Bu da Bi Tespit Vol 11 !

Maya takviminin tutmadığı ve 2012'nin bitmesine sayılı saatler kaldığı şu günlerde bi çok kişiyi hediye telaşı almış.. Bazı kesimlerin yılbaşını Hristiyan bayramı olarak nitelendirmesine karşın bi kutlama havası, bi sevinç bi heyecan hepimizi sarmış durumda.. Sonuçta yeni bi yıla giriyoruz. Geride bıraktığımız yılın son gecesi aynı zamanda önümüzdeki yılın da ilk gecesi.. 

Sürekli resmi kurumlara gidiş gelişim sebebiyle Pazartesi gününün tatil olup olmayacağı konusunda çeşitli söylemler oldu. Her nedendir bilinmez ama bu tatil konusunu kesinleştirmek isteyenler yılbaşını Hristiyan bayramı olarak nitelendirenler.. Madem bu sizin için sıradan bi gün olacak neden bu kadar peşine düşüyosunuz ? Pazartesi gününün yarım gün olma ihtimalinin bile olmayacağını savunuyorlar.. Çünkü yönetmelikte iki resmi tatil arasındaki bir gün yarım gün tatil olacaksa o gün de tam gün tatile çevrilirmiş.. Adamlar bu kadar detaya inmişler sayın seyirciler.. Her neyse gerekli yerler, gerekli kişiler kendilerine gerekeni almışlardır diye umuyorum.. Bu yazıda ki konumuz kızlar için bir çile olan soru : " Erkek arkadaşıma ne alsam ? "

İlklerin öncüsü Bis Group kızları bu çileden kurtarmak için kolları sıvadı ve sizin için küçük de olsa bir liste hazırladı... Yahu resmen ağzı gözü öpülecek erkeğim, Allah beni nası bi müsait zamanda yaratmışsa, maşşallah kendime.. 

Bu da Bi Tespit Vol 10 !

İşçi ve işverenin dostu, garibanın yoldaşı, zenginin arkadaşı Bis Group Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. ve daha sayamadığımız bir çok zengin gösteren şirket uzantılarına sahip, genç, yakışıklı bir o kadar çekici ve karizmatik, güzel kızları peşinden koşturan, mükemmelliği İsviçre'li ilim ve bilim adamlarının kıskançlıkları yüzünden İsviçre'li bilim kadınları tarafından tescillenmiş gözde bekar Bis'in hazırlayıp sunduğu -ki bu ben oluyorum- "Bu da Bi Tespit !" serisinin 10. sayısını sizlerle paylaşmanın haklı gururunu yaşıyorum...

Her şeyden vazgeçebilirim ama kadınlardan asla.. Kadınlar olmadan hayatın bir anlamı malesef ki yok.. Çünkü hayatı güzelleştiren ne kadar şey varsa kadınlar sayesinde.. Estetik görüntüyü sağlayan elbetteki kadınlar.. Rengarenk kıyafetleri olsun, kullandıkları parfümler olsun hepsi ayrı bi güzel.. En önemlisi de benim tespit konularımı oluşturuyolar.. Canlarım benim..


Genelde makine mühendisi denilince çoğu insanın aklına fabrikalarda çalışan ya da bi şeyler üretmek için deneyler yapan "erkekler" geliyor. Halbuki biz makineciler enerji konusunda da uzmanız.. Bir mimar evi çizebilir, bir inşaatçı statik hesabı yapıp binayı ayakta tutabilir, bir elektrikçi ortamı aydınlatıp saç maşanızı çalıştıracak prize elektrik verebilir ama bir makineci konforu sağlar.. Şu soğuk kış günlerinde evinize gaz geliyorsa hep bizim sayemizde, eli öpülecek insanız..

Sevgili Sevgilim !

Sevgili Sevgilim,

Sen bu satırları okurken ben muhtemelen yanında olacağım. Yanında olmasam bile bu yazıyı okuduktan sonra beni arayacağın tartışılmaz bir gerçek.. Bu yazıyı okuyabildiğine göre hayatımda önemli bi yerin olduğunu ve olacağını bilmeni istedim. Hayatıma girmiş olmana benden daha fazla sevinen insanlar olduğuna inan ve ne kadar kıymetli biri olduğunu düşün.. Benden sonra hayatına girip, seni seven insanları sakın üzme !

Seninle nasıl tanışacağımızı ve o an neler hissedeceğimi bilmiyorum ama ilk görüşte beni etkilemiş olmalısın ki şu an sevgiliyiz. Belki o gün çok güzeldin, belki her zaman güzelsin.. Belki bi gülüşün belki bi bakışın etkiledi beni.. Kim bilir belki de o dik duruşun, yumruğunu masaya vuruşun bi etki yarattı ben de.. Belki de o çok sevdiğim ama yıllardır adını bilmediğim parfümü sıktın.. Belki de topuklu ayakkabıyla yürümeyi bilmenden bile etkilenmiş olabilirim.. Fazla makyaj yapmayıp, giymeni istemediğim şeyler de ısrar etmediğin için şimdiden teşekkür ediyorum..

Blogu didik didik edip bütün yazıları okuyacağına eminim.. Hızlı olsan iyi edersin bloğu her an kapatabilirim.. Okudukça anlayacaksın ki yazıların büyük bölümünü kızlar oluşturuyor.. Hayatımda sen olduğuna göre artık kızlarla ilgili bi şey yazamam. Biliyorum ki bi şeyler yazmaya devam edersem sen kızlara mı bakıyosun diye başımın etini yiyeceksin.. Bu riski göze alamam..


Bu da Bi Tespit Vol 9 !

     Yaz döneminin bitmesi ve hava koşullarının elverişsiz olmaya başladığı şu günlerde düğün derken sezonunun da sonlarına gelmiş bulunmaktayız.. Bu yaz düğününü yapan çiftlere mutluluklar diliyor, bir yastıkla kocamalarını temenni ediyorum.. Başbakan gibi üç çocuk yapın demek isterdim ama gerek yok bakabileceğiniz kadar yapın her şeyin fazlası zarar ne de olsa..

    Her zaman ki gibi kızlar böyle erkekler şöyle aman evlenmeyin falan filan demiycem.. Arada sırada mağazaları gezerken dikkatimi çeken bazı şeyleri sizlerle paylaşmak istedim. Biliyosunuz evlenmek demek sadece iki kişinin hayatını birleştirmesi değil.. Bunun düğünü var, derneği var, altını var, evi var, eşyası var, var da var.. Bunların hepsi para.. Bildiğiniz gibi aşk karın da doyurmuyor.. 

    Mesela bi koltuk takımı düşünelim iki tane teklisi bi tane üçlüsü bi tane ikilisi var.. En kötüsü 3.500 TL'den başlıyoooo 10.000'e kadar gidiyo.. Eee bunun salon takımı da var.. İkisi bir olunca oldu mu sana 8.000-20.000 TL arası  bi fiyat.. Ödeme planına gelince de peşin olursa %10 indirim taksit olursa 12 bilmem kaç da banka veriyo hadi 15 taş çatlasın 18 olsun.. Aldığınız eşyalar 9.000 tutsun 18 ay da taksit yapsınlar her ay 500 TL öde.. Onu da geçtim bu kadar limiti olan kredi kartı kaç kişide var ? Evlenmek için illa kredi mi çekmemiz gerek ? Bu insanlar evlenmesin mi ? Çok afedersiniz ama alt tarafı tahta alıyoruz ya.. Tahta bildiğimiz tahta.. 

Sweet Sugar Candyman !

Bu haftaki yazımızda da günün anlam ve önemini içeren bi giriş yapmak isterdim fakat elimizde olmayan sebeplerden ötürü günü sabahtan akşama kadar 90x200 ebatında bir yatak içinde geçirdim. Yani bugünün anlam ve önemi yok.. Çoo afedersiniz çok boktan bi gün oldu yani.. 

   Çok uzun bi süredir farkındaysanız bi şeyler yazmak için kendimi feci halde zorluyorum.. Yazmayı, eleştirmeyi, okumayı seviyorum ama nedense bu ara bi tıkanıklık var.. Önceden olsa sağda solda gezer illa ki bi şeye takılır gelir yazardım.. Şimdi o da yok gezmiyorum, gezemiyorum.. Hadi onu geçtim Blogger'da takip ettiklerim de yazmıyor.. Yani yazanlar var ama böyle ne bileyim eskisi gibi değil.. Tatmin etmiyo.. Hani nasıl anlatayım.. Bi yemek yemek vardır bi de bi şeyler atıştırmak vardır.. Bi süredir bi şeyler atıştırıp çıkıyorum sanki Blogger'dan.. Siz yazmayınca doğal olarak ben de yazamıyorum.. Kendinizi düşünmüyosanız beni düşünün.. Önceleri kumanda panelini açınca bi sürü yazı olurdu hangisini okuyacağımı şaşırırdım şimdi ulan yine aynı yazılar deyip kapatıyorum.. Kendinize gelin yahu bi silkelenin.. Tamam anladık hepinizin sevgilisi var ama az gezin biraz da ne var yani :p Eski yoğunluğu özledim yahu.. Maillere cevap yazmayı özledim.. Gelen dedikoduları özledim.. Özledim teninin kokusunu özledim.. öhm öhm..

    Bi ara yazma yeteneğimi kaybettim diye düşündüm ki hala da düşünüyor gibi gibiyim.. Daha doğrusu ya gözlem ya yorum ya da yazma yeteneğimi kaybettim.. Çünkü bu bi şeytan üçlüsü.. Hep birlikte olunca ortaya bi şey çıkıyo..  Facebook'un bende ki yeri yıllar yıllar önce son buldu diyebilirim.. Şu an hala aktif bi kullanıcıyım tabi ama ne kadar aktif denir orası meçhul.. Twitter desen burdan beter.. Hadi burası neyse bi yazı falan yazıyoruz ama orda 140 karakteri bir araya getiremiyorum.. Şu aralar favorim Instagram.. Hiç bi şey yazmıyosun, tek bi fotoğraf her şeyi açıklamaya yetiyo ! Vee dikkat ettiniz mi bilmiyorum profil fotoğrafımı değiştirdim.. Bugüne kadar kim olduğunu bilmediğim bi adamı kullanırken bu işe bi son vermem gerektiğine karar verdim ve kendi profil fotoğrafımı oluşturdum.. Evet fotoğraftaki benim.. Selam kızlar !

   Tabiki kapitalist düzen Instagramı genel bi paylaşım alanı olmaktan çıkarıp bazı işletim sistemlerine özgü kılmış.. İşçi ve işverenin dostu Bis Group bu düzene bir dur demek ve izleyenlerini, takipçilerini bilgilendirmek adına blogunun sol tarafına bi görsel yerleştirdi.. Son altı fotoğrafı oradan takip edebiliyosunuz.. Bu fotoğraflar ve daha fazlası için " Menüde başka ne var ? "  bölümündeki Instagram linkini kullanabilirsiniz.. Gördüğünüz üzere fotoğrafların büyük bölümünü yiyecekler efendim içecekler oluşturuyor.. Bu da tahmin edeceğiniz gibi benim boğazıma ne kadar düşkün olduğumu gösteriyor.. Burdan benimle evlenmek için can atan 1.60-1.75 boylarında, güzellik sınırlarını zorlayan, zeki, tercihen buğday tenli hanım kızlarımız sanıyorum ki kalbime giden yolun midemden geçtiğini anlamıştır.. Güzel yemek yapamıyorsanız lütfen dükkanın önünü kapatmayın.. Yemek yemek sadece yemek yemek değildir.. Yemek yerken zevk almak önemli.. Ben yemek yiyince mutlu olan bi insanım.. Yeter ki keyfim yerinde olsun.. Her önüme geleni de yemem yalnız felaket yemek seçerim.. Yıllardır düşünür dururum vejeteryan olanlara bi türlü akıl erdiremem.. Et yenmez mi yahu. Et yahu et.. Bazıları sağlıklı yaşam diyolar ama yok inanmıyorum.. Bırakın yediğim yemekten zevk alayım 5 sene erken öleyim benim açımdan problem yok.. Yaz planlarıma Gaziantep'e yemek yemeye gitmeyi ekledim.. Düşünün yani böyle de plan program yapan bi insanım..

    Şimdi sıra size yeni bi haber vermeye geldi.. Daha önce size Facebook'da Blog Yazarları adında bi sayfadan bahsetmiştim.. (Bkz. Yazı) Sayfanın kurucusu, geliştiricisi her şeyi olan Melodram hem kendi blogunda hem de Blog Yazarları Facebook sayfasından Blogger Magazin'i paylaştı.. Çok fazla kimsenin haberi olmadığı Blogger Magazin önümüzdeki günlerde e-dergi olarak karşımıza çıkacak.. 

Blogger Magazin'de ne olaki diyenler için... 1-2-3-4-5 

Daha fazla bilgi almak, görüşlerinizi paylaşmak hatta ben de varım diyorsanız Melodram ile iletişime geçebilirsiniz.. (Bkz. İletişim)

Bu haftaki Bis'le birlikteliğiniz sona ermiştir.. Önümüzdeki günlerde daha sık görüşmek dileğiyle.. Hoşçakalın.. Bitti..

Bu da Bi Tespit Vol 8 !

Her sayısı ısrarla beklenen, okuyucuların okumak için sıraya girdiği Bu da Bi Tespit serisinin 8. sayısı bomba gibi bir konuyla karşınızda.. Konumuz kızların boyları ve güzellikleri arasındaki bağlantı.. Mükemmelliği ve yakışıklılığı İsviçre'li bilim adamlarının kıskançlıkları yüzünden İsviçre'li bilim kadınlarından onaylanmış Bis bu konuya da açıklık getiriyor !

Boy problemi hem kızları hem erkekleri ilgilendiren ve aşılamayan bi sorun.. Erkekler kısa olmaktan dert yanarken kızlar uzun olmaktan dert yanar.. Erkekler bi şekilde boylarına uygun birini bulabilirken kızlar için aynı şeyi söylemek pek de mümkün olmaz.. Erkekler için ideal boy 1.75-1.90 arası iken kızlar için 1.60-1.75 olduğu söylentiler arasında..

 Erkekleri bi kenara bırakalım.. Bi şekilde alıcı bulabilen tipler kendileri.. Allah çirkin şansı mı vermiş ne vermiş bu erkeklere.. Gerçi çirkin şansı vermesine gerek yok zaten güzel kızların hep çirkin sevgilisi olur.. Teknik olarak baktığımız zaman yakışıklı olanların da güzel sevgilileri oluyo... Demek ki ben daha üst bi noktadayım.. Allah'ım ne kadar mükemmel bi erkeğim..

Kadınların giyimlerine erkeklerden daha fazla dikkat ettikleri tartışılmaz bi gerçek.. Giydiğin kıyafeti taşımak da önemli tabiki.. Bunun yolu da malesef ki iyi bi vücuttan geçiyor.. Vücut ölçülerin, boyun posun ne kadar iyiyse kıyafet o kadar çok yakışıyor.. Şimdi minyon tipli olanlar kızmasın.. Ben burda halkı bilgilendiriyorum sonuçta.. Tarafsız olmak zorundayım.. Kısa boylu olanların da ayrı bi güzelliği olabiliyor tabii.. Allah da onları öyle yaratmış.. Geçmiş zaman şimdi kim söylemiş hatırlamıyorum ama bi muhterem de demiş ki.. Allah boy vermiş gerisini.... işte gerisi geride kalmış yani.. Peki uzun olmak, giydiğini yakıştırmak güzel olmak mıdır ?  Göze hoş gelmek midir ?

  Kadınların vazgeçilmez tutkularından biri bildiğiniz gibi ayakkabı.. Sadece ayakkabı değil tabiki.. Topuklu ayakkabı ! Peki bu topuklu ayakkabılar nerden çıktı ? Ayakkabıya neden bu yüksek topuk eklendi ?  İhtiyaçtan dolayı mı çıktı yoksa boy kompleksine giren biri geleceğin en büyük icadını mı üretti..


Uzmanlar, topuklu ayakkabının kişisel kullanım sayesinde ortaya çıktığına inanıyor. Mısırlı çiftçiler toprağa batmamak için ayakkabılarının altına topuk takmıştır. At süren erkekler eyerin üzerinde rahat durabilmek için topuklu ayakkabı kullanmıştır. Modern topuklu ayakkabının ise Leonardo Da Vinci tarafından tasarlandığı sanılmaktadır. Topuklu ayakkabının yaygınlaşması ise 17. yüzyılda başladı. 1680 yıllarında kadınlar bir değnek yardımıyla yürüyebilecekleri kadar yüksek ve ince topuklu ayakkabılar giymeye başladı. Erkekler de topuklu ayakkabı giyiyordu. Hükümdarlar, kişilerin mensup oldukları sınıfların belirlenmesi için topuk boylarını belirleyen emirler çıkarıyordu. En yüksek topuklu ayakkabılar ancak soylu aileler tarafından giyilebiliyordu. Kırmızı topukların da sadece soylular tarafından kullanılmasına izin veriliyordu. 18. yüzyılda erkekler topuklu ayakkabı giymeyi bıraktı. Artık sadece kadınlar boyları 10-12 cm’ye varan topuklular giyiyordu. Bu ayakkabıların kadınlarda zarafet göstergesi olduğuna inanılıyordu. [İdris Gündüzalp/pdrgunluğu.net]

Okuduğunuz gibi geçmişte boy kompleksinden kaynaklanan bi durum söz konusu değil.. Günümüzde giyilen topuklu ayakkabıların asıl tercih nedeni boyu uzun göstermek mi yoksa cazibeyi artırmak, daha seksi durmak mı ? Kimse kusura bakmasın ama boyu kısa olanlar 10 cm topuk giyince de bi şey değişmiyo, estetik bi görüntü ortaya çıkmıyo.. Biz sizi öyle de seviyoruz.. Size Converse çok yakışıyor.. 

Topuklu ayakkabının estetik görüntü sağlamasının sebebi bacak kaslarının kasılmasından kaynaklı olarak bacakları daha uzun ve ince göstermesi.. Kalçayı dışarı çıkardığı hatta topladığı hatta hatta hatları belirginleştirdiği de söylentiler arasında.. Bir topuklu ayakkabı nelere kadir.. Ayrıca topuklu ayakkabıyla rahatça yürüyebilen, adımlarını sağlam atabilen biri kadar güven verici bi şey olamaz.. Kesinlikle cesaret örneği.. Topuklu ayakkabı giymenin bir başka sebebini de sizler için araştırdım fakat işin Haydar Dümen boyutuna girmek istemediğim için detayları açıklamayayım :p

Bu yazıdan da anlamış oluyoruz ki boyun uzun olması güzellliğe güzellik katmıyor.. Bir topuklu ayakkabı skoru eşitliyor.. Hatta öne bile geçirebilir..  Mankenlerin dalyan gibi boyları olmasına karşın neden topuklu ayakkabı giymekten vazgeçmediklerini de bi nebze açıklamış olduk.. 

Pekiii.. Bu tespitimizin ana fikri nedir ? Aldanma çocuksu mahsun yüzüne mutlaka topuklu giyecek bir gün.. Sevgiliniz sürekli topuklu ayakkabı giyiyor ve siz ciddi mi düşünüyorsunuz ? Hemen bir ayakkabı mağazasına girin ve ona düz taban bir ayakkabı alın.. Baktınız yakışmıyor, eski güzelliği yok hemen ayrılın.. Bu devirde koca nerde ?

 Erkeği erkek yapan yanındaki yavuklusu, yavukluyu kadın yapan ayağındaki topuklusu..

İşler Güçler !

     Hadi size biraz işyerimden bahsedeyim...

     Okulu resmi olarak bitiremesem de yaklaşık 15-16 aydır bi mühendislik firmasında çalışıyorum bildiğiniz gibi.. Genel anlamda proje firmasıyız yani asıl işimiz projelendirme ama satış da yapıyoruz.. Proje olarak binaların ısı yalıtımında nerede ne kullanması gerektiğini, nasıl bi uygulama yapması gerektiğini, radyatörü odada nereye ne kadar takması gerektiğini, temiz,pis ve doğalgaz borularının nereden geçeceğini bunların çaplarının, boylarının ne kadar olması gerektiğini hesaplıyoruz.. İşimiz tamamen enerjiyi daha verimli kullanmak ve konforu sağlamak.. Buraya yazmaya başlasam sadece bi yazı hazırladığımız projeleri anlatmakla geçer.. Kısacası insan hariç her şeyi projelendirebiliyoruz.. Satış olarak da doğalgaz ve ısı yalıtım ürünleri yapıyoruz..

     İş yerinde ben ve işyeri sahibi dahil olmak üzere üç kişiyiz.. Şehir merkezine çok yakın bi yerdeyiz.. İnşaat sektörünün kalbinin attığı yer desem daha doğru olabilir.. Gerek Twitter'dan gerek Instagram'dan bazılarınızın çalışma ortamlarını görüyorum böyle güzel güzel ofisleriniz var, fotoğraflarınızı paylaşıyosunuz.. Hani kıskanmıyo değilim ama işyerimi seviyorum.. Ben de fotoğraflar paylaşmak isterim tabi ama ortam pek uygun değil.. Ama şöyle bi avantajımız var.. Zemin katta çalışıyoruz, iki cepheden yolu görme imkanı var.. Cepheler tamamen boydan camlı.. Karşımızda park var.. Çok işlek olmayan bi yolumuz var.. Yoldan geçen kızlar var falan filan :p

    Masam var işte böyle çekmeceli.. Hiç kullanmadığım ajandam var ama şantiyeye giderken nedense hep yanıma alıyorum.. Laptopum ve masaüstüm olmak üzere iki bilgisayarım var.. Aktif olarak ikisini birlikte kullanıyorum.. Bazı programlarımız Win 7'de çalışmıyor malesef.. Masamda genelde A3 kağıtlarında mimari çıktılar olur.. Renk renk keçeli kalemlerim var.. Çizime ve hesaba başlamadan önce çıktıları bi güzel boyarım.. Her rengin bi anlamı var ve bu da hata olasılığını sıfıra indiriyor.. 

      Giyim kuşamıma önem veren biriyim aslında.. Hep şık olmak isterim ama güzel giyinmek istemiyorum işyerinde.. Giyinsemde iş elvermiyo malesef.. Güzel kıyafetlerimi giyip işe gitmek benim de hoşuma gidiyo ama yazık oluyo yani.. Fıstık gibi ayakkabı alıyorum misal inşaata hiç gittiniz mi bilmiyorum, merdiven diye bi şey yoktur.. Basamaklar sonradan yapılır.. İnşa halindeyken tahta parçalarını çakarlar.. Yukarı çıkmak isterseniz haliyle ayakkabı katlanıyo eziliyo büzülüyo.. Farkında olmadan bi bakıyosunuz pıt pıt omzunuza harç damlamış.. Toz toprak hakeza.. İnşaata ne zaman gideceğim de belli olmuyo.. Pat bi telefon hadi koştur.. Bu olaylar yaşanınca eskisi kadar sık alışveriş yapmıyorum.. Hatta hiç yapmıyorum denebilir.. İçim hiç rahat değil :)
 
     Piyasanın bi kısmı benim okulu henüz bitiremediğimi biliyor, yarısından fazlası diplomayı aldığımı sanıyo, bi kısmı yüksek lisans yaptığımı sanıyo, nerden esiyo bilmiyorum ama İstanbul'dan gelen bi mühendis olduğumu düşünenler bile var.. Artık kime ne dediğimi ben bile bilmiyorum.. Bunun böyle olmasını da yapı denetim firmaları sağladı.. Adamlar zaten bi şey bilmiyo bi de proje kontrolüne mühendis gelsin diye tutturunca mühendisim amk ! demek zorunda kaldım.. Kiii gerek belediye gerek çevre ve şehircilik beni mühendis olarak görüyo zaten.. Gelişimim ortada, yeni hesaplar yeni bakış açıları göz ardı edilmiyor.. Tabi bunda patronumun etkisini atlamam mümkün değil.. Bugün bu haldeysem hepsi onun sayesinde.. O senin azmin dese de etkisi çok büyük.. Hakkı kolay kolay ödenmez.. 

     Bu kadar iyi olmamı çekemeyen kişiler elbetteki var. Bu yüzden ister istemez sürtüşmeler yaşıyorum.. Dışardan bakılınca da böyle saf temiz görüntüsü verdiğimden, insanlar üste çıkabileceklerini, dediklerini yaptırabileceklerini sanıyolar.. Yavaş yavaş herkes tanıyo beni.. Tanışma merasimimiz pek insancıl geçmese de kapıdan başım dik çıkıyorum.. Bi kaç denetim firmasına beni tek göndermiyolar.. Aslında özümde iyi bi insanım.. Kimsenin kalbini kırmak istemiyorum ama dilini götüne sokacağım insanlar var.. Hele de piyasada benim sayemde iş bulanlar... Yakında !

     Yoldan geçen kızlar da olmasa kız profilini unutacam nerdeyse.. Bi de adres sormaya gelenler var.. Güzel olanlara ben tarif ediyorum.. Fakat bundan herkes şikayetçi.. Güzel kız olmazsa yetkili ben değilim deyip kaçıyosun, topu bize atıyosun diyolar.. Hayır şimdi güzel kız gelip bana soruyosa bu benim suçum mu ? Sabahtan akşama  kadar o erkek senin bu erkek benim sürekli bi diyalog var.. Çalıştığım tüm insanlar erkek.. Müteahhit, mimar, usta, denetim hepsi erkek ! Müteaahhitlerin %70'i ustadan beter.. Adam kumaş pantolonunun paçasını geriye katlamış.. Ayağına da bi terlik geçirmiş gelmiş.. Hele bazıları  var yemin ederim yolda görsen para verirsin.. Bu işe girdikten sonra anladım ki şu söz çok doğru : " Parayla imanın kimde olduğunu bilemezsin ! "

     İnsanlara doğru ürün verebilmek adına projesi ile ilgili bi kaç soru sormak zorunda kalıyorum.. Bi gün müteahhit bilmediği için şantiye şefini aradı..

Bis : Levhanın dansitesi kaç olacak ?
Müteahhit : Malzemenin daniskası kaç diye soruyo..
Bis : o.O
-----
Bis : Lamdasını kaç yazmışlar ?
Müteahhit : Biz lamba takmıyoruz, kablonun ucunu bırakıyoruz evi alan takıyo..
Bis : O.O

     Belediye hasarlı evlerin bi kaçını yıkmış ve maliyeti yarı yarıya ev sahibiyle paylaşacak şekilde proje başlatmış.. Amcamın bi tanesi kalkmış belediyeye gelmiş.. Elinde makine projesi bi şeyin eksikliğinden şikayet etmiş.. Projeyi tesadüf eseri biz çizmişiz.. Amcamın ne dediğini kimse anlamadığından beni aradılar.. Projede eksliklik var gel dediler.. Kalktım gittim.. Adam bana bi şeyler anlatıyo ama anlayamıyorum.. Tek anladığımız şey diyorun yarım kaldığı.. Herkes birbirine bakıyo, adam ısrarla kış geldi diyor yarım kaldı diyo.. Tüm gözler benim üzerimde diyor'un ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz.. Acaba bi yere yanlışlıkla diyor mu yazdım diye düşünmeye başladım.. Yok yazmamışım.. Açtım 6-7 metre ozaliti yere oturdum tek tek bakıyorum.. İşin ilginç yanı adamın okur yazarlığı da yok ne demek istediğini yazamıyoda.. Bi de tutturdu siz ne biçim miyendizsiniz diyor yarım kaldı diyorum bana cevap vermiyosunuz diye.. Benim zaten sinir katsayılarım artmış herkes benden cevap bekliyo.. Ne yaptında bu diyor yarım kaldı dedim.. Tuğla bitti dedi.. Ve anladık ki yarım kalan şey, duvar..

     Her gün biri illa ki limitleri zorluyo.. Alıştım artık.. Mesela işyerinin çaprazında bi öğrenci evi var.. Bu eve gelen giden kızların gerizekalı olduğunu düşünmeye başladım.. Evde iki erkek kalıyo ben bile onlardan yakışıklıyım..  Düşünün ben bile.. Gelen kızları görseniz manken stayla.. Ulan bu kızlar bu çocuklarda ne buluyo ? Hiç mi pişti olmuyo bunlar ? Çocuklara da bi kıl olmuşum zaten.. Bi cuma çıkışında insanların maneviyatlarının tavan yaptığı anda bu çocuklar zina yapıyo diye dövmeyi düşünüyorum.. Kızlardan biri geçen gün parkın önünden geçerken bizim Muharrem selam verince, bir ıslık çalıp " Muharrem gel lan buraya " dedim.. Detayları öğrenmem lazım.. (Lan demezsem hayatta gelmez) Nerden tanıyosun sen bu kızı deyince stajyer dedi.. Muharreme stoktan bir çikolata verip gönderdim.. Çikolata yesin ki zihni açık kalsın, öğrenci sonuçta.. Böylesi çocukları beslemek gerek.. Beynimde şimşekler çakmaya başladı..  Kız dördüncü sınıfta, sınıf öğretmenliğinde okuyo..  Aklımda çok büyük soru işaretleri var.. Ben kız olsam o tipe bakmam, bu kız onda ne buluyo ? Beraber ağda mı yapıyolar yoksa öhm öhm.. Biri babet gibi bi şey giyiyo şimdi bana da hak verin.. 

     İşyerinde yaşadığın şeyleri de yaz demiştiniz buyrun sizler için özenle yazdım.. Yazının biraz uzun olduğunun farkındayım ama bu yazı bi kere yazılır. Çünkü bir günün diğerinden farklı bi yanı yok.. Fix menü stayla !

     Bu ara tespit yapamıyorum.. Bunun sorumlusu sizlersiniz.. Biraz bi şeyler yazın ne bileyim sevgilinizden falan ayrılın, zaten geri barışıyosunuz.. Barışana kadar 50 tane yazı giriyosunuz ben ordan tespit çıkarıyorum... Şaka şaka ayrılmayın, herkes mutlu olsun :)

Al Birini Yanına !


     Havalardan mı kaynaklı yoksa benden mi bilmiyorum ama bi süredir uğursuzluk peşimi bi türlü bırakmıyo.. Bi süredir dediğim 5-6 ay oldu yani.. Hasta olup kilo vermemle başladı önünü alamadık.. Zaman zaman kendime Bis oğlum çok bozdun öyle böyle değil dediğim bile oldu... 

     Tam böyle kendime gelmişim tartılar hiç görmediği rakamları görmeye başlamış.. Nazar değmesin diye kıçımı kaşımaktan kıçım yara olmuş bi haldeyken sen kalk hastalan.. Aldığın kiloları bi güzel ver.. Ve tekrar eski haline gelmeye çalış.. Zor bela bi 10 kilo almışken bunun 7'sini geri verdim.. Evet bir kız olsam zayıfladığım için kendimden geçebilir ve kimselerin giremediği bedenlerde elbise alabileceğim için mahallede sevinç çığlıkları atabilirdim.. Amaaa hepinizin de bildiği gibi anatomik olarak erkek sınıfına giriyorum.. Her ne kadar seksi vücudumun fazla kiloya ihtiyacı olmasa da spor yaparken kaybettiğim enerjiyi şu anki halimle dengeleyemiyorum.. 

      Biliyosunuz ben kolay kolay bi şey beğenmeyen biriyim.. Altı ayda zor bela bi ayakkabı alan ben aynı ayakkabıyı 1.5 ay sonra garantiye gönderdim.. Sen kalk altı ay boyunca ayakkabı beğen, tam istediğim ayakkabıyı buldum de sonra o ayakkabı kalksın renk versin, kenarları açılsın, iyice deforme olsun.. Marka ismi vermeyeyim dedim ama vereyim rencide olsunlar.. Tommy Hilfiger'dan ayakkabı alırken iyice düşünün.. Ayakkabının boyası bağcıklarına bile çıktı.. Boya verirken kimsenin aklına çorabı boyadığı gelmesin.. Ayakkabı dışardan boya veriyo.. Bak hatırlayınca yine sinirlendim.. 

     Parfümümü çok çok severek aldım.. Hala da seviyorum.. Kokusu tam benlik.. Bi çok parfümüm olmasına rağmen bundan hiç vazgeçemedim.. Nereye gidersem ne giyersem giyeyim hep aynısını kullandım.. Hatta baktım yakışıklılığıma yakışıklılık katıyo tam takım ne var ne yok aldım.. Fakat son zamanlarda bilinmeyen bi sebepten ötürü parfüm bana kokmamaya başladı.. Ulan sıkıyorum sıkıyorum koku evden çıkıncaya kadar dayanıyo.. Sonra benim için her şey bitiyo.. Yolda yürürken biri yanımdan geçince deli gibi parfüm kokuyo.. Hatta bazıları var gelmeden bile kokuyo.. Kullananların bi kaçını da tanıyorum.. Orjinal parfüm kullanmıyolar eminim.. Ben hem orjinal parfüm kullanıyorum hem kalıcılığı az hem de bi ton para veriyorum.. Nerde bu devlet ? Merak ettim geçen gün girdim d&p'ye ver bakalım aslanım şu parfümü dedim.. Koku aynı.. Kalıcılık daha fazla.. En azından ben parfüm koktuğumu biliyorum.. Sonra da kalkıp biri bana desin ki orjinal parfüm al ! 30 ml aldım 10 tl, ben 90 ml'ye veriyorum 170 tl.. Arada uçurumlar var hatta biraz daha zorlasam bi iki şişe daha alsam aradaki farkla bi parfümcü dükkanı açabilirim.. Bu konuya bi çözüm bulmam lazım.. Şu zıkkımın bi kullanma kılavuzu yok ki acaba yanlış mı kullanıyorum diye bakayım..

      Geçtiğimiz aylarda Trendyol'da arkadaşımla bi hırka gördük alalım dedik.. Aldık sonra bedeninden emin olamadığımız için iptal ettik almadık.. Saolsunlar sorgusuz sualsiz iptal ettiler, paramızı geri yatırdılar.. 10 gün kadar geçti geçmedi arkadaşım beni aradı, tam istediğin gibi bi saat buldum Markafoni'de dedi.. Saate baktım hoşuma da gitti attım sepete bi iki inceledim saati aldım.. Neyse saat geldi.. Yanlış göndermişler.. O günkü kampanyayı hatırlıyorum sadece bi tane saat satıştaydı.. Yani karışmış olabileceğini düşünmek istiyorum ama düşünemiyorum.. Markafoni'nin benim üzerimdeki ilk vukuatı bu değil çünkü.. Daha önceden de bi tshirt almıştım, tedarik edemediklerinden iptal etmişlerdi. Aynı durumla karşılaşacağımı o an hissettim.. Aradım geri gönderin biz size döneriz dediler.. Şimdi ben yanlış siparişe mi yanayım, o saat gelmeyecek ona mı yanayım ? Tepem attı.. Bizim şirketin avukatını aradım.. Durumu anlattım sıkma canını bi hal çaresine bakarız saati alırız dedi.. Böyle bi kendime güvenim geldi.. Oturdum tek tek sitelerde saati arıyorum.. Üretici firmanın sitesinde buldum saati.. Zıkkıma kalasıca taa New York'da.. Böyle bi inadım geldi saati bi gün bile takmayacak da olsam alacam diyorum.. Aylar yıllar sonra hoşuma giden bi saat buldum onda da pürüz çıktı.. İade kargosu Markafoni'ye ulaşınca aradılar beni.. Yok tedarik edemiyoruz yok bilmem ne.. Madem tedarik edemeyeceksin niye satışa çıkarıyosun ? Bi de şu lafları yok mu sinir oluyorum.. Biz stoklu çalışmıyoruz.. Bana ne arkadaşım ya bana ne.. Ben sözleşmeyi seninle yapıyorum pazardan mı alırsın yol kenarındaki zencilerden mi alırsın nerden alırsan al.. Böyle çıldırmışım zaten.. Mahkemeye verecem dedim.. Ne kadar para giderse gitsin umrumda değil yani.. Adamlara diyorum ki saat üreticinin sitesinde var.. Tedarikçinize söyleyin getirtsin.. Getirtemiyosa da siz alın getirin.. İki gün müsade istediler.. Ama her gün arıyolar.. En sonunda aradılar saati bulamıyoruz.. Ya çıldırmamak elde değil.. İstanbul'da olsam gidip basacam yani... Bi de demiyolar mı mahkemeye veremezsiniz dava 1100 TL'nin altında tüketici hakları bakıyo..  Şeytan diyo ki ver mahkemeye millet bi dava nasıl kazanılır görsün.. Sonra ver gazeteye dava sonucunu, millete emsal göstert.. Yarım saat konuştuk telefonda ben saat diyorum o hediye diyo.. Sözde kendilerini affettirmek için bana hediye saat gönderecekler.. 20 gün oldu daha bi şey yok.. Bi de şu 10 TL'lik hediye çeki yok mu küfür gibi... Yani demem o ki Markafoni'de müşteri memnuniyeti diye bi şey yok.. Büyümeyi kaldıramadılar.. Bardak her yerinden taşıyo..  

     Bu olaydan sonra biraz önce bahsettiğim hırka Morhipo'ya geldi.. Gördüğümüz gibi aldık.. Sipariş onaylandı falan filan.. Bekliyoruz ki göndersinler ama sipariş sürekli hazırlanıyor... Bekle Allah bekle bugün geldi yarın gelecek.. Aradık Morhipo'yu barkodlar karışmış yeni ürünleri bekliyoruz 2 gün sonra gönderiyoruz dediler.. Dedim tamam bu da yattı.. 3 gün sonra aradılar.. Tedarik problemi sebebiyle siparişi iptal ediyoruz.. Şimdi ben katil olmayayım kim olsun ? İşin ilginç tarafı ne ? Tedarik edilemeyen bu ürün geçen hafta Trendyol'a tekrar geldi :)  Morhipo'dan harici disk almıştım.. En azından o geldi diye sevindim bi de kutuda ne göreyim ? Lokum ! Tamam dedim bebeyim sen gönlümü aldın :)  Online alışverişte Trendyol ve Morhipo'dan vazgeçmeyin arkadaşlar.. 

     Uğursuzluklar böyle bitti sanıyorsanız yanılıyorsunuz.. Bundan sonra ders kaydım onaylanmadı.. Yatıdığım harç gözükmedi.. Sonra harcı yatırdığım dekont kayboldu.. Bu sırada ders kayıtları bitti ve benim kaydım yapılmadı.. Yaptırana kadar akla karayı seçtim.. Bu hafta içi Karadeniz turu planımız vardı.. Burdan yazamayacağım kadar çok sebepten dolayı iptal oldu ve ben sanırım çıldırmak üzereyim.. Üstüne üstlük bugün Twitter'da Markafoni bi soru sordu.. Şeytan Marka giyer filmindeki Miranda hangi derginin yayın yönetmenidir diye.. Böyle isteksiz hatta istemsiz bi şekilde soruyu cevapladım.. Ayın 11'inde Ghetto'da ki Fashion&Film partisine davetiye kazanan 5 kişiden biri kim bilin bakalım ? Biliyosunuz ben İstanbul'da yaşamıyorum.. Ben gidemiyorum bari eşimiz, dostumuz bi arkadaşımız gitsin dedim.. Yok arkadaş kimseyi bulamadım.. Ayağımıza gelen bu fırsatı da tepmiş olduk.. 

     Buradan yazamayacağım kadar çok fazla olumsuzluk yaşadım.. O kadar çok ki artık aklımda bile tutamıyorum.. Haaa biriniz çıkıp yahu senin hayatında hiç mi olumlu bi şey yok be adam diyebilir.. Valla yok ya.. Şöyle bi dönüp baktım da yok.. Kalmamış.. Bilinmeyen bi mıknatıs gibiyim sanırım.. Her şeyi üstüme çekiyorum.. Bari uzun sürmese.. Uzamasssın.... |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]


All I wanna do is... (!)

     Bundan iki yazı öncesinde size bi ev projem olduğundan bahsetmiştim hatırlarsanız.. Nasıl bi tesadüftür bilinmez Francesca bir mim yazmam daha doğrusu yapmam için beni mim'lemiş.. Mim ne mi ? Hayalinizdeki alanı tasarlayın ! Hem de bir program desteğiyle.. Hem yazdım hem oynadım gibi bi şey... Mühendislik veya tasarımla ilgi alakası olan mutlaka AutoCAD'i duymuştur.. AutoDesk firması üşenmemiş kalkmış bir site kurmuş.. (Bkz.Site) Bu sitedeki hazır verileri kullanarak istediğimiz alanı istediğimiz gibi şekillendirebiliyoruz.. Bi çok veri girilmiş fakat aklınızdan geçen her şeyi bulamayabilirsiniz, benzer şeyleri kullanmak mümkün..Mesela ben daha farklı bi oturma grubu tasarlamıştım ama bulamadım.. Aydınlatmada da fazla bi seçenek olduğunu söylemek pek mümkün değil ki zaten tavan detayını girmek sıkıntılı.. Aşağıda göreceğiniz gibi avize havada kalıyo :) 

     Şimdi sıra geldi projelendirdiğim evi anlatmaya.. Şunu belirtmek isterim ki bu yazıda belirtilen tüm detaylar tarafıma aittir. Haber vermeksizin çalınması durumunda burnunuzdan sürüm sürüm getiririm. Haber vererek yaparsanız dondurmalı baklavayı alırsınız.. Ben peşin peşin söyleyeyim de sonradan vay ben duymadım demeyesiniz..

   Biliyosunuz ki ben evde kalmış erkek kurusu olarak yalnız yaşam planlarının doruklarındayım.. Her gün bir yeni proje ile karşınıza çıkabilirim.. Ev projesi yeni değil tabiki.. Uzun bi süreçten geçerek, her detay düşünülerek, olur mu olmaz mı, olursa nasıl olur, olmazsa nasıl olur hale getirilir gibi sorular sorularak tamamlanmış bi proje hala eksikleri var ama zamanla giderilebilecek ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak iyileştirilebilecek durumda.. 

     Evimiz teknik olarak yaklaştığımızda zemin ve dubleks kattan oluşmakta.. Aslında yapı ters dubleks.. Yani dubleks kat, zeminin altında ve 2 oda var.. Zemin kat için küçük bi örnek hazırladım.. Kullanılan çatı arası diye tabir ettiğimiz bi oda daha var.. Burada da sadece yatak odası ve küçük bi duş var.. Detaylara geçebiliriz..

     Ev konum itibariyle şehir gürültüsünden hatta hatta komşu gürültüsünden de uzak bi yerde.. Yani çevrede güzel komşu kızı yok, o kadar diyeyim.. Yaklaşık 15-20 m² sebze meyve ekmek için bahçesi var.. Pazar sabahları taze biber domates yemeyelim mi ? Bina girişinin ön kısmında da çardak için bi bölme ayırdım tabiki.. Çevresinde küçük çam ağaçları var.. Tamamen yeşil bi ortam.. Yürüyüş yolu dışında betonarme bi alan tasarlamadım.. Evin giriş kapısına adımın baş harflerini yazdırmak istiyodum fakat pek çekici gelmedi. Bu yüzden kısa ve seksi duran soyadım, kapıda işleme olarak yer bulacak.. Hadi içeri girelim.. 

    Kullanılan çatı arasında dediğim gibi sadece küçük bi duş ve yatak odası var.. Burası tamamen üçgen bi yapıda, dikdörtgen bi oda düşünmeyin.. Tamamen çatının altında fakat tavan kısmı komple cam.. Camın üstünde açılır-kapanır bi panjur var.. Kış aylarında ısı geçişini ve kar görüntüsünü önlemek için panjur kapanıyor.. Yaz aylarında başınızı yastığa koyduğunuzda yıldızlara bakarak uyumak güzel olur değil mi ?

    Zemin kat genel bi yaşam alanı.. Oturma odası, yatak odası, mutfak, banyo, tuvalet gibi bölümler mevcut.. Alt katta yatak odasını iptal etmiştim ama kışın üst katta  donacağıma karar verdim. Banyoda jakuzi mevcut.. Böyle bi ev yapıp küçücük bi küvet koymamı beklemiyosunuz heralde... Elbette banyoda müzik çalar da var.. Duvarlara yerleştirilmiş küçük hoparlörler sayesinde duş alırken eşsiz bir müzik ziyafeti ! 


 
    Yanda gördüğünüz üzere günlük oda ve yatak odasını birlikte tasarladım... Arada tamamen cam bir bölme var. Odanın genel anlamda L şeklinde olmasının sebebi yatak odasının bi kısmında giyinmek için bi alana ihtiyaç duyulması.. Bütün giyim eşyaları alt katta olacağı için evde bi misafirin olduğu anlarda camın arkasında giyinemem değil mi  ? 


   Genel anlamda sadelikten yanayım bu yüzden çok fazla eşya koymak istemedim. Zaten istesem de fazla seçenek bulamadım.. Oturma grubu orda göründüğü gibi olmayacak sakın yanlış düşünmeyin.. Geniş bi şey bulamayınca iki tane yan yana eklemek zorunda kaldım.. Ortada mutlaka büyük cam bi sehpa olacak.. Pencereler aynı bu şekilde dairesel olsun istiyorum.. Kanatlı pencereler pek çekici gelmiyo açıkcası.. Gördüğünüz gibi bir de şömine var.. Şömine vazgeçilmez..

     Yatak odasında görüldüğü üzere geniş bi yatak büyük bir avizenin yanı sıra küçük aydınlatma elemanları, geniş bi gardrop, ayna, komidin vs.. Bi yatak odasında olabilecek her şey !

     Ve sıra geldi evin en önemli iki odasına.. Ters dubleks diye tabir ettiğim bu alanda iki oda var.. Odalar direk toprak altında kaldığından su yalıtımı çok önemli.. Tabiki ısı ve ses yalıtımını da unutmadım.. Odaların tüm yüzeyleri çift duvar ve arada taş yünü kullanıyoruz.. Odalarda pencere diye bi olgu yok.. Daha doğrusu ışık girmesini sağlayacak kadar bi şey yok..Sadece temiz hava girişini sağlayacak kadar var.. Pencereler 80 cm yüksekliğinde ve 2 metre genişliğinde.. Pencerelerin işlevini görebilmesi açısından bulundukları tarafa 1 metre genişliğinde 3 metre derinliğinde ve yaklaşık 5 metre uzunluğunda kuranglez açıyoruz. Kuranglez dediğim şey, çukur şeklinde ve üzerinde ızgara olan bi yapı.. Tabanında yağmur suyunun dolmaması için süzgeç vardır.. Bu iki link sizlere görsel olarak daha faydalı olacaktır.. (Bkz. Link 1 ve Link 2)

     Bu odalar binanın tamamen altında kaldığından yeterince büyükler.. Birini sinema sistemi için diğerini de müzik sistemi için özel olarak tasarladım.. Odalarda yetersiz durumlar için mekanik havalandırma sistemi mevcut.. Ses sistemi tamamen duvarlara gömülü.. Evin tüm odalarının aydınlatma sistemi ayarlanabilir konumda.. Yani parlaklığı istediğiniz kadar artırıp, azaltabiliyosunuz.. Sinema sistemi için büyük bi perde ve projektör var.. Bi sinemada aklınıza gelebilecek her şey ve daha fazlası o kadar diyeyim.. Bu odada aynı zamanda PES'de oynayabiliyoruz.. En güzel yanı da bu zaten !

     Arkadaşınızın doğum günü var, parti yapmak için yer arıyorsanız en doğru yerdesiniz.. Dj kabininden tutun, müzik ritmine göre yanan led'lere kadar her şey var.. Küçük bi örnekle açıklayalım.. (Bkz. Örnek )  Başka bi arzunuz ?

     Daha önceden de belirttiğim gibi bu ev aşırı maliyetli ve 150.000 TL olmadan arsayı kazdırmam bile mümkün değil.. Sanırım daha çok çalışmam lazım.. Ee hadi mim'leri birleştirelim.. Hayalinizdeki alanı tasarlayın ve daha sonra evi bize anlatın.. Minikkuş, Melodram, Mystery, Paris ve Awi..

Şimdi gözlerinizi kapatın ve müzik odasında olduğunuzu hayal edin... |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

    

Bu da Bi Tespit Vol 7 !


     Her bir sayısı ısrarla beklenen, yazılsa da okunsa denilen Bu da Bi Tespit serisinin 7. ve özel sayısını sizlerle paylaşmaktan onur ve gurur duyuyorum.. Yedi sayısını çok severim benim için çok özel bi sayıdır.. Yedi sayısının asil olduğuna inanırım.. Asillik zaten genlerimde var biliyosunuz mükemmel insan olduğum İsviçre'li bilim adamları tarafından kanıtlandı. Her neyse.. Biraz daha kendimden bahsedersem yine narsist demeye başlayacaksınız.. Konumuz kızlar evet yanlış okumadınız kızlar.. 

     Bu kez yine neye sataşacak diye beklediğinizi biliyorum.. O uzun tırnaklarınızla klavyeye dokunmaya başladığınızın da farkındayım.. Şimdi sakin olun,ışıkları kapatın, rahatsız etmeyecek bi müzik açın.. Arkanıza yaslanın ve derin bi nefes alın.. Allah'ım çok gizemliyim ! 

     Yeni mi evlendiniz ? Evlenme arefesinde misiniz ? Yoksa evlensem mi diye düşündüğünüz biri mi var ? Yoouuww bebeyim youuuuww.. Bis Group gururla sunar !

Evlilik aşkı değil, kadını öldürüyor !

     Bu tespit uzun süreçler sonunda elde edilmiş, özenle hazırlanmış en ince ayrıntıları düşünülerek sizlere sunulmuştur. Bu tespit öyle bir tespit kii bize before-after ikilisini kullanma imkanı tanıyor.. Bu da Bi Tespit serisinin 2. sayısı " Ben Güzelden Anlarım " da size güzel bi hanımefendiden bahsetmiştim..Hatırlayamayanlar için before zamanı !
( Bkz. Before )

      Aradan geçen bunca zaman sonrasında öğrenmiş bulunuyorum ki bu kızımız evlenmiş.. Temmuz ayının ortalarına doğru bi yirmi gün kadar ortadan kaybolduğunda anlamıştım zaten bi terslik olduğunu.. Neyse Allah mutlu mesut etsin ne diyelim artık.. Evlendiğini anlamak için çok fazla bi çaba sarfetmem de gerekmedi açıkcası.. Bazı şeyler o kadar açık ve net ki.. Eski halini bildiğiniz birinin yeni halini görünce size de bi garip gelir değil mi ? Tabi ben kesin ve net sonuç almaktan yanayım her zaman.. Bir bardak çay nelere kadir anlatmakla bitiremem.. Bazen sigaraya mı başlasam diye düşünmüyo değilim hani.. Çayı yanımda gezdiremem ama sigara öyle mi ? 

     Evlendiği için artık telefonla konuşmuyor.. Yani ne konuşsun değil mi ? Zaten adamın yanından kalktı geldi.. Bir de şu dikkatimi çekti.. Hala aynı yol güzergahını kullanıyo yani baba eviyle aynı muhitte bir evde yaşıyo.. Bakın bu da bi tespit mesela.. 

     Telefonla konuşmadığı için o eski belli belirsiz gülümsemesi yok... Nemrut gibi gelip geçiyo.. Önceden o güzelliğine güzellik katan güneş gözlüğü şimdi sanki bi şey saklıyo.. Bi yorgunluk var yani.. Omuzları çökük.. Yol seni yürüsem miii, yürümesem mi diyo sanki...

     Önceden kendinden çok emin yürürdü.. Tuttuğunu koparan kızlar vardır ya.. Belli eder kendini oturuşundan, kalkışından, konuşmasından anlarsın.. Hani yolda yürüdü mü her adımı attığında sanki yeri sallardı.. Şu karşıdaki dağlar var ya işte onları ben yarattım der gibiydi.. Şimdi o kendinden eminlik gitmiş bi şey kalmamış yani.. Sanıyorum kafası çok karışık... Eee evli bi kadın olmak kolay değil tabiki.. Akşama kadar çalış sonra eve gel yemek yap, temizlik yap.. Düşünsenize bi de çocuk olduğunu... Annelerimize ve anne adaylarımıza bi alkış !

     Giyim kuşam eskiye nazaran biraz daha kapalı diyelim.. Çok abartılı değil ama eskisi gibi de değil.. Sonuçta o artık evli bi kadın.. Eşinden kaynaklı mı kendinden kaynaklı mı bilmiyorum ama yaptığının doğru olduğunu düşünüyorum.. Bu konuda yine bana hak vermeyeceksiniz biliyorum ama bana göre doğru olan bu :)

     Okuduğunuz gibi evlilik aşkı değil kadını öldürüyor.. Her evlilik böyle olacak diye bi şart yok tabi ama olmayacağını da kimse garanti edemez.. İşin ilginç tarafı da ne biliyo musunuz ? Şu satıra kadar sizi evliliğe o kadar şartlandırdım ki sorunun başka bi şey olabileceği aklınıza bile gelmedi.. Belki de süper bi evliliği var... 

     Geçen sefer özene bezene size anlattığım bu kız şimdi bana hiç çekici gelmiyor biliyo musunuz ? Bunda evli olmasının zerre kadar etkisi de yok.. Zamanında bi kıza evli olman güzel olduğun gerçeğini değiştirmez demişliğim var ordan biliyorum.. Hayır kız yüzük takmıyorsa içime mi doğsun ? Ayrıca ben güzele bakarım.. Bakarım yani.. 

     O kendinden emin duruşu beni etkiliyomuş demek ki dedim... Sonuçta aynı kişiden bahsediyoruz.. Güzelliğin önemli ama yeterli olmadığını bir kez daha tespit etmiş bulunuyorum.. Bis Group olarak bu tür yazılarımıza Tespit in the Tespit diyoruz... 

Evlenmeden önce iyice düşünün.. Bir sonraki tespit yazısında görüşmek üzereeee.....


Bu Aralar !


     Canım Ciğerim ciğer ve kebap salonunun vazgeçilmez daimi müşterileri gibi benim de bi okuyucu kitlem olduğunu biliyorum.. Her ne kadar günden güne izleyici sayımda bi artış olsa da sebebini bilmediğim bi sebepten dolayı okuyucu kitlem hep aynı.. Aramıza yeni katılanlar var tabi haklarını yemeyeyim.. Bu durumdan rahatsız mıyım ? Elbetteki hayır.. Zaten yapmacık yorumları sevmiyorum..

     Her gün bi şeyler yazsa da okusam dediğim bi çok Blogger var. Aynı şeyi benden de bekleyenler var.. Ama ciddi ciddi yazamıyorum arkadaşlar.. Biliyosunuz uzun süredir kendimle ilgili açık seçik olarak pek bi şey yazmadım.. Daha çok aklıma takılan soru işaretlerini, gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim.. Bu bi süre çok güzel devam etti. Ben de yazdığım çoğu şeyden memnun oldum.. Ama ne zaman ki ben işe girdim.. Tam anlamıyla çalışmaya başladım.. Blogu baya baya boşladım.. Çünkü gözlem yapamıyorum.. Gün boyu dört duvar arasında kalıyorum.. Dışarı çıksam gözlem yapabileceğim ya da bi ışık görebileceğim bi ortam yok.. Hani ne anlatayım size bilmiyorum ya da şu dikkatimi çekti diyemiyorum.. Bu bi erkek değil de kız blogu olsaydı.. Bugün belediyeye gittim.. Bilmem hangi birimdeki X kişisi çok yakışıklıydı göz göze geldik der, taraftarı ayağa kaldırır, haydi gol gol gol ! tezahüratı verdirebilirdim ama bi erkek olarak İmar'da bi kız yeni işe başlamış, ben böyle bi şey görmedim desem hemen pis sapık ! damgasını yapıştırıyosunuz.. Nedendir bu ayrımcılık bilmiyorum, bilemiyorum.. Bi ara size işyerinde olan bitenle ilgili bi yazı yazayım okurken sıkılın artık napalım.. 

     Bu aralar kendimi bi boşladım, bi saldım.. Serbest meslek erbabı gibi oldum.. Serbest bi insanım yani boş beleş, hiç bi şeyde umudu kalmamış, beklentisi olmayan.. Yani kelimeler bile anlatmaya yetmez öyle söyleyeyim.. Aşırı derecede inadım tuttu.. Zaten inatçı bi yapım var.. Başımdan geçen ters ters olaylar var.. Tersliklere iyice inat ediyorum.. Böyle bi garip oldum.. Sürekli bi sıkılma durumum var.. Programlanmış robot gibiyim.. Belli saatler arasında işe gidip geliyorum.. Elime ne geçerse onu giyiyorum.. Uyum aramıyorum mesela.. Yarın bir gün kot pantolonumun altına klasik deri bir ayakkabı giyip çıkabilirim.. Önemli olan ayakkabının varlığı neticede.. Yaklaşık bir aydır sakallarımı bile kesmiyorum.. Babamın haftada en az iki kere baskısı var.. Geçen hafta Selçuk'un ilk 11'e alınmamasını protesto ediyorum dedim.. Bir daha ki milli maça kadar idare eder diye düşünüyorum.. Bu hafta dayım sordu, zamanım yok dedim kanımca yemedi.. Allah'tan kendinden şekilli bi sakal yapım var da yüzüm kıl yumağı gibi olmuyo.. Mükemmel olmak başka bi şey tabi.. 

     Kafamdaki ev projesini büyük oranda tamamladım.. Tabi sizin bundan da haberiniz yok.. Bana hatırlatın bi ara projeyinin detaylarını sizinle paylaşayım.. Çalanı yakarım ! Şu an için maliyet analizi kaldı sadece ama sanıyorum ki 150.000 TL olmadan bu proje hayata geçmez.. O da buranın şartları için İstanbul'da bu proje en az iki katı olur.. Milli Piyango'dan para çıkmadığı sürece benim bu parayı toparlamam sanıyorum ki bi 15 senemi alır.. Hazır su gibi gereksiz masraflardan kaçınırsam 14 senede de toparlayabilirim.. 

     Senin tatil yapman gerek diyenleriniz olacak eminim bundan.. Çünkü çevremdeki 3 kişiden 2'si bunu söylüyo.. Kalan bir kişi zaten benim ne kadar inat olduğumu ve gitmek istesem o an yanında olmayacağımı bildiğinden susma hakkını kullanıyor.. Tatile gitsem sıkılırım biliyorum.. Böyle tatil organizasyonlarında tek gitmeyi sevmiyorum daha da önemlisi işyerindeki problemlerinden dolayı tatile çıkma olasılığım çok düşük.. Nalet olsun bu içimdeki insan sevgisine.. Bi de şimdi gidip deniz, güneş kum olayına giremem.. Gözden uzak bi yerde çiftliği efendim küçük bi göz odalı evi olan varsa değerlendirebilirim.. Yalnız kimse olmasın böyle yeşilli, çiçekli böcekli bi yer olsun.. Geçen gün isim vermeyeyim yine bi giyim markası lansmanına çağırmış beni.. Yahu kardeşim ben moda bloglarının nefret ettiği bi insanım oraya geleyim de beni dövsünler mi ? Hepsi topuklu ayakkabılarını fırlatsa kafam delik deşik olur zaten.. Biri de çıkıp demiyor ki kankan Enrique Iglesias bi ay sonra burda ondan sonra Jennifer geliyor en önden yerini ayırdık.. Markanın reklamı olsun diye pankart açar sahneye atlarım ben :p

     Durum bundan ibaret.. Yazamadığım için açıkçası ben de üzülüyorum.. Cidden üzülüyorum.. Eski yazılarımı okuduğumda gerilediğimi hissediyorum.. En başta çok basit çok amele hatta çok apaçi şeyler yazmışım.. Okudukça bunları ben mi yazmışım diyorum hani.. Sonraları yazım dili olsun konular olsun bi kademe atlamışım.. Ama hepsinde de bi içtenlik var.. Kendimim diye söylemiyorum çok güzel yazmışım :p 

En güzel yazılarda görüşmek üzere...


Havadan Sudan ! (MiM)

   
     Direk konuya giresim var.. Böyle yazacak bi şeyim de yok zaten.. Yazamıyorum artık siz de sanırım farkındasınız.. Gerek çevre koşulları gerekse yorgunluğum bi şeyler yazmama engel oluyo.. Elimden geldiğince güncel tutmaya çalışıyorum ama olmuyo olmuyo.. Bi akıl fikir verin bi şey söyleyin şunu yaz deyin.. Bu da dilenci yazısı gibi oldu..

     Elimizde bir adet mim var.. Mim'ler de olmasa naparım bilmiyorum.. Hadi başlayalım.. 
 
Günün nasıl geçti ? 

     Her pazar olduğu gibi bu pazar da erken kalktım.. Ayakkabı almak için dışarı çıktım ve ilk defa tek seferde ayakkabı aldım.. Haa şu da var.. Geçici bi süre giymek için aldığımdan mütevellit çok da özenmedim.. Genel anlamda iyiydi diyebilirim..

İsim vermeden bahset..

     Her sabah işyerinin önünden geçiyo.. Ama bu yeni eskisi değil, galiba eskisi evlendi.. Bunun yaşı da uygun büyük değil.. Ama güzel, diğeri daha güzeldi o ayrı konu.. İstesende isim veremem zaten adını bilmiyorum bu çok daha ayrı bi konu.. Kız güzel bana hayatta bakmaz bu çok çok daha ayrı bi konu.. 

Neden hep cam kenarı ?

     Ben yolda uyumayı seviyorum.. Kafamı yaslayacak bi yere ihtiyacım var.. Elin adamının omzuna mı yaslayayım ?

Bugün kendin için naptın ?

     Söylediğim gibi ayakkabı aldım.. Başka da hiç bi şey yapmadım.. Bu yazıyı hafta içi yazsaydım hiç bi şey yapmadım derdim.. Hayatım çok boktan kendim için bi şey yapamıyorum.. 

Twitter ana sayfanı aç gözüne ilk takılan;

      "Saçınız dökülüyorsa 20 gram çörek otunu öğütüp, 20 gram susam yağı ve 10 defne yağı ile karıştırın. Saçınıza sürüp bekletin"

     O saça bu kadar yağ sürersen bitlenirsin.. Benden söylemesi.. Sonra vay benim saçımda bit var yok adım bitliye çıktı efendim ben evde kaldım deme..

Düşün ki o bunu okuyacak

     Burayı okuyabilecek sanırım bi kişi var.. Hayallerimi süsleyen bi prenses de olmadığına göre.. 

      Milletin okulu açılıyo, herkes üniversitesine dönecek.. Bu nöbet ayağına yeterince bizi kekledin.. Haftada bi gün kapıma gelip PES'e gidelim dersen gelmem bak şimdiden söylüyorum.. Tamam anladık seviyeli bi ilişkiniz olabilir ama 10 yıllık arkadaş da bu kadar satılmaz ki :)

Kahkaha atmana sebep olan karikatür;

 

Klavyeye bakmadan birşeyler yaz;

     Çok fazla bi şeyler yazabileceğime inanıyorum çünkü uzun zamandır klavyeye bakmadan bi şeyler yazabiliyorum :)

Bir cümle düşün sonra kelimelerin yerlerini değiştirerek yaz;

     insanın düşün Böyle deyince de gelmiyor ki ne desem aklına şimdi

Ctrl + V yap;

     Ctrl + V yap;  ( mimlendiğim yazıdan kopyalıyorum, esktrem bi şey beklemeyin yani.. 

     Bir mim'in daha sonuna gelmiş bulunuyoruz.. Yayımda Paris'e, yapımda Melodram'a geçen emeklerinden dolayı teşekkür ediyoruz.. Bu arada Melodram'ın son yazısı Blogger Magazin'e göz atmakta fayda var.. Benimle ilgili bilinmeyen şeyler de mevcut.. İlerleyen günlerde bakarsınız siz de kendinizi bunun gibi bir yazıda bulursunuz.. Belki daha da ilerler röportajlar, fotoğraflar ve daha bir çok bilinmeyen şeyle karşılaşırız.. 

Öpt kib by !

Hatırlar Mısınız !


     Hatırlar mısınız bilmem eski bayramları, çocukluk dönemlerini.. Şimdi bakıyorum da teknolojinin ilerlemesi, ekonomik koşulların daha elverişli oluşu, daha iyi yaşam şartları bizi geçmişimizden koparıyor sanki..

     Çoğumuz sürekli dışarda.. Çalışıyoruz, geziyoruz, eğleniyoruz.. Sokakta bilye oynayan çocuklar var mı ? Biz burda develeme derdik, bazı yerlerde topaç derler. Ahşap bi oyuncaktır.. Armut görüntüsü vardır ucuna doğru sivrilir, sivrildiği yerde metal bir uç vardır. İp sarıp çevirirsiniz.. Mahallede herkesin bi develemesi mutlaka vardır.. Uzun süre döndürmek büyük marifettir. Ben hiç döndürememiştim içime dert olmuştur :)

     Mesela davin vardı.. Mahale bakkalında mutlaka satılan bi şeydir. İşin ilginci davini de pek kimse bilmiyor. Leblebi gibi görüntüsü vardır. Ağaçta yetişen bi meyvedir. Dışını yersiniz çekirdeği eğlence unsurudur.. Sadece davin hiç bi anlam ifade etmez tabi.. Bi de davin atacağı gerekir.. Davin atacağı dediğim şey de akıllarda soru işareti bırakmasın. Bildiğiniz ince boru.. Plastik de olur metal de.. 20-25 cm'lik olanı kafidir.. Yapmanız gereken tek şey davini yiyip çekirdeğini borudan tükürmek.. Bir çay bardağı davin almak tüm gününüzü neşelendirir...

     Erkeklerin bir diğer eğlencesi futbolcu kartıydı.. Aldığımız sakızların haddi hesabı belli değildi.. Bir de işin ucunda top kazanmak varsa eğlence bi kat daha artardı.. O zamanın en ünlü futbolcusu kimse illa ki çıkmazdı. Her mahalle de bir kişi topu ya alırdı ya almazdı.. Mahalle maçına gidiyosan mutlaka kartları yanında götürürdün ki orda kartlarla oynayabilesin, kartlarına kart katabilesin..

    Facebook olsun, Flickr olsun, Instagram olsun anneler babalar hep çocuklarının fotoğraflarını videolarını paylaşıyolar. Her anı kaydediyolar.. Çocuğunun doğumunu bile çekenler var.. Tabi şimdi film derdi kalmadı adam çektikçe çekiyor.. Bizim zamanımızda 36'lık film vardı.. Cırt cırt sarardık.. Haa bi de makinenin arkasını açamazdık.. Film yanardı.. Kameramız hiç olmadı zaten.. O zamanlar kamera demek çok şey demekti.. Bi tek Almancılar'da vardı.. Zenginlik işte :)

     Bizim zamanımızda bi şey alınacaksa kesinlikle karneye bağlanırdı.. Babam 5.sınıfa geçtiğim zamandan beri bilgisayar alacaktı bana.. Hep karnenin hepsi 5 olsun bilgisayar alacağım derdi.. Bilirdim almayacağını ama umut fakirin ekmeği işte karne günü heyecanla eve koşardım. Ne de olsa bilgisayar alınacak ya.. Şimdiki ailelere bakıyorum.. Eğer çocuk bi şey istediyse illa ki alınıyo.. Karne iyi gelse de kötü gelse de.. Aman çocuğumun psikolojisi bozulmasın.. Aman çocuğum mutlu olsun.. Sokakta parkta bahçede bir tek çocuk yok.. Herkes bilgisayar başına bağlanmış kalmış.. Sonra da çocukların iletişim problemi var diyolar.. Eee bu çocuklar dışarı çıkmazsa, mahalle maçı yapmazsa, bilye oynamazsa kimle iletişim kuracak  ?

     Eskiden soba diye bi şey vardı.. Evet belki bi oda ısınıyodu belki rezilliği çoktu ama onun da ayrı bi güzelliği vardı.. Siz hiç sobanın üstünde ekmek kızarttınız mı ? Kestane pişirdiniz mi ? Her zaman sıcak suyunuz var mıydı ? Siz hiç portakal yedikten sonra kabuklarını küçük küçük kesip sobanın üstüne koyup içeriyi saran portakal kokusunu içinize çektiniz mi ? Siz hiç sobanın üstüne kolonya döküp, kolonyanın balon balon oluşunu izlediniz mi ? Çoğumuz kaloriferli evlerde yaşıyoruz.. Hani bi söz vardır ya kemiklerim ısındı diye.. Soba yanında 10 dakika durunca insanın kemikleri ısınıyo..

     Kış aylarında banyo mutalaka pazar günü yapılır.. Çünkü suyu ısıtmak için banyo sobası kullanılır.. Banyo yaparken o sobanın kapağını açıp içindeki ateşle oynayanınız varsa kesinlikle çok şanslısınız.. Sobanın bi artısı daha var.. İç çamaşırınızı giymeden önce mutlaka sobaya tutar ısıtır öyle giyersiniz.. O sıcaklık hissi paha biçilemez :)

    Eee tabi bi de bayramlar var.. Bayram denildi mi akla çok fazla şey gelmez.. Yeni kıyafetler, harçlık, şeker.. İşimizin saati, zamanı belli olmadığından bayram alışverişi arefe günü akşam yapılırdı.. O zamanlar çocuk sevindirmek diye bi şey vardı. Dolabımız bir mağazanın reyonu gibi olmazdı elbette.. Yeteri kadar kıyafet vardı ve arefe günü bir yenisi daha eklenirdi.. Şimdi alışveriş yapmak günlük sıradan bi şey olmuş.. Markete gider gibi hadi bi şeyler alalım diyoruz.. Hiç heyecanı kalmıyor..

     Harçlık bayramı bayram kılan en güzel şeydir bi kere.. O kadar el öpüyoruz boşuna mı öpelim.. Bayramda harçlık demek bisikletinize alacağınız yeni bi aksesuar demekti bizim için.. Bayramın ertesi günü kendimi tamircide bulurdum.. Amerikan pabucu alacam bisikletime ses çıkarmayan, iyi tutan kaliteli pabuç.. Normal pabuçlar dikdörtgendir, dışında bi metal vardır onu tutan.. Ama amerikan pabucu öyle mi.. Elips bi şekli vardır onun.. Diğerine göre kalındır.. Belli eder kendini ben burdayım der.. Bi de jant kapağı var.. Onu taktın mı bisikletin sesi değişir bi kere.. Kalın tok bi ses çıkar.. En lüks olanı da siyah kuru kafa desenli olanıdır.. Bir de bisikletinde dinomo taktıranlar vardı.. Onlar zengin çocuklarıydı, mahallenin güzel kızları hep onlarla takılırdı. Bu kızlar hiç değişmedi nerde bi zengin orda güzel kız :p

     Bayram tabiki şeker demek.. Bakın şeker diyorum.. Çikolata değil, lokum değil, bilmem ne markanın bilmem kaç milyonluk çikolatası değil.. Şeker.. Renk renk olan boncuk şeker.. Hani şu Türkan Şoray göbeği dediğimiz şeker.. Hani şu susamlı olan şeker.. Dünyanın en pahalı çikolatasını da getirseniz, benim için bayram dendiğinde aklıma bu şekerler gelir.. Şimdi bu şekerler alınmıyo biliyo musunuz ? Çünkü bu şekerler ucuz ve gelenler ucuz şeker almışlar diye laf etmesin diye gidip içi fındıklı, fıstıklı çikolatalar alınıyo..

     Ee bi de bayram günü şeker toplama olayı var.. Kapıyı açtığınızda 4-5 tane çocuk aynı anda "Bayramınız Kutlu Olsuuuunn ! " diye bağırıyosa, bayram gelmiş demektir.. Ne yazık ki geçen senelerde yaşanılan acı olaylar sonucunda artık kimse çocuğunu şeker toplamaya göndermiyo.. Ne kadar üzücü bi durum.. Şeker toplama olayını çok severim ama hayatım boyunca hiç şeker toplamadım.. Diğer çocukların peşine takılıp kapı kapı gezmem derdim.. French Oje'nin bi sözü vardı " Cool erkek o kadar cool ki doğarken ağlamamıştır. " İşte ben bu sınıfa giriyorum.. Düşünün bütün mahalleli çocuklar toplanıp beni çağırırdı şeker toplamak için ben gitmezdim.. O kadar cool'um.. Cool olunmaz cool doğulur dedikleri şeyin tam karşılığı benim :)

     Demem o ki ne zaman eski zaman, ne çocuklar eski çocuk, ne bayramlar eski bayram..

     Sevdiklerinize onları ne kadar sevdiğinizi söylemeyi unutmayın.. Seni seviyorum demek bazılarınız için dünyadaki bi çok şeyden daha anlamlı.. Gülerken ağzınızı kullanmayın artık.. Çok sahte geliyo.. Gözleriyle gülenler evde kalmıyomuş öyle diyolar :p

     İyi bayramlar !

Moda ve Kızlar !

     Çok güzel bi hafta geçirdim demek isterdim ama bunu söylemem pek mümkün değil malesef.. Aslında bu bir mim yazısı ama mim'den önce söylemek istediğim şeyler var. Bazı konular hakkında düşündüklerimi sizlere aktarmak ve biraz da içimi ferahlatmak istiyorum.. 

     Son yazdığım iki yazıyı bi çoğunuz sanırım okudu.. Bis Gözüyle Moda Blogları 2 ve Güzelliğin Tanımı... Bu yazılara yapılan yorumlar, gerek aldığım tepkiler beni yazmaktan soğuttu.. Hadi Moda Blogları yazısı neyse tamam ben hiç bi şeyden anlamıyorum.. Ama güzellikle ilgili olan yazı bazılarınıza baya bi batmış anladığım kadarıyla.. Yazıya sizin gördüğünüz kadarıyla 10 tane falan bi yorum geldi.. Hani derler ya bu buzdağının görünen kısmı görünmeyen kısmı diye, durum aynen öyle oldu.. Bilmiyorum sizde de aynı şey oluyo mu bazen bloga yapılan yorumların maili gelmiyo.. Kumanda panelinden bakmadığım sürece yorum var mı yok mu göremiyorum.. Bundan dolayı 2-3 günde bir mutlaka yorum panelinden kontrol ederim.. Spam'da onlarca yorum olduğunu gördüm ama bunların sizden gelmiş olabileceği aklımın ucundan bile geçmedi.. Bilirsiniz reklamlar genelde spam'a düşer.. Onlarca adsız yorum ve çoğu güzellik yazısına gelmiş.. Tamam yorum yazın ama neden adsız ? İşin en kötü tarafı ne biliyo musunuz.. Yorumu okuduktan sonra acaba bunu kim yazmış olabilir dediğinizde aklınıza bi ismin gelmesi ve bunun içinizde bi soru işareti olarak kalması.. 

    Uzun uzun yazı yazmışım hiç bi yere takılmamışsınız.. Gidip benim espri mahiyetinde yazdığım güzel kız erkeğinin sözünden çıkmaz cümlesine takılmışsınız.. Bu kadar mı zorunuza gitti bu cümle ? Hepiniz için demiyorum ama bi çoğunuz için söyleyebileceğim bi şey bu.. Erkek arkadaşınızdan ayrılmamak için nelerden fedakarlık ettiğinizi bloglarınızdan çok güzel okuyoruz.. En ufak şeyden nasıl zırıl zırıl ağladığınızı yazan da ben değilim.. Ayrıca sevgiliniz yok diye dert yanıp bunu her seferinde belirten de sizsiniz.. Yani diyeceğim şu ki istediğiniz kadar bilmişlik yapın, esin, gürleyin sevgilinizin yanında süt dökmüş kediden bile betersiniz.. Adsız yorumlar yaparak kız başınıza erkeklik yapmayın.. Yok böyle değildi bu söz.. Heh.. En kralına gazoz kapağı !

     Bir diğer konu da şu.. Bazılarının artık ne kadar zoruna gittiyse beni merak etmişler.. Msn muhabbetleri mi desem artık ne desem bilemiyorum bazı konuşmalar geçmiş.. Bu kendini ne sanıyor, kızlara karşı neden bu acımasız diye.. Daha da abartıp dikkat çekmek için Moda Blogları'nı ve kızları kullandığımı düşünmüşler. Arkadaşlar ben acımasız olduğumu düşünmüyorum.. Ama doğruları okumak size acı veriyosa elimden bi şey gelmez kusura bakmayın.. Yazıları yazarken anlattığım karakterleri bi hayal dünyasından getirmiyorum.. Hepiniz bi şekilde karşılaşmışsınızdır çarşıda pazarda.. Kendi penceremden nasıl gördüğümü anlatıyorum hepsi bu.. Dikkat çekmek istesem elime geçen fırsatları şimdiye kadar çoktan değerlendirirdim. Ne kitap çıkarma gibi bi derdim var ne de binlerce okuyucum olsun ben de reklam alayım, beni de bilmem nereye çağırsınlar gibi bi derdim var. Daha önceden belki tesadüf eseri belki bi yanlışlıktan kaynaklı bende bi yerlere çağrıldım. Bulunduğum şehrin konumundan dolayı gidemedim. O kadar dikkat çekme meraklısı olsam, bi uçağa biner giderdim.. Vereceğim 500-1000 TL'de gözüme gelmez. Allah'a şükür elim ekmek tutuyo... Beni merak edenler çok çabalamasınlar.. Ben istemedikten sonra bulamazsınız.. Ama sizin düşündüğünüz kadar çirkin değilim, kızlardan darbe de yemedim.. Kızlardan uzak duruyo da değilim merak etmeyin gay değilim.. Benim yanıma yakışacak birini aradım hepsi bu.. Biraz fazla detaylara indim ama pişman da değilim.. En azından sizin gibi birini kendime sevgili yapmadığım için mutluyum.. Beni bu kadar merak ediyosanız herhangi bi mail adresinden bana ulaşın fotoğrafımı mail atayım size.. Yazık o güzel parmaklarınız yorulmasın.. Fazla yakışıklı değilim ama bi giderim var evet.. Bi de şu konu var yazıyı kızın dış görünüşüne göre yazmışsın demişsiniz.. Evet öyle yazdım. İç güzellik konusu çok eskide kaldı bence.. Güzel dedin mi dıştan güzel olur... Konu et parçasına kadar gelmiş yani o kadar detaylara inilmiş.. Evet ben nefes alsın yeter demiyorum, demem de.. Nefes alması önemli tabi ama yeterli değil.. Güzel ve nefes alabilir olmalı ;)

     Çoğunuza kırıldım.. Cidden kırıldım şaka yapmıyorum bu kez esprisine yazmadım.. Diğer yazılardaki yorumları da güzel güzel okudum, tweetleri de okudum.. Ama susmam gerekiyo bu sefer daha da uzamasın.. İt yesin ciğer işte sevdiğim insanlar var :) Bundan sonra moda ve kızlar hakkında bi şey yazmayı düşünmüyorum.. Blogun ana temasını kızlar oluşturduğuna göre bu da yazmak için yeni bi şeyler bulmam anlamına geliyo.. Yorum yazan herkese teşekkür ediyorum.. Keşke adınızla yazsaydınız, medeni cesaretinizi ayakta alkışlamak isterdim.. Kısmet değilmiş.. Yalnız Blogger'da baya bi güzel kız varmış bunu da öğrenmiş oldum.. En azından 10 adsız ve bir o kadar güzel kız var.. 

     Değişim kararı aldım. Çünkü iyi düşüncelerimle bir arpa boyu yol alamıyorum, üstüne üstlük insanlar hakkımda yanlış düşüncelere kapılıyorlar.. Telefonu değiştirmem biraz baskı sonucu olmuştu ama son zamanlarda anladım ki aslında bu bi işaret.. Bundan sonra eski Bis yok.. İçimdeki diğer Bis'i gün yüzüne çıkarma kararı aldım. Her zaman etraf ne der, bilmem kim ne düşünür deyip durdum.. Şu an anlıyorum ki bunlara hiç gerek yok.. Şu an ki bilgi birikimim ve tecrübelerimle artık yeni modelin piyasa çıkma zamanı geldi.. İlklerin öncüsü Bis Group gururla sunar.. Bis " 4S " !

     Son olarak bir teşekkürüm daha var. Seni arıyolar, dikkat et diye adsız yorum bırakan kişi yada dostum mu desem bilmiyorum.. Senin gibilerin var olduğunu bilmek güzel.. 

     Neyse mim'e geçelim yazıyı çok uzattım.. Canım ciğerim ciğer ve kebap salonunun daimi müşterileri Sylvie ve Melodram beni mim'lemişler.. Sorulu cevaplı mim, en sevdiğim mim'dir zaten :)

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız ?

     Bu yazıyı geçen hafta yazsam cevabım herkesten uzak bi yerde kimseye yük olmadan yaşamak diye cevap verirdim.. Fakat güncellenmiş Bis 4S olarak cevabım bundan çok uzak olacak.. Biliyosunuz ailenin tek çocuğuyum.. Geride ailemin düşüneceği kimse yok.. Bankadan gider güzelce bi kredi çekerdim. Altıma son model bi araba alır, İstanbul'un en güzel semtinden bi ev kiralardım.. Daha önceden hoşlanıp söyleyemediğim kızlar şu an İstanbul'da.. Onların yanına gider zamanında ben senden hoşlanıyodum derdim çeker giderdim.. Haa sevgilisi varsa da en fazla dayak yerim, zaten ölecem.. Geriye kalan kısmı da o kız senin bu kız benim gezer tozardım.. Hoşuma giden kızlarla da Paris senin İtalya benim ordan oraya gezerdim.. Ben öldükten sonra da babamlar arabayı falan satıp borcu ödesinler.. 

Fobileriniz , takıntılarınız var mı ? Varsa neler ?
 
    Dışarda yemek yerken dişimde yada dudağımın kenarında bi şey olmasından hep korkmuşumdur.. Lavabodan çıktıktan sonra acaba fermuarımı kapadım mı diye hep düşünürüm.. Halbuki her seferinde 100 defa kontrol etmeden çıkmam..

Bir sabah kalktınız ve dünyada hiç bir insan olmadığını öğrendiniz, ne yapardınız ?

     Dünyada hiç bi insan kalmadığına göre  yapacak bi şey de yok demektir.. Yatarım.. 

Dünyayı dolaşmak isteseniz hangi ülkeden başlardınız ? Neden ?

     Fransa'ya giderim.. Hep Fransızca öğrenmek istemişimdir.. Eiffek Kulesi'ni de çok merak ediyorum.. Akşam ışıkları yanarken önünde fotoğraf çektirmeden ölürsem içime dert olacak..

İtiraf edin prens/prenses e dönüşür diye kaç kurbağa öptünüz ?

     Henüz kimseyi ağzından öpmedim..

En son yaşadığınız küçük düşürücü , unutamadığınız olay ?

    Belediye'de projeyle ilgili bi soru sordular.. O an aklıma cevabı gelmedi ve doğru yaptığımı bile bile onların dediğini kabul etmek zorunda kaldım.. Sonra intikamım acı oldu ama o an cevap verememek gerçekten küçük düşürücüydü..

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey ?

     Cüzdan, telefon, anahtar.. Kız olsam tek bi cevapta bi çok şeyi yanıma alabilirdim.. Bir çanta nelere bedel.. 

En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak kendi gezegenine götüreceğini öğrendiniz, ne yapardınız ?

     15 yıldır ticaretin içindeyim. O kadar çok insanla tanıştım ki insan sarrafı oldum artık.. Karşımdaki hem de en yakın arkadaşım uzaylı olacak.. Mümkün değil.. Haa uzaylı kısmını geçip sadece en yakın arkadaşım olarak sorarsak, cehennemin dibine kadar giderim, sorgulamam.. 

İsviçreli bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı kullanan ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra yapacağınız ilk şey nedir? 

     Allah aşkına böyle bi şey bulunsa benim gibi birine denetirler mi ?

Kimseyi mim'lemiyorum.. Artık kim dost kim düşman kestiremiyorum.. Her şeye rağmen hoşçakalın.. 

Not : Beni arayan güzellerime bu yazıda bi hediye bıraktım.. Hepinizi ıslak ıslak öpüyorum.. Hepiniz benim bebeklerimsiniz !