Gizli Kalmanın Sırları !


     Bundan bir önceki tırt yazımdan sonra şöyle bi silkeleneyim güzel bi şeyler yazayım dedim ama olmuyor. Çıkmıyor valla... Yazamıyorum... Gerçekten ortada bi sorun var yani.. Gözlemleyemiyorum.. Eskisi gibi internete giremiyorum. Eve gelince bilgisayarı açasım gelmiyor. Telefondan girebildiğim kadar takip edebiliyorum. Bu da performans düşüklüğü yaratıyor elbette... Bloga yazabileceğim tek şey iş hayatımda olan şeyler.. Yazacağım şeylerin de sizi pek alakadar edeceğini sanmıyorum açıkcası.. Bi de işe girdi, hava atıyo diye düşünün istemiyorum. Yazacağım şeyler güzel şeyler olacak çünkü.. Neyse işte.. Aklıma bi şey gelmeyince de dedim napayım napayım, takipçilerime biraz gizli saklı kalmanın küçük detaylarını vereyim.. Tabiki tamamen açıklama yapmamı beklemeyin. Ben meraklı bi insanım, istediğim zaman sizleri bulabilmeliyim :)

     Ben bilgisayar uzmanı değilim. FBI, CIA bağlantım da yok.. Deprem vergileri duble yol yapımında harcanan sade bi vatandaşım.. Ama gelin görün ki yaptığım küçük araştırmalar ve çalışmalar sonucu bi çok gizli saklı Blogger, Twitter ya da Formspring kullanıcısını bulma imkanım oldu. Özel hayatın gizliliği mevzu bahis olduğundan bildiklerim benimle mezara gidecek :p  Peki ben nasıl bulabiliyorum ?

     İnternette birini bulmanızın en basit yolu Facebook ! Bulduğum kişilerin %95'i Facebook kullanıcısı... Ben aramalarda çıkmıyorum, Google taraması kapalı diyebilirsiniz. Bu en doğal hakkınız.. Ama sizi adınızı kullanarak aratan var mı bi sorun bakalım... Bi kullanıcının hem Twitter hesabı hem Facebook hesabı varsa onu bulma olasılığım %70.. Sosyal medyada bi çok alanda kullanıcı olup da açık vermeyenler var mı ? Elbetteki var. İşte onlara saygı duyuyorum. Bütün açıkları kapatıyolar. Burdan isim vermeyeyim ama bilerek mi yapıyolar bilmeyerek mi o konuda emin değilim :) 

     Blog sayfasını günlük gibi kullanan birini bulmak daha da basit.. Kim olduğunu saklıyo evet ama farkında olmadan o kadar çok bilgi bırakıyo ki ardında.. Soru cevap şeklinde mim'ler yazıyoruz. Çok basit cevaplar veriyoruz. Adımızın ilk harfi ya da son harfi.. Ten rengimiz.. Saç modelimiz... Resmini paylaştığımız herhangi bi eşya... Fan sayfası olan başka bi Blogger.. Facebook kullanıcısı olup aynı zamanda sosyal medyanın diğer kollarından birini kullanan bi arkadaşımız. Bunların hepsi bize çok basit ve küçük gelir.. Düşünsenize adınızın ilk harfini yazıyorsunuz. O harften milyonlarca insan var... Kim beni bulabilir ki diye düşünebilirsiniz ya da kim uğraşır... Şeytan ayrıntıda gizlidir !

     Facebook'da fan sayfası olan bi Blogger varsa ve siz onu takip ediyorsanız. Paylaştığı bi iletiyi beğenme olasılığınız %60... Aslında bu oran daha yüksek ama inat olsun diye çıkar yok ben beğenmedim dersiniz :)

     Facebook'da paylaştığınız bi fotoğrafı alıp şakkadanak blogunuzda ya da Twitter'ınızda paylaştıysanız hiç kaçarı yok.. Bulunma süreniz 30 sn.

     Bloga ya da Twitter'a yüklediğiniz fotoğraflarınıza isim verirken adınızı ya da adınızın sessiz harflerini yazıyosunuz, yazmayın...

     Facebook'da arkadaşınızın sayfasından bi fotoğraf yada video linkini alıp paylaştınız. Sonuç olarak bulanacak kişi arkadaşınız olur. Her şey bitti sanmayın... O videoyu görebilmek için o kişinin arkadaşı olmanız gerektiğini biliyoruz. Orda bi yerdesiniz, etrafınız çevrili.. Teslim olabilirsiniz...

     Kullandığınız nick adınızdan ya da soyadınızdan heceler içermesin... Genelde adınız ilk hecesiyle, soyadınızın ilk hecesini kullanıyosunuz. Bazen düşündürse de çoğu zaman farketmesi kolay oluyo...

     Bunlar işin başlangıç kısmı.. Detayları veremicem kusura bakmayın, meslek sırrı :) Şimdi kalkıp da senin derdin ne bu kadar uğraşıyosun diyeceksiniz. Haklısınız elbette.. Bazen gerçekten çok uğraşıyorum. Sürekli yazılarını takip ettiğiniz Blogger'lar var. Acaba bu yazıları yazan kim diye kendinize sormuyo musunuz hiç ?  Tahmin edeceğiniz üzere ben bu soruyu baya soruyorum kendime :) Eee tabi şöyle bi şey de var. İnsanlar ünlü olmuş bi yazarı merak ediyo. Onlar fan sayfalarına seni çok merak ediyorum diye yazarken siz merakınızı gidermiş oluyosunuz. Kendini çok muhteşem anlatan yazarlar var. Artık kendilerini o kadar iyi anlatmışlar ki okuyucular kendinden geçmiş.. Bazen şeytan diyo ki o merak ettiğiniz kişi bi boka benzemiyo de insanlar da rahat etsin ama işte gizlilik ilkesi var :) 

    En önemlisi de şu.. Her ne kadar bulduğum kişilere seni buldum, sobeee ! demesem de bazen söylemek zorunda kalıyorum ve standart tepkiyle karşılaşıyorum. Eee sorsan söylerdim zaten.. Tamam ben de biliyorum söyleyeceğinizi ama sormak hoşuma gitmiyo. Blogger'ların çoğu kız.. Ben bi erkeğim.. Erkeklerin internet üzerinde harikalar yarattığı da bi gerçek. Beni merak ediyo, galiba asılacak diye bi düşünce kimsenin aklına gelsin istemiyorum.

    Kısaca gizlilik özeti bu.. Gerçekten saklanmak istiyosanız Facebook hesabınızı kapatın.. :) Haa Facebook'unuzu kapattınız diye her şey bitti mi ? Tabiki hayır :) Okul numaranıza kadar söylemek istemiyorum. Lütfen ısrar etmeyin :p  Geçenlerde hakkımda şöyle bi yorum yapıldı : " BİS istemediği sürece durduramazsınız ! " Bu sözden sonra kendimi tanımlamam için Tofaş'ın, Tempra'dan daha iyi (!)  bi araba üretmesi gerekti ama napalım artık bununla idare edecez...

Not : Hocalar sınavdan önce şu klasik sözü söyler. " Yakalanmadığınız sürece kopya çekmek serbest ! "  Ben yakalanmadan sınavı tamamlıyorum. Sizi buldum diye bana kızmayın :)

Böyle de Mükemmel Bi İnsanım !


     Uzun zamandır yazdığım tespit ve eleştiri yazılarından sonra şöyle bi de kendimi eleştireyim dedim. Tabiki de sadece kendimle kalmayacağım. Böyle bi şey zaten benden beklenemez. Blogun ruhuna aykırı.. Zaten birazdan okuyacağınız olaylar her genç kız ve erkeğin başından geçmiş ve hala da geçmekte... Farz-ı misal ;

     Üniversitelerin açılmasının üstünden yeterince zaman geçti. Artık herkes birbiriyle kaynaştı. Arkadaş ortamları kuruldu. Artık gezme zamanı.. Haydi kızlar dışarı ! Bu arada ben evde miyim ? Tabiki hayır.. Sıfır kilometre ayakkabılarımla çarşıda güzel güzel yürüyorum. Karşımdan sizden güzel olmasın ( ya da olsun ) hanım hanımcık, çıtı pıtı, bir kız geliyor.. Boy desen boy, güzellik desen güzellik...Allah özene benzene yaratmış. Kızımız da kendisine bakmış ve ortaya bi tasarım harikası çıkmış. Şimdi ben yalanı sevmem. O an şöyle fazla çaktırmadan kıza bi bakıyorum. Zaten bu kadar detayı bakmadan size aktarmam da mümkün değil. Ama ben öyle hedefe kitlenmiş şekilde bakmam. Kıza bakarken aklıma nerden geliyor bilmiyorum ya bu kız benim sevgilim olsaydı diye düşünüyorum. Benim hoşuma gider miydi elin çocuğunun sevgilime bakması. Tabiki gitmezdi. Hayır sana ne yani.. Elin çocuğunun yerine düşünmek sana mı kalmış. Adam olsaydı da kızı bir başına sokağa çıkarmasaydı. Hepsini geçtim kızın sevgilisi var mı yok mu onu da bilmiyorum. Empati ve olasılıkta son noktayım dikkat ederseniz. Bütün olumsuz olasılıkları düşünüyorum. Olumlu tek bir durum yok. İletişimin en yoğun olacağı noktada, yanyana geçerken ben gözlerimi kaçırıyorum. Hiç bişe olmamış gibi yoluma devam ediyorum. Diyelim ki oldu da ben kıza bakarken O da bana baktı. Ben dönüp peşinden gidecek miyim ? Kesinlikle gidemem. Bırak göz temasını kız direk gel gündüzle gece olalım dese, yine gidemem. Böyle de mükemmel bi insanım...

     Bütün bu olayların sonunda aradan geçen 10 saniyenin kritiğini de yapıyorum. Herkes ister ki sevgilisi güzel olsun. En azından gözüne hoş gelsin.. O an şöyle bi aklımdan geçiyo. Bu kız benim sevgilim olsa fena olmazdı hani.. Buraya kadar her şey çok normal ama asıl sorun bundan sonra başlıyo.. O kız benim sevgilim olsaydı, ben o elbiseyi giydirmezdim. Aslında ben sevgililerin birbirine baskı uygulamasından hoşlanmam. Kızlar bu cümleyi çok fazla kurar. " Beni böyle gördün beğendin, şimdi niye kıyafetlerime karışıp, beni kısıtlıyosun. " Teorik olarak haklılar. Ama uygulamada malesef bu olmuyo. Benim gibi bi erkek bile izin vermiyo düşünün :p  Bu konuda kendimle çelişkiye düşüyorum. Neden sorusuna bi cevap arıyorum ama bi türlü bulamıyorum. Belki büyüklerimizden böyle gördük, içimize işledi. Bi düğün dernek, önemli bi gece falan olmazsa öyle mini etekmiş, dekolteymiş, dar kesim pantolonlarmış giyemez. Giydirtmem.. Böyle de mükemmel bi insanım...

      Şimdi kız güzel ve en önemlisi benim sevgilim.. Ben akşam akşam tek başına dışarı çıkmasına müsade eder miyim ? Dışarı çıkarsa ayaklarını kırarım. Çok da sert bi erkeğim bu arada belirtmeden geçemicem, kusura bakmayın.. Kız arkadaşlarıyla dışarda buluşacakmış.. Gündüz buluşsun efendim. Akşam akşam kız başına ne işi var. Akşam çıkarsa ben evden alır eve bırakırım. Akşam dışarı çıkmak isterse benimle çıkabilir ancak. Tamam ben yoğun olabilirim. Hatta 10 gündür saçımı kestirmeye bile fırsatım olmamış olabilir. Ama bi kızın sevgilisi varsa öyle ben arkadaşlarımla takılıyorum, bu akşam dışardayız tarzı cümleler kuramaz. Kurdurtmam. Böyle de mükemmel bi insanım...

     Bu yazıları okuduktan sonra ya sen ne pislik bi insanmışsın. Biz de seni ince bilirdik diyebilirsiniz. Evet ben de kendime bu cümleleri çok kurdum ama gönlüm el vermiyor. Ve nedendir bilemiyorum. Kendimi bi yandan haklı bulurken diğer yandan haksız buluyorum. İçimde bi yerlerde ne kadar baskıcı bi tip var diyorum. Bu kadar şeyi düşündükten sonra yine kendimi haklı buluyorum. Çok da çelişkili bi insanım,bilmem farkettiniz mi.. İçimdeki bu çelişkileri yenmediğim sürece genç kızların hayalleriyle de oynamak istemiyorum açıkcası.. Bu yüzden çok uzun bi süre hayatımı bi kızla paylaşamayacağım.. Bakın yine kendimi düşünmedim.. Böyle de mükemmel bi insanım...

Ata-MA !


     Bloga yazı yazmayalı 11 gün olmuş.. Belki de ben bu yazıyı yayınlayana kadar 12 gün bile olabilir :)  Yoğunluk bi yandan yorgunluk başka bir yandan etrafımı sarmış durumda.. Eve gelince bilgisayarı bile açmak istemiyorum. Neyse detayları geçelim. Konumuz biraz ciddi.. Öğretmen atamaları !

     Bu yazıyı yaklaşık bir haftadır yazmak istiyorum ama elim bi türlü yazmaya gitmedi. Biraz önce de Twitter'dan bu fikrimi paylaşınca, gazı aldım ve yazmaya karar verdim. Emel okuyucularımı kaybetmekten korkacağımı düşünmüş ama ben yanlış anlaşılmaktan korktum. Hassas bi konu, atamayan bi çok öğretmen var. Yazacaklarım eminim ki bi çok kişinin zoruna gidecek. Aslında yazmak istemeyişimin bir nedeni de konuyla ilgili çok fazla bilgimin olmaması, her soru işaretine cevap bulamamam.  Haa şimdi kalkıp madem bilgin yok ne diye yazıyosun diyebilirsiniz ama bence yazacaklarım çok fazla bilgi gerektirmiyo...

     Atanmadaki en büyük engel KPSS olarak görülüyor. Kii KPSS tüm devlet kurumlarına giriş için malesef bi engel... Gerekli mi ? Bence kesinlikle gerekli.. Bi ayrımın olması şart.. Dört sene okuduk hala sınava giriyoruz demeyin bence.. Okumak var okumak var.. Sonuçta devlet işi bu.. Her önüne gelenin alınmaması gerek. Çalışan kazansın, neden insanların bu kadar zoruna gidiyor hiç anlamıyorum. KPSS çok aman aman bi sınav değil.. Derslerden kaldığım zaman hep isyan ederdim. Ve babam her zaman aynı şeyi söylerdi.. Oğlum dersi geçen var değil mi ? Demek ki sen yeterince çalışmamışsın.. Bu lafı duymaktan bıkıp usansam da babam malesef ki her zaman haklıydı.. KPSS'nin öğretmenlikteki yerine gelirsek, bilen çalışan kazansın. Bilmiyorum farkında mısınız ama bu sınavı geçen öğretmen oluyor. Geleceğin temelini bu kişiler atıyor.

     Belki bana çok kızacaksınız ama sorarım size, eğitim fakültesi çok zor, dersler geçilmiyo, şu dersi bilmem kaçıncı kez alıyorum diyen kaç kişi tanıyosunuz ? Ya da sınavım çok kötü geçti, boş kağıt verdim diyen birini gördünüz mü hiç ? Ya da sınavdan kötü almışım nasıl geçicem bilmiyorum cümlesinin peşinden gelen kaç aldın sorusuna, 05-10 gibi cevaplar aldınız mı ? Ben 4 senelik okul hayatım boyunca bu cevabı ya bir kere aldım ya da iki kere.. Kötü geçen sınavlardan genelde 40-50 alınıyor.. Bu benim sınavlardan aldığım en iyi nota denk geliyor.. Hayat çok garip değil mi ?

     Genelde şu muhabbet çok döner öğrenciler arasında, hele de yeni atanmış bi öğretmen görürseniz kesin söyler bunu size... " Hayat bana güzel.. Yarım gün çalışıyorum, hafta sonu tatilim var, yazın 2 ay tatil, maaş tıkır tıkır hesabıma yatıyor... "  Evet işlerine geldiği zaman öğretmenlik süper meslek... Defalarca belirtmişimdir bunu.. Hatta bi kaç kere de kızlar için en güzel mesleğin öğretmenlik olduğu post olarak yazmışımdır. Okuması kolay, işe başladıktan sonra kolay.. Zor olan tek kısım, okulu bitirmek ve atanma arasındaki zaman dilimi... Buna itiraz edebilecek kaç kişi var bilmiyorum.. Belki de ben haksızımdır ya da yanlış düşünüyorumdur...

     Bundan 2 sene önce de 5 sene öncede atanamama gibi bi sorun olduğu biliniyordu değil mi ? Yani kimse ben bilmiyodum ya da sarhoştum hatırlamıyorum diyemez.. Bu işin sonunu biliyosanız, bu kadar itiraz ve isyan etme lüksünüz yok bence.. Belki kaba bi tabir, özür diliyorum ama tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksınız. Ki burda tecavüze uğrayan siz değilsiniz bence.. Türkiye'de her yıl binlerce yeni öğretmen mezun oluyo.. Tamam iyi mezun olsunlar da bu kadar öğretmen hangi okulda çalışacak ? Sizce Türkiye'de her sene mezun olan kişi sayısı kadar emekli olan öğretmen var mı ? Bence yoktur... Tamam bazı bölümlere gerçekten çok az atama yapılıyo bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az atama yapılan yerler var. Bi de bi konuda anlaşalım. Allah aşkına biri bana çıksın desin ki ben biyolojiyi çok seviyorum.. Kendimi biyolojiye adamak için Biyoloji öğretmenliği okudum ya da okuyorum. Benim çevremde kimse bayıldığı için biyoloji öğretmenliği okumuyo.. Puanları diğer bölümlere yetmediğinden elde kalan tek seçenek o.. İşte burda tecavüz kaçınılmaz, yapacak bi şey yok... 

     KPSS'den bilmem kaç puan aldım atanamadım.. Sen atanmayı hakettin mi peki ? Ya da onu geçtim sen öğretmen olmayı hakettin mi ? Öğretmenlik çok büyük bi meslek, her şeyin temeli öğretmenlik.. Öğretmenler çok doğru seçilmeli... Bu bi binanın çimentosu, demiri arkadaşlar. Ülkenin temeli bu... Allah'ın apaçisi kalkıp öğretmen oluyor.. Çok afedersiniz 24-25 yaşına gelmiş 4-5 tane gerizekalı kendilerini o kadar kaptırmışlar ki televizyonu, bilgisayarı geçmiş projektörden porno izliyolar. Ve bunu övünerek anlatıyolar.. Sonra da bu insanlar öğretmen oluyolar.. Çocuklarımızı, kardeşlerimizi bu düşüncede ki insanlara emanet ediyoruz ki bi şeyler öğrensinler. Bu mantaliteye sahip bi insan sizce öğrenciye ne öğretebilir ? Ne verebilir ? Ben ÖSS'den ziyade tercih yapıldıktan sonra bölüme öğrenci alınmadan önce mülakat yapılmasından yanayım... Herkes her bölümü haketmiyor.. Ya öğretmen deyince benim aklıma aklı başında insanlar geliyo.. Bazıları konuşmasını dahi bilmiyolar.. Adam kendini ifade edemiyo, bilgisi yok... Daha kendi bilmiyo, çocuğa ne öğretecek bu ? Sonra da insanlar çocuklarını dershanelere göndermek zorunda kalıyolar.. Sınavlardan başarısız olunca da bu çocuk çalışmıyo, tembel.. Belki doğru bi elde yetişmedi, belki yeterince bilgi alamadı.. Bunu düşünen kaç kişi var ?  Dört sene sonunda psikologlardan, profesörlerden bi komisyon oluşturulsa ve mezun kişiler mülakattan geçse eminim atanma sorunu ortadan kalkar..

     Biliyorum çoğunuz bana kızdı hala da kızıyo ama benim fikrim bu... Sürecin bu şekilde işlediğini biliyosunuz... İsyan etme hakkınız bence kesinlikle yok.. Size hak vermiyor değilim ama bu kadar büyütmenizi anlayamıyorum.Sürçü lisan ettiysem affola...

/BİS

BİS Gözüyle Moda Blogları !


     Selam gençler ve kendini genç hisseden Blogger'lar... Biliyorum beni yine hiç özlemediniz. Hani özleyen kalkar bi mail atar, öldün mü kaldın mı diye sorar.. Ama nerdee.. Msn, Facebook falan pek kullanmayan bi insan olduğumdan mütevellit hemen suçu bana bulmayın... Ulaşan ulaşıyor. Burdan isim verip yüzünüzü kızartmak istemiyorum. Şimdi kalkıp ben de tam sana mail atacaktım.. Merak ettim ya nerelerdesin, bi yazı yazdın kayboldun demeyeceğinizi de biliyorum :) Niye yazı yazmıyosun diye isyan edenler de oldu ama yazamadım yani.. Bi ara hastaydım yazamadım sonra da yazamadım işte.. Neyse sonuç olarak burdayım.. Sakın geçmiş olsun demeyin zaten geçti :)

     Blogger' ın N'leri seçtiğimiz zaman yüzlerce blog gezdim biliyosunuz.. Tabi şöyle bi durum var.. Diyelim ki bi ev hanımının bloguna geldim.. Onun mimlediği tüm Blogger'lar ev hanımı.. Yemek yapmışlar, pasta yapmışlar. Resimlerini çekmiş bloga koymuşlar... Yahu bir de güzel bir de güzel insanın canı çekiyo.. İşten gelip arkadaşlarımla dışarıya çıkıyorum. Eve geldiğimde saatler gece 12-1'i gösteriyo.. Bloglara bakınca ister istemez bi açlık hissi doğuyo.. Anneme de kalk bana şu yemeği yap diyemiyorum tabiki..  Kaç gece rüyamda pastalar, börekler gördüm. Sanki yıllardır yemek yememiş gibi uyudum. Zaten gece geç geldiğim için her sabah kavga ediyoruz. Annem bi yandan babam bi yandan.. Çok zor günlerdi ahhh ahh.. Konumuz bu değil tabiki.. Asıl konu Moda Blogger'ları !

     Şimdi bana kızacaksınız eminim buna... Hadi canım sen ne anlarsın modadan tarzı cümleler kuracaksınız... Kurabilirsiniz tabiki ben eleştiriye açık bi insanım :) Şimdi gözlemlerim sonucunda bazı tespitler elde ettim... Moda Blogger'ları fakir, zengin ve ultra zengin olmak üzere 3'e ayrılıyor... Ultra zengin kesim bi çantaya 3000 TL verirken kılı bile kıpırdamıyor.. Ben 2000 TL'lik Iphone'u alsam mı almasam mı diye kırk takla atarken kadın aldım gitti ayol ahahaha diyor.. O da ben kaç tane telefon satıp almayı düşünüyorum.. Benim düşündüğüm şey telefon sonuçta bi kere alıp yıllarca kullanıyosun. Ama çanta öyle mi ? Bi elbisene uyarken diğerine uymuyo..  Bence bu ne insanları bilgilendirmek, ne modayı takip etmek... Bu düpedüz hava atmak yani.. Eğer insanlara bilgi aktarmak, moda hakkında bilgi vermek istiyosanız, daha makul şeyleri tercih edin. Kaç kişi bi çantaya 3000 TL verebilir sorarım size.. Ben o paraya çanta alacağıma 2000 TL daha ekler tüplü Şahin alırım.. Ben onu taşıyacağıma o beni taşır...

     Bi de zengin olmayan kısım var. Ben en çok bu kısmı takdir ettim. Zengin olmayabilirler.. Bi ayakkabıya 100-150 TL veremeyebilirler... Ama ellerindeki kaynakları değerlendirmişler... Zengin kesim bilmem ne mağazından aldım derken, bu Blogger'lar  X bujiteriden ya da Y çarşısından aldım demişler... Şurdaki şu mağazada indirim var, burda şöyle bi kampanya var demişler... Diğerlerine bakıyorum tık yok.. Eğer ortada bi alışveriş varsa, bence bilinen kampanyalar blogda paylaşılmalı....

     Vee son olarak  zengin kısım var. Şimdi bu Blogger'lar da kendi aralarında az resimli ve çok resimli olmak üzere ikiye ayrılıyor... Blogger'ı mimlemişler... Sayfayı açıyorum yan tarafta geçmiş yazılar paneli yok.. Göremiyosun mim'i yazmış mı yazmamış diye... Blogda o kadar çok resim var ki sayfayı indir Allah indir bitmiyo... Bi ara mouse'nin topu dönmekten ısınmaya başladı. Blogda yazı yok :) 5 satır yazı yazılmış 25 tane resim konulmuş.. Resimlere bakıyorum... Yani kızımızın maşallahı var. Allah sahibine bağışlasın.. En iyi tasarıma sahip blog nasıl seçilmediler anlamadım zaten.. Böyle boy boy resimler, tasarım harikası şeklinde :p Öhm öhm neyse nerde kalmıştım.. Resim çok ama hep aynı... Ya da bi fark var ben çözemiyorum :) Çekilen iki resim arasında sadece kızın açısı değişmiş, çanta aynı konumda :) Kızın açısı değiştiğinden dolayı kıyafetinde açısı değişmiş ama görünümde bi farklılık yok... Yani aslında modadan haberler diye bi şey yok gibi :)

     Az resimli Blogger'lar bu işin hakkını veren Blogger'lar oluyolar kendileri.. Ben öyle düşünüyorum.. Gerektiği kadar resim çekmişler.. Hatta bazıları markaların kendi çektiği resimlerinden örnekler vermişler. Son trend'leri paylaşmışlar.. Mesela bi pantolon tanıtımı yapmışsa, bunu kombinleyebileceği kıyafetlerden örnek vermişler... Burdan kendilerini tebrik ediyorum... Şimdi sıra geldi gözüme çarpan ince detaylara...

     Blogumda marka ismi vermeyi pek sevmem ama burda kullanmam gerekecek... Anladığım kadarıyla moda dünyasının kalbi Zara'da atıyor... İlla ki bi Zara var... Hani bi kere iki kere de giyilmemiş... Nerdeyse her yeni yazıda kullanılan kıyafetlerde Zara imzası var. Herhalde Zara olmasa Moda Blogu diye bi şey olmayacak :) İkincisi her Blogger kullanmasa da büyük bölümü yazılarını iki dilde yazıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi Türkçe ve İngilizce... Yalnız Türkçe ve İngilizce olarak anlatılan giriş kısmından sonrasında film kopuyor ve yazılar İngilizce'ye dönüşüyor.. Lütfen buna dikkat edelim... Ve en önemli nokta herkes kadınlara çalışıyor. Yine ayrımcılık yine ayrımcılık... Ondan sonra da kadın erkek eşit değil diye laf çıkarıyolar... Erkekler giyinmeyi bilmiyolar, kıyafetalamıyolar, kombin yapamıyolar. Üstlerine buldukları şeyleri giyip çıkıyolar diyosunuz ama herhangi bi çalışma yok... Kadınları düşündüğünüz kadar erkekleri de düşünün biraz.. 3 yazı kadınlara yönelik yazıyosanız 1 yazı da erkeklere yönelik olsun. Gözüme çarpan bi iki yazı oldu ama çok uç noktalar yazılmış.. Rengarenk pantolonlar, baskılı t-shirt'ler bunlarla olmaz yani.. Blogger'ların çoğu kız. Sorarım size kaçınız sarı, mavi, yeşil, kırmızı bi pantolon giyen erkekten etkilenirsiniz ? Vay be ne karizma olmuş dersiniz ? 

     Sonuç olarak burdan bütün Moda Blogger'larını tebrik ediyorum. Hepsi bi şekilde emek verip bizlere bilgi aktarmaya çalışıyolar.. Ama dediğim gibi özele yada sınıfa değil de genele hitap edebilecek şeyleri tercih etseniz daha iyi olur gibime geliyo... Yapılan şey sadece teoride kalmamalı bence.. Uygulanabilirliği de olmalı diye düşünüyorum. Birilerini kırdıysam özür dilerim...

*Not : Dikkat etmediniz biliyorum ama internet tarayıcılarınızın sekme kısmında Bir İnce Ses yazan yerin sol tarafında cinsiyet belirten bi işaret göreceksiniz. Elinizde kaldım artık.. Baktım olmuyo böyle bi çözüm buldum.. Sonra bu yazıları yazan bi erkek olamaz, yok ben seni kız sanıyodum demeyin :)