfus cüzdanınız veya öğrenci kimliğinizde ki fotoğrafınızı bir CV eşliğinde birinceses@gmail.com adresine mail atın. Size en uygun kişiyi bulalım.. Daha ben ne yapayım ? (Alkış efekti)

Kendini sizlere adamış olan bu garip kulunuz da Instagram takipçilerinin sen de daha ölmedin mi sorularına cevap olabilmek için kendini yemeğe verdi.. Evet arkadaşlar hala ölmedim.. Ölecek yer arıyorum.. Yer ve zaman tanımaksızın deli gibi yemek yiyorum.. Güzel yemek Bağdat'ta olsa gidilir diye bi söz var.. Yoksa da artık var.. 

Ağustos'u da bitirdik bu arada.. Herkes deli gibi tatile gidiyor.. Çoo afedersiniz biz de eşşek gibi çalışalım.. Hayattan soğudum zaten hiç bi şey yapasım da gelmiyor.. Sanıyorum Allah bizi bunlar hep çalışsın kategorisine almış.. Çilemse çekerim kaderimse gülerim modundayız.. Fakat gelin görün ki gülemiyoruz da.. Tatilde olan veya tatile gidecek olan herkese şimdiden iyi tatiller.. Düğünü olanları da tebrik ediyorum. Allah mutlu mesut etsin.. En kısa zamanda yeğenleri bekliyoruz.. Yalnız bi ricam var lütfen çocuğunuz olunca Facebook adınızı değiştirmeyin.. Evlenmeden önce sadece adı ve soyadı yazan bi kızın çocuğu olduktan sonra adı, çocuğunun adı, evlenmeden önceki soyadı, evlendikten sonraki soyadı olunca hiç hoş olmuyo.. Ben siliyorum yanii.. 

Görüşürüüz..


Your Smile, My Happiness !

Sürekli gülebilen insanlar var... Bence müthiş bi şey.. Düşünsenize bi dert yok tasa yok.. Belki de çok derdi vardır ama yüzünden gülümseme hiç eksik olmuyo.. Bazen düşünüyorum acaba bana mı hep böyleleri denk geliyo ? Onlara bakınca kendimi daha kötü hissediyorum işin açıkcası.. Aynadan fotoğraf çekme furyasına ben de katıldım.. Ama mazeretim var asabiyim ben.. Bi insanın hiç mi gülen fotoğrafı olmaz.. Gülemiyorum arkadas olmuyor.. Hani acaba güldüğüm kareyi mi kaçırıyorum dedim geçtim aynanın karşısına.. Olmuyor olmuyor.. Hep bi yapmacık gülümseme.. Nerdeyse Youtube'dan fıkra açıp dinlicem ki güleyim de bi iki fotoğraf çekeyim.. Yarın bir gün torunlarıma işte bu 32 dişi görünen genç delikanlı dedeniz diyemeyecek miyim ? Gülen bi fotoğrafım olmadığı için evlenemiyorum..  Yoksa kızlar kapıda kuyruk biliyosunuz..

Bir diğer soru da bu insanlar profesyonel gülücü mü yoksa gerçekten içerden gelen bi mutluluk yüzüne mi yansıyor ? Biliyorsunuz ki biz cenazenizde göz yaşı düğünlerinizde halay başıyız... Diyelim ki bu insanlar aşırı derecede mutlu.. Taşıyor artık.. Bu mutluluğun kaynağı ne ? Nerden geliyor bu yoğurdun bolluğu ? En büyük zevkim sabahın erken saatlerinde instagrama bakmak.. Sabahın köründe kalkıp aşırı mutlu olan insanlar var.. Ben sabah zorla yataktan kalkmışım.. Yüzümü yıkayana kadar ekran netleşmemiş.. Utanmasam biri gelsin yüzümü yıkasın dicem... Bi de onlara bakıyorum süslenilmiş püslenilmiş.. Aşırı mutlu bi yüz ifadesi.. Bi kahkaha atsa ortalık yıkılacak nerdeyse.. O kadar hoşuma gidiyo ki.. Bazen de diyorum ki acaba ben sadece madalyonun bir yüzünü mü görüyorum.. Sonuçta gülen kadar belki de daha fazla mutsuz olan güne ağlayarak başlayan insanlar var.. Belki de o yüzünü görmek istemiyorum.. Evet belki de başkalarının mutlu olması bi nebze beni de mutlu ediyo.. Sevdiğim insanların mutlu olduğunu bilmek, onların mutluluğu için bi şeyler yapabilmek de benim hoşuma gidiyo.. 

Bis Cosmetics !

Sene geçen sene moda ve makyaj bloglarının tavan yaptığı bi dönemdeyiz..
Bi çok kişinin Blogger'lığı meslek edindiği günler.. Kişisel blogların geri çekildiği, kış uykusuna yattığı hala da doğru düzgün uyanamadığı dönemlerin başlangıcı o günler.. Hadi kızlar bi şeyler bulup buluşturuyo yazıyo ama erkeklerde durum çok sıkıntılı. Yazacak bi şey bulamayınca olduğun yerde kalıyosun.. Benim de giyim kuşama olan merakımı bi çoğunuz tarafından bilinir. O sıralar bana da moda bloggerı olan falan diyolar.. Ben kim moda bloggerı olmak kim... Eee o olmadı hadi erkek kozmetiği yaz falan filan derken geçen gün yine böyle bi muhabbet geçince hadi yazalım bakalım dedim.. Korkmayın uzun soluklu bi yazı dizisi değil sadece bi yazıdan ibaret olacak.. Yani erkeğiz arkadaşlar kozmetik dediğiniz şey kadınlar için var.. Bakalım bir elin parmaklarını geçecek mi ?

Farzedelim ki benim dışarı çıkmam gerek.. Yani o gün bi ilham gelmiş çok afedersin bi götüm kalkmış.. Gideyim de iki üç kızın canını yakıp geleyim dedim.. Bunun için ilk şart ne ? Duş almak.. Duşa girmeden önce mutlaka sakallarımı düzeltirim.. Instagramdan takip edenler bilir kendinden şekilli bi sakalım var.. Otomatik şekilli çıkıyo. DNA kodlarım bu şekilde yazılmış.. Sakalı düzeltmek için en önemli aletimiz tabiki traş makinesi.. Yılda bir en fazla iki kere jiletle traş olurum.. Nasıl ki kadınların epilatörü var erkeklerin de traş makinesi var.. Dediğim gibi traş makinesini sadece sakallarımı düzeltmek için kullandığım için süper bi makine alma gereği duymuyorum.. 1 numara alsın yeter. Bunun için de elektronik piyasasına yön veren Urfa'lılardan aldığım mükemmel makine Dingling'i sizlere sunmaktan gurur duyuyorum.. Şarjlı harika bi makine.. Tamamen Çin malı olup hiç bi garantisi yoktur. 35 TL fiyat biçilip 15 TL'ye alındığı için garantiye ihtiyaç duymazsınız zaten.. (Bkz. Dingling) Ayrıca burun kıllarını uzatıp boncuk takmak istemeyenler için bir diğer mükemmel ürünümüz Sinbo ! Kendisi pilli olduğu için yarıyolda kalabilirsiniz ama normal zamanda tam bir görev adamı.. Kullan yıka yerine koy hiç itiraz etmez.. (Bkz. Sinbo)

Live It Up !

Tamam kabul bu sefer arayı çok açtım...

Ortadoğu ve Balkanların en yakışıklı, en mükemmel, en romantik, en sevilesi öpülesi, en bir lokmada yenesi, en en en Blogger'ı Bis tekrar aranızda.. Aradan bir buçuk ay gibi bi süre geçti. En son gelmiş geçmiş en iyi yazılarımdan biri olarak gördüğüm (evet narsistim) Rüzgar'la sizlere veda etmiştim.. (Bkz. Rüzgar) Aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen hala film teklifi gelmedi.. Halbuki 10 yıldır aynı numarayı kullanıyorum, maillere anında cevap yazarım ama gelin görün ki ne arayan ne soran.. Çok güzel bi yaz filmi çekebilirdik.. Deniz, güneş, kızlar, ben.. Deniz ve güneş olmasa da olur problem etmem.. Öpüşme sahnesi olmayan filmde oynamam.. Katı kurallarım yok..

Benden haber alamadığınız bu süreç içerisinde çok şey değişti demek isterdim ama değişen hiç bi şey yok.. Çoo afedersiniz 25 yıllık hayatım boyunca bu kadar boktan bi dönem yaşamadım.. 40 yıllık devlet memurları gibi sabah işe akşam eve geliyorum.. Hayattan soğudum yemin ederim.. Bir nevi fırın oldum. Zamanı gelince yemeği pişiriyorum sonra fişimi çekiyolar olduğum yerde kalıyorum. Yine de mutlu olabileceğimiz anlar oluyor tabi.. Tümden bir felaketin içinde değilim.. Son 10 gündür bazı sebeplerden ötürü yaşadığım uyku problemini aşmış durumdayım.. Uyumak isteyip uyuyamamak çok kötü arkadaşlar.. Yalnız vücut geçmiş günlerin acısını çıkarıyor gibi aniden uyku bastırıyor bu sefer de ben uyumak istemiyorum. Neyse işte uyumak güzel.. Hah.. Bakın mesela herkes cuma gününü iple çekiyo ben çekemiyorum arkadaş.. Cumartesi yine çalışıyorum.. Hadi tamam aramızda Cumartesi çalışanlar da var ama onlar da Cumartesi akşamı neler yapsam diye plan yapıyor.. Ben onu da yapmak istemiyorum.. Çünkü Pazar gelsin istemiyorum. Pazar günü tatil güzel bi gün falan ama çok çabuk bitiyo.. Ertesi gün yine iş var.. Bir tatil günü bu kadar çabuk bitmemeli bu gidişe bi son vermeliyiz.. #DirenPazar

Rüzgar !

 Sabah işe gelmiş, masana oturmuş çalışmaya başlamışsındır kim bilir belki de kahkaların ofisi çınlatıyordur bile.. Şöyle bi saate bakarsın günün bitmesine daha çok vardır.. Sıradan bir gündür senin için.. Hayatın ömrümden çaldığı bir gün diye isyan edersin belki de.. Belki yüzün güler ama kızılcık şerbeti içmişsindir, tadın kaçar.. Belli etmezsin kimseye.. Gelen gidene takılmayı ihmal etmezsin her zaman ki gibi.. İnsanlarda ki bu enerjiye hayran hayran bakarsın.. 

Olup bitenden haberdar olmak için geçersin bilgisayarın başına, açarsın internetini.. Güzel bi haber ararsın bulamazsın.. Biraz şarkı dinleyeyim dersin yaralar seni.. Herkesin hayatı güzel olacak değil ya benimki de böyleymiş dersin kabullenmişsindir belki de.. En çok da o kabulleniş o çaresizlik yaralar seni.. Bi ipin ucundan tutmak, herkesin bindiği otobüse sen de binmek istersin, binemezsin.. Ya ip kopar ya otobüsün tekeri patlar..

Bi kahve alırsın acı bi kahve.. Her şey bi rüya olsun istersin ama o içtiğin kahve acı acı işler içine.. Hayatında bi çizgi olsun istersin, o çizgiyi takip etmek, çizemezsin.. Tesadüfe bakar mısın kalemin ucu kırılmıştır. Kırık bi kalemle çizeceğin çizginin çatallarında kaybolacağını bilirsin.. Kalemi aldığın yere bırakır, bitmiş kahve fincanını yıkar, güne başladığın yere, yatağına geri dönersin.. 

Sıcaktır, rahattır hep seni bekler.. Sorgu sual etmez.. Nerde kaldın demez.. Ama o yastık yok mu o yastık.. Uyutmaz seni diken gibi batar.. Bir sağa dönersin bir sola.. Yumuşak dikendir aslında.. Tatlı tatlı batar.. Sivrisinek gibidir.. Nasıl ısırdığını anlamazsın.. Isırdığı yere salgısını bırakır uyuşturur ya seni, yastık da öyle.. Önce acıtır hissedersin sonra yavaş yavaş yayılır tüm vücuduna..Bilirsin gözünü kapattığın an uyuyacaksın bilirsin gün bitecek artık. Karşı koyamazsın uykuya kapatırsın gözlerini.. Tekrar açtığında sabah olmuştur. Dün yaşadıklarını bugün de yaşayacağını bilirsin.. Kalkmak istemezsin ama kalkmak zorunda olduğunu da bilirsin. Yastığın yine diken olur sana acı acı kalkarsın..

Gün olur nerden geldiğini anlamadığın bi rüzgar eser tatlı tatlı.. Bi ferahlık hissedersin, bi rahatlık getirir sana.. Hiç tanımadığın, hiç görmediğin, hiç dokunmadığın..

Selam Ben Nil !

Herkese merhaba,

Buradan birilerine hitap etmek çok garip bi duygu olsa gerek. Karşınızda biri varmış gibi konuşmak belki de ondan cevap beklemek farklı bi his. Kim bu nereden çıktı demenize fırsat vermeden kendimi tanıtayım. Adım Nil... Sizin tabirinizle Bis'in, sevgilisiyim. Blogunu bulmam biraz zaman aldı ama başardığım için mutluyum. 12 Ekim'den beri birlikteyiz yani 5 ay falan oldu. Ama görüyorum ki ne benim hakkımda bir yazı yazmış ne de tek bir kelime etmiş. Hala burda kendini gözde bekar olarak tanıtıyo. Sürekli telefonuna gelen mailler, doğru düzgün kullanmadığı bi twitter hesabına gelen mesajlar, tweetler her şeyi okuduktan sonra silmesi beni şüphe duymaya itti. Böyle gizli kapaklı bi iş çevirmesine rağmen ne telefonunda ne de bilgisayarında şifre var. Telefonuna o izin vermeden dokunamıyorum bile ama artık canıma tak etti. Salı günü alışverişe çıktığımız zaman lavaboya gitmek için ceketini bana verdi. Aldım telefonunu bi güzel karıştırdım. Blogu, twitter hesabı her şeyi birbirine bağlamış. Bu yazıyı yazdığım için bana kızacak biliyorum ama onu gizli gizli takip etmek istemediğimi bilmesini istedim sadece. Bir de yazılarında benden bahsetsin istiyorum, okuyanlar sahipsiz sanmasınlar ! Ayrıca kızlarla da konuşmasın, mail de mesaj da atmasınlar. 

Ne Diyosun !

Kedilerin hala sesinin çıkmadığı bir Mart ayından herkese merhaba !

Yeni yıla girdiğimiz ilk andan itibaren yeni yıl acaba bize ne getirecek sorularına " Allam işşallah sevgili getirir ! " cevabını veren kızların oluşturduğu topluluk geçtiğimiz 14 Şubat'ı da yalnız geçirdi. Üzerinden bir ay geçmesine rağmen etkilerini sosyal medya üzerinde hala görmekteyiz. Yazık !

Dikkatinizi çektimi bilmiyorum ama son zamanlarda insanların her şeyi abartarak anlatması, olayları büyütmesi gözüme gözüme batmaya başladı. Tabi bu son zamanlar dediğim işte 14 Şubat sonrası.. Erkek arkadaştan gelen hediyelerin Instagram'da, Facebook'da ve Twitter'da paylaşıldığını hepimiz gördük. Elbiseler, takılar, ayakkabılar, kozmetik ürünleri vs. vs.. Biliyosunuz böyle özel günlerde hediye karşıtı bi insan değilim. Özenle seçilip alınmasından yanayım.. Ama bazıları öyle bi abartıyo ki alınan hediye standart bi şey.. Girmiş bi mağazaya elbise alıp çıkmış.. Kız bunu öyle bi abartmış ki sanki elbiseyi Yıldırım Mayruk dikmiş.. O elbiseyi kız kaç kere giyer o da şüpheli.. Çok afedersin ben o elbiseye götümü bile silmem.. Her neyse yine de düşünüp hediye aldığı için burdan Burak adlı gence kocaman alkış gönderiyoruz..

Ana Kuzusu !

Aylar geçse de üstünden bu kalp sizi unutmadı ! Beni sizler yarattınız sözünün doğru olduğu yegane yerlerden biri olan bloga geri dönüş yapmanın haklı gururunu yaşıyorum. Şu an gözyaşlarım boncuk boncuk yanaklarımdan süzülürken Iphone'umu elimin tersiyle kenara ittim. Sonuçta o kadar para verdik gözyaşı damlar bozulur falan filan..

Hatırlarsanız son yazımda size blogun yeni temasıyla merhaba demiştim. Hayattan yediğim darbelerden sonra bir tokat da blog bana atmış ve temayı yenilemek zorunda kalmıştım. O yazıda size Maldivler'e gideceğimden bahsetmiştim.. Maldivler bir sıcak bir sıcak anlatamam. Yazın tatile gitmenin gereksiz oldğuna karar verdim. 40 derece sıcaklıkta tatil mi olur ? Korkuyoruz ki seksi vicüdümüzü güneşe verip, D vitamini depolayalım. Blogun istatistiklerine baktığımda yurt dışından da takipçilerim olduğunu görüyordum. Siz hiç üşenmeyin benim yazımı okuduktan sonra kalkın Maldivler'e gelin. Uçaktan indim, pasaport işlemlerimi halledip valizimi alacakken insan seli üzerime doğru gelmeye başladı. Benim de haberim yok tabi arkama falan bakıyorum acaba ünlü biri mi geldi diye.. Sarılan mı dersin öpen mi dersin.. Resmen ayak üstü tacize uğradım.. Yer yer moraran uzuvlarım oldu. Kendimi zorluklar içerisinde 7 yıldızlı otelimin kral dairesine attım.. Sahile çıkmak bambaşka bi dert zaten.. T-shirt'ümü çıkarmak istiyorum flaşlar patlıyor.. Seksi vicüdümü gören kızlar ayılıp bayılıyor.. Bi kere dokunabilir miyim diyen bile çıktı düşünün artık.. İmza dağıtmaktan güneşlenemedim bile.. Yanıma fotoğraf falan da almamışım.. Göbeğe atılan imzalar mı dersin boyuna atılan imzalar mı dersin.. Bazı imzalar var kiiii insanın attıkça atası geliyor.. İlklerin öncüsü olarak nerdeyse tüm vücut epilasyondan sonra tüm vücut imza olayına imzamı atacaktım..

Tatilimin son günü son kez bi denize girip kendimi kızgın kumlara atayım dedim.. Rike marka şortumu ve Bay-Ban marka sunglass'ımı takıp sahile doğru yol aldım. Şezlonguma havlumu serecekken 14 metre uzağımda bana doğru bakıp dondurmasını yiyen, 1.72 boyunda 56 kilo dolaylarında, buğday tenli, saçları omuzlarına dökülen, gözleriyle adeta kıps kıps yapan kıza gözlüğümü hafifçe indirerek 7 numaralı bakışımı attım. Kız bayıldı.. Biliyorum inanmayacaksınız ama bayıldı.. Adeta bir Sülüman-Hürrem ilişkisi oluştu aramızda.. Sahilde ki görevlilere tez bu hatunu odama götürün, hekim çağırın diyecektim ki aklımda soru işaretleri oluştu ?????

Phoenix !

Hayatta yapılacak en büyük hatalardan biri sanırım iyi bi başlangıç yapamamaktır. Nerden çıktı bu diyeceksiniz belki.. Temanın değişimi sanırım en büyük cevap olur.. Tanrım beni baştan yarat şarkısıyla girdiğimiz bu yola alnımızın akıyla çıktık galiba..

Geçen hafta divider eklemek için bloga yeni bi kod girdim, girmez olaydım.. Tema bildiğiniz çöktü.. Her şey birbirine girdi.. İzleyicileri bile bulamaz oldum.. Yedeği var ne de olsa dedim hiç umursamadım.. Gelin görün kii yedek bile çalışmadı.. Düşünün beni, beni Bis'ini reddetti ! Ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. Baktım işin içinden çıkılacağı yok.. Yeni bi tema bulayım dedim.. Her şey çok klasik çok standart ve isteklerimi karşılamıyo.. Yüzlerce blog teması indirdim, kodları ayrı ayrı yazdım.. Hepsini birleştirdim.. Bu kez de kodlar sıkıntı oldu.. Yeni şeyler türettim yeni ekler getirdim. Denemediğim widget kalmadı.. Eninde sonunda ortaya bi şeyler çıkardım.. Bu kez de yorum paneli sen kalk yazının üstüne çık.. İn diyorum inmiyor.. Yetkili mercilerden Paris yazı alanını genişletmeye çalıştı ama yeterli gelmedi.. Leah yazı alanını büyüt dedi durdu.. Melodram bu son hali çok göz yoruyo dedi.. Günlerce uğraşıp bir arpa boyu yol alamayan ben, kapatsam mı diye düşünmeye başladım.. Belki de bu bi işaretti...