Gitmek mi Zor Kalmak mı !


     Hatırlarsanız 2 ay önce Blogger'ın N'lerini seçmiştik hep beraber. Çok güzel bi etkinlik olmuştu bizim için. Blogger'a bi hareket geldi, herkes bi kaynaştı. İnsanların mutluluklarını göremesek de yazılarından bunu anlamak mümkündü. Sonuçları açıkladığım yazıda (Bkz.Yazı) yıl sonunda  2011'in N'lerini seçelim demiştim ve bunu laf olsun diye söylemedim. N'leri seçerken gerçekten çok yoruldum ama bu tatlı bi yorgunluk oldu benim için.. Yüzlerce blog gezdim dolaştım. Bu işi zevkle yaptım. Sonuçları açıklarken gelecek yorumları beklerken çok fazla heyecanlandım. Sonuç olarak kendi kendime ben iyi bi şey yaptım diyebildim. Ama herkes benim gibi düşünmemiş olacak ki üşenmeden mail attılar. Ben çoğu kişinin blogunu okumamışım. Yorum bırakmamışım. Seçimlerin doğruluğundan şüphe duyanlar varmış. Ve en önemlisi blogumun reklamını çok iyi yapmışım. Başarılı olduğum konunun da bu olduğu söyleniyor. Kendi popülaritemi artırmak için Blogger'ları kullanmayı başarmışım.. Bu zamana kadar size bu konudan hiç bahsetmedim.. 2011'in N'lerini seçmeyi gerçekten  istiyodum. Sizden gelen mailleri, yorumları okumak o kadar zevkli ve heyecanlı ki.. 10-15 gündür yapsam mı, başlatsam mı diye düşünüyorum. Ama inanın aklıma bu sözler gelince vazgeçiyorum. Hepinizden özür dilerim. 

     Tabi ki bu seçtiğimiz N'lere bi göz atmamıza engel değil. Hadi kapı aralığından bi bakalım, N'lerimiz neler yapmışlar ;

En İyi Tasarıma Sahip Blogger : Birinceses

Gördüğünüz gibi blogda herhangi bi değişiklik yok. Hala aynı temayı kullanıyorum. O  zaman da söylediğim gibi ben torpilliydim galiba :) Blogum hakkındaki son yorum Missbone'dan geldi. Biliyosunuz kendisi tema tasarlıyor. Ehli kamil bir insan bu konuda :)

" Blog Teman yakışıklı bir erkeği çağrıştırıyor insanın gözünde. Eski kafalı ama aynı zaman da modern "
 
En Güncel Blogger : Sade ve Derin

Blogunu takip etmiyorum ama hala güncelliğini koruyor. 

En Meraklı Blogger : Mia Wallace 

Merak bi insanda sonradan oluşmaz, kanında vardır. DNA kodlarında saklı, yapacak bi şey yok :)

En Çok Gezen Blogger : Wear a Smile 

Hala geziyor hala geziyor. Geçenlerde Ankara'ya gitti.. O açılış senin bu tanıtım benim durmuyor. Doğru kişiyi seçmişiz :) Ayrıca kendisi Moda Blogger'ı.. Hem de takip edilesi cinsinden.. Kendisini N'lerden sonra tanıdım. Pişman değilim, yine olsa yine yaparım :)

En Çok Bilgilendiren Blogger : Sade ve Derin

Bilgilendirme devam ediyor. Öğrenmenin yaşı yoktur. Francesca burada senin adın yazmalıydı. Sen seçilemedin diye çok üzülmüştüm. İtiraf.com :)

En Çok Eleştiren Blogger : Leah

Eleştirilerine devam ediyor. Ama eskisi gibi yazmadığını söyleyebilirim. Hanım hanım halk yazı bekliyor :) 

En Çok Kendini Anlatan Blogger : Cips Yiyemeyen Kız

Hala anlatıyor.. 

En Akıcı Yazan Blogger : Leah

Sular seller gibi hala.. Halktan biri olarak yazıyor. Yazılarını okurken acaba ne demek istedi diye düşündürtmüyor. Bu yüzden akıcı 

En Aşık Blogger : Tubitos

Düğün tarihi bile belli oldu. Bu seçim doğru değil de ne ? :)

En Çok Güldüren Blogger : Mia Wallace

Mia'nın hayatını okuyoruz blogunda. Hayatı gerçekten eğlenceli.. Böyle bir baba ve abla herkese nasip olmaz :)

En Yaratıcı/Yetenekli Blogger : Mustafa Soydan

Ne diyeyim şimdi ben. Göz var izan var :)

     Kısa bi özet geçtiğimize göre benim bir önceki yazımda söylediğim gibi yazmam gereken konuya geleyim. Fazla uzatmak istemiyorum aslında. Zaten bi çoğunuz ne demek istediğimi anladı. Bi kaçınız mail attı. Bu konuyu gerçekten düşündüm. Yazamıyorum siz de bunun farkındasınız. Son yazılarıma şöyle bi bakarsak elle tutulur bi şey yok. Arada sırada neden yazmıyosun diye sorduğunuz için elimden geldiğince yazmaya çalıştım. Çoğu yazıyı gerçekten yazmak için yazdım. Bi ara kendi hayatımı anlatıyodum. Yazamıyorum dediğimde kendini anlat, hoşumuza gidiyo, eğleniyoruz dediniz. Ama hayatımda yazabileceğim bi şey kalmadı artık. Monoton ve sıradan bi hayat yaşıyorum ve size anlatacak bi şey bulamıyorum. Bu konuyu blogu açtığımı ilk bilen sevgili arkadaşım can dostum Müdür'ümle de görüştüm. Bırakma güzel yazıyosun yine de sen bilirsin dedi. Neyse işte sonuç olarak tamamen gitmiyorum. Buralardayım.. Beni yazmaya zorlayacak bi durum olursa yazarım ancak. Kızlarla işimiz bitmedi burnunuzdan fitil fitil getirecem merak etmeyin :) Yazılarınızı okuyup yorumlamaya devam edeceğim elbette.. Sol tarafta Twitter hesabımın linki var. İşe yaramayan bi formspring linki var. Maillere her zaman olduğu gibi cevap vereceğim. Msn kullanmıyorum biliyosunuz. Reel msn'ime ekli olanlar var. Onu da pek açmıyorum. Arada bi bakıp çıkıyorum. Acil bi şey olursa siz de mail atabilirsiniz. Neyse işte bu kadar. Gider ayak çok uzun bi yazı oldu.. Bu arada ben ağlamıyorum tamam mı gözüme toz kaçtı...

|̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

                 Bir İnce Ses

Senin En Güzel Yerin Kahverengi Gözlerin !


     Son olarak 11 Eylül 2011'de mim yazmışım. Tesadüfe bakın ki bugün de ayın 11'i.. Aslında başka bi şey yazmak istiyodum-ki yazının sonunda üstü kapalı anlatıcam- ama napalım artık.. Aşkın tesadüfleri sevdiği gibi mim'ler de tesadüfü sever...

     Hepinizin bilmediği gibi Blog dünyasında dolaşan bir renk mim'i var. Francesca ve Esved beni mimlemişler. Kendilerine teşekkür edip hemencecik mim'e geçiyorum. Mim'in konusu :
  
1- Ruhunuz hangi renk?    2- İzlediğiniz blogçular sizce hangi renk?

Önce bi renklerin anlamını yazayım neyin ne olduğunu bi bilelim

Beyaz: Temizlik, saflık ve güven hissi verir. Hüzünlendirir.
Siyah: Konsantrasyonu ve özgüveni artırır. Çoğu ülkede matemi temsil eder.
Mavi: Özgürlük hissi verir ve sakinleştirir.
Yeşil: Dinlendirir ve huzur verir.
Kırmızı: Tansiyonu ve kan akışını hızlandırır. İştah açar.
Sarı: İnsana heyecan ve canlılık verir. Dikkat çekicidir.
Mor: Bilinçaltını olumsuz etkiletebilir.
Pembe: Neşe, güven ve rahatlık verir.
Turuncu: İştah açar, yorgunluğu giderir.
Lacivert: Düşünce gücünü arttır, ciddiyet verir.
Kahverengi: Toplum içinde rahatlık ve güven verir.
Gri: Alçakgönüllüğü ve dengeyi ifade eder.
     
     Ruhumu bilmem ama ben siyah, mavinin her tonu ve beyazı severim.. Bu renklerin bi ağırlığı var sanki.. Özellikle siyah çok önemli benim için.. Beyaz saf ve temiz gelir her zaman bana... Beyaz giymek cesaret işidir çoğu zaman.. Ha kızların beyaz pantolon giymesine karşıyım o ayrı mesele :) Mavi de güzel ya yakışıyo bana, canlı  bi renk :)

     Peki ya beni mim'leyenler ?

Francesca ( Gri- Blog renginden olsa gerek)

     Allah aşkınıza sayfayı biraz yukarı aşşağı yapın.. Şu ekranda kaç yerde gri var :) Tamam alçak gönüllü bi insanım allah kahretsin :) Başka renk kalmadı, el mahkum araya sıkıştırdım seni demiyosun hiç :p Seni gördüğümü de kimseye söylemicektim zaten ama şimdi bu konuyu düşünebilirim :)

Esved (Lacivert ve Siyah- Egosu tavan yapmış, ciddi sanki )

     Kendisinin yanlış tanıdığı yetmezmiş gibi, bi dünya insana beni rezil etti.. Ben ya sayın izleyici ben. Bir İnce Ses ! Ego ve ben nasıl aynı cümlede kullanıldım bilemiyorum. Hayır Ankara'da yaşasam bi Ego kartım olsa onu ima etmeye çalışıyo diyecem ama yok.. Direk bana oynamış :)

     İkinize de tekrar teşekkür ederim :) Francesca yazdıklarımı ciddiye alırsan (son cümle hariç ) üzülürüm :)

     Şimdi gel gelelim Blogger'lar ne renk.. Buraya yazdığım Blogger'lar mim'leniyormuş. Diğer mim yazılarımda özellikle mim'lenmeyen kişileri seçiyordum ama bu kez öyle yapmayacağım. Renkleri okuduğumda aklıma ilk kim gelirse onu yazacağım. Artık ne çıkarsa bahtınıza.. Yani mim'in asıl amacı karşınızdaki kişi hakkında neler düşünüyosunuz...

Beyaz:  Lazanya.. Şu hüzünlendirir ifadesini görünce aklıma direk sen geldin. Hep bi acı, hep bi hüzün
Siyah: Leah.. aklıma sen geliyosun.. Böyle bi ciddiyet bi ağırlık var sanki sende
Mavi: Laliş.. Canım Türkiyem dururken gittin elin memleketlerine, özgürlük hissi veriyosun ordan :)
Yeşil: Doz Büyücüsü.. Sakin sakin yazıyosun.. Blogunda sade bi ifaden var, yormuyo :)
Kırmızı: Kırmızı Başlıklı Pollyanna.. Nedenini yazmama gerek yok sanırım :)
Sarı: Pınar.. Sarı sarı dırım dırım, kimin yarı dırım dırım :)
Mor: Mayk.. Bilinçaltı falan kalmadı zaten. Hep bi hakaret, hep bi aşağılama :)
Pembe: Missbone.. senden başka kimse pembe olamaz :)
Turuncu: Esved.. İtiraf ediyorum, blogundan kopya çektim :)
Lacivert: Francesca.. İnsanları bilgilendirmeyi amaç edinmişsin sanki.. Mission completed ! :)
Kahverengi: Nora.. Düşüncelerimizin paralel olması seçimimde etkili oldu diyebilirim :)
Gri: Tinker.. Kendisi çok alçakgönüllüdür, güven verir insana... Onu tanıyan bilir..

     Yazının başında da belirttiğim gibi aslında bugün yazmak istediğim konu başkaydı. Uzun zamandır yazmam gereken bi konuydu bu. Ama bi türlü yazamadım. Defalarca bu konuyu düşündüm durdum ama bi sonuca varamadım. Bazılarınız üzülebilir, bazılarınızın umrunda olmayabilir artık neyse işte.. Pazar günü yazıp yayınlamayı düşünüyorum.. Pazar günü görüşmek üzere...

Hadi Kızları Çekiştirelim !


     " Makyajına ve yüzündeki boyalarına güvenme.Yollar da güzeldir ama altından kanalizasyon geçer... "

     Makyaj ve yüzündeki boyanın aynı anlama geldiğini düşünürsek hatalı bi cümle ama ana temaya baktığımızda son yıllarda söylenmiş en güzel sözlerden biri.. Hepimiz sanırım bu konuda hemfikiriz.. Bi kızın bakımlı olması kadar doğal ve güzel bi şey elbetteki yok.. Ama bazı hanım kızlarımız bu konuyu tam olarak anlamamış olacaklar ki, bakımlı olmakla makyaj yapmayı aynı kefeye koymuşlar. Yanlış efendim yanlış...

     Makyaj yapmak en doğal hakkınız elbetteki yapın.. Gözler kalbin aynasıdır.. Gözleri ön plana çıkarmak önemli.. Nasıl bir erkeğin kalbine giden yol midesinden geçiyorsa, gözleri öne çıkarmanın yolu da eyeliner'dan geçer.. Göz rengi de önemli tabi.. Mesela ben mavi gözlü kadınlardan korkuyorum.. Evet bildiğin korkuyorum. Tehlikeli insanlar bu mavi gözlü olanlar.. (Bkz. Hülya Avşar ) Kirpikleriniz de erkekler için çok önemli değil.. " Kızın bir kirpikleri var ok gibi, ben hayatımda böyle kirpik görmedim. " diyen bi erkek henüz elimizde mevcut değil. Varsa da deneme sürümüdür. Kızlar kendi aralarında illa ki kıyasıya bi yarışa girmiştir, o ayrı konu.. Kaşlarınızı da düzgün alın bi zahmet.. Biri kalk gidelim derken öbürü bok yeme otur demesin... Bayram değil seyran değil.. Dudaklarınıza kıpkırmızı bi ruj sürüp çıkıyosunuz. Çok önemli bi yere katılmayacaksanız, ruj bile sürmek gereksiz. İlla bi şey sürmek istiyosanız parlatıcı sürün.. Ya da daha mat tonları kullanın.. Haksız mıyım azizim...

     Makyaj dediğimiz olayın hepsi bu kadar olmalı.. Hadi biraz da fondoten sürün, çok açık tenliyseniz biraz kanlı canlı olayım derseniz allık sürün.. Fardır, rimeldir gerek yok bunlara.. Yüzünüze iki kat boya sürmek size hoş gelebilir ama inanın dışardan hiç hoş durmuyo.. Karşımda bi boya küpüyle oturmak beni hiç etkilemiyo yani.. Hele o parfümleriniz yok mu.. Hayatta kalmak için oksijene ihtiyaç duyarken, her nefes alışımda bilmem ne markanın, çakma parfümündeki gliserini akciğerlerime doldurmak hiç de sağlıklı değil. Parfüm mümkünse herkesin kullanması gereken bi ürün artık. Toplu yaşam alanlarında  güzel kokular içerisinde olmak insanı canlandırıyo.. Yolda yürürken, yanımdan geçen bi kızın burnuma çarpan kokusu hanesine artı puan kazandırıyor. Kendisinden önce kokusu gelenler için aynı şeyleri söylemem pek mümkün olmayacak.. Ter kokusunu önlemek için zaten deodorant ve roll-on kullanıyoruz. Süreklilik sağlamak için biraz da parfüm kullanmak çözüme  ulaştırıyor zaten. Abartmanın ne önemi var ?

     Ben makyaj yaptım demeyle her şey bitiyor mu ? Tabiki hayır.. Bakım dediğimiz olay her şeyin başı zaten. Birinci ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek kural :

     " Bi kızın kolunda, bacağında, boynunda, favorilerinin alt kısmında kıl,tüy olmaz. Olamaz ! "

    Erkekte yeterince  var. Fazlasına gerek yok.. İkimiz bir fidanın güller açan dalı olacaksak, sen gül ol ben dal olurum.. İlla git şunları al mı diyelim.. Rencide mi edelim. ? Markette satılıyo.. Yapıştır çek, oldu bitti.. Kızların saçı uzun, yıka hergün ne var eline mi yapışır. Tamam her gün yıkama saçın yıpranmasın, iki günde bir yıka.. Yıkamayı bırak iki günde bi duş al.. Parfümle açığını kapatmaya çalışma.. Yarım saat az uyu mis gibi ol... Hacı şakir sabun devri kapandı artık.. Mis gibi duş jelleri var.. Güzel güzel giyinin ama çok açık giyinmeyin :p Takıp takıştırın yakıp yakıştırın.. Geçenlerde bi tweet gördüm. " Erkeklerin iç güzellik dedikleri şey kadınların göğüslerinin güzelliğinden ibarettir. " Gördüğünüz gibi olay tam olarak dışa bağımlı :)

     Bunların tamamını doğru bi şekilde başarıp takdir belgesi alanlar yok mu ? Elbetteki var.. Maşallah hepsi de güzel hepsi de tatlı.. Son zamanlarda böyle bi kızla başım birazcık dertte.. Sıkıntılardayım.. İçimdeki cool erkeği dışarı çıkarıp, kızı sürekli reddettiğimden dolayı kız da bunalıma girdi. Böyle bi kızı reddedebilecek kaç tane gerizekalı var. (Bkz.Ben) Gerizekalı, bakıyım valla gerizekalı.. Kız egosunu tatmin edemedi çaba sarfediyor. Ben bi bok yedim cool duruşumu bozmuyorum.. İkimizde inat ediyoruz.. Aynı ortamlarda çok fazla yakın temas var.. Kendimi her an tecavüze uğrayacakmış gibi hissetmeye başladım. Sınırları zorlamaya başladı.Bu olayın en önemli kısmı bilmem farkında mısınız " ben bi erkeğim " Arkadaşlar gay olduğumdan şüphe duymaya başladılar.. Yerimde olmak isteyen milyonlarca kişi bulabilirim. Hayır yani nerden çıktıysa bu inadım..  Her an Yalçın Çakır'a çıkabilirim.. Dediğim gibi ana temada ben de bi erkeğim... |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

Gözden Kaçan Şeyler Var !

     Bu aralar eskiye göre sık yazıyorum farkındaysanız. Ama süper şeyler yazmadığımın da farkındayım. Yazmak için yazıyorum sanırım.. Bugün yazacağım şeyler bi kaç gündür aklıma takılan şeyler.. Sizinle de paylaşayım dedim. Belki aynı şeyleri düşünüyoruzdur. Belki siz de şikayetçisinizdir bu durumdan...

     Her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de kişilerin maddi durumları ekonomik sınıfların oluşmasına sebep oluyor. Ultra zengin, çok zengin, zengin, az zengin, orta halli, fakir, açlık sınırı, aç, açlık sınırının altında yaşayan... Gördüğünüz gibi bi çok sınıf olsa da asıl bölünme zengin kesimde oluyor. Asgari ücretin 600 TL olduğu ülkemizde tek maaşla evini geçindirmeye çalışan bi insanın halini siz düşünün.. Kira fiyatlarından haberiniz vardır umarım... Ama çarşıya pazara çıkıp sorsanız herkesin borcu var. Herkes parasızlıktan yakınıyor. Borç yiğidin kamçısıdır diyip kredi kartlarına yükleniyoruz. Hani alırken de para vermiyoruz ohh mis..

     Adamın evine iki maaş giriyor... Evi var, arabası var ve bu adam hala fakirim diyor.. Ben buna anlam veremiyorum. Eşi ve kendisi devlet memuru olduğundan her ay tıkır tıkır maaş hesaba yatıyor. Hani ticaretle uğraşıyor olsa borcu var, işleri yolunda gitmiyor diyebilirim. Biz de ticaretle uğraşıyoruz ve ticaretle uğraşan birinin borcu asla bitmez.. Ben kendimi bildim bileli babam borcumuz var diyo :) Her neyse konuyu dağıtmayayım... Bence asıl sorun eve giren para miktarı veya harcamalar değil. Asıl mesele daha lüks yaşayamamak... Elbetteki herkes lüks bi yaşam hayal eder.. Kim daha güzel bi evde oturup, daha güzel bi arabaya binmek istemez ki ?  Geçenlerde X mağazası buraya bi şube açtı.. İlk gün yaptığı cironun 180.000 TL olduğu söyleniyor.. Bunu söyleyen mağazanın bi çalışanı... Burası ne İstanbul, ne Ankara... Sorsan kimsede para yok, herkes acından ölüyo.. Daha lüks yaşayamadığımız için şikayet ediyoruz, bunu kabul etmemiz gerek... Ya da benim göremediğim bi şey var ortada...

     Şöyle bi sıkıntı daha var ki ben de şikayetçiyim... Aslında neye şikayet ettiğimi de bilmiyorum.. Biliyorsunuz ben alışveriş yapmayı severim. Ama ne zaman bi şeye ihtiyaç duysam, onu alacağım zaman olay olur. Özellikle ayakkabıda büyük sıkıntı yaşıyorum. Gına geliyor ayakkabıyı alana kadar.. Dün yine arkadaşımla alışverişe çıktık. Mağazaları gezip hiç bi şey alamadan geri döndük.. Resmen hiç bi şey beğenmiyoruz. Böyle bi kendini beğenmişlik hakim oldu.. Bi şeyleri değiştirelim derken yanlış yaptık galiba.. Lise bitti üniversiteye başladık hadi tarzımızı değiştirelim dedik bi değişime gittik. Bu kez okul bitiyo, biraz daha büyüdük bi değişime daha gidelim dedik. Baştan aşağı bi değişime daha girdik. 10 yıllık berberim Apo'yu değiştirdim.. Şimdi ki berberim Ali Abi'nin yeri apayrı tabiki.. Spor giyimden casual'a geçiş yaptık. Severek aldığım, ayağımdan hiç çıkarmadığım spor ayakkabılarım raflardaki yerini aldı. Yahu parfümü bile değiştirdim.. Böyle bi marka takıntısı kaldı üstümde sanki.. Önceden mutlaka uğradım mağazalara şimdi girmiyorum bile.. Belli başlı gittiğim 3 bilemedin 4 mağaza var. Orada bi şey bulamayınca sanki başka mağaza yokmuş gibi geri dönüyorum. Gömlek alacağım zaman tek bi mağazaya gidiyorum. Bunun nedeni de o markanın gömleklerinin üzerime tam olması.. Gömlekte cep olmaması... Dün şöyle bi düşündüm. Napıyorum ben dedim kendi kendime.. İnsanların özene bezene aldığı markaların mağazalarına girmiyorum. Yemin ediyorum kendimden utanıyorum. Ben nasıl oldu da bu hale geldim.. Aradan çok bi şey geçmedi... 2 senede bi insan bu kadar değişmemeli.. Bi standart yakalamış gidiyorum... Tamam her şey güzel.. Giydiklerim yakışıyo.. Ben giyime önem veriyorum. Ne yalan söyleyeyim güzel giyindiğim zaman kendime bi güven geliyo.. Bi ortama girdiğin zaman gördüğün hizmet, insanların sana yaklaşımı bile değişiyo... Ama ne olursa olsun bi yanlış var ya bi yerde yanlış yaptım ben.. Bi yeri atladım.. Göremediğim bi nokta var..

     İnsanların almak için can attığı kıyafetlere almayı bırakın, bakmıyorum bile.. Eminim benim gibi bi çok kişi var.. Bunun farkındasınız veya değilsiniz ama bu cidden önemli bi konu... Neden ?

     *Not : Bu arada kış geldi.. Hanım hanımcık kızlarımızın bloglarına bakıyorum.. Dizi çıkmış, çamaşır suyu lekeli pijamalar gündeme gelmiş. Gören diyecek temizlik yapmaktan bi hal olmuşsunuz... Halk bunları yemiyor artık.. Bu kadar da acındırmayın kendinizi, herkes her şeyin farkında.. Yok ben alamıyorum diyen varsa da söz pijamasını ben alcam :)

İyi Bayramlar...