Yalnızlardayız !


     Aşk diye bi şey gerçekten var mıdır ?  Yoksa hayatımızı onun var olduğuna inanarak ve onu arayarak mı geçiririz ?  Aşk'ın milyonlarca tanımı var.. Herkes kendince bi şeyler söylüyo ama ortak bi kanı, bi tanım malesef oluşturalamıyo.. Bazısı kalbim pıt pıt atarsa aşık olmuşumdur diyo, bazısı o yanımda yoksa ve ben onu aklımdan çıkaramıyorsam aşık olmuşumdur diyo.. Çok sık kullandığımız bi terimdir aşk ama neden bi tanımı yok ? İlk görüşte aşk var mıdır peki ? Ya da şöyle sorsam daha mı iyi olur.. İlk görüşte aşka inanan kaç kişi kaldı ?

     Son 15 gündür okuduğum blogların bir çoğunda gözüme takılan bi şey var. Hatta geçen yine bu konu oldu konuştuk biraz.. İsmini vermeyeyim o kendini bilir... İnsanlar hasta.. Hastalığın adı :

      Eski Sevgiliyi Özleme Sendromu 

     Havaların ısınması, insanların kendini dışarı atması ve ayrılığın üzerinden yeterli zaman geçmesinden itibaren, duygularda bi hareketlenme, küllerinden doğan anka kuşu gibi hislerin yeniden doğması hastalığın başlıca sebepleri... Sevgililere mi özendik ? Çiflerin yanındaki 3.kişi miyiz ? Çok yakışıyosunuz, Allah bozmasın gibi cümleler mi kuruyoruz ?  Olayımız bu mu ?  Emin olun bu olsak şu an yalnız olmazdık... Peki eski sevgilimize hala aşık mıyız ? Aşık olsak zaten eski olmazdı... 

    Asosyal olmak bunda etken olabilir mi ? Belki evet belki hayır.. Kesin bi yargı belirtmek çok zor bu durumda.. Herkeste farklılık gösterebilir ama ortak tek bir nokta var.. Yalnız kalındığında istense de istenmese de akla gelmesi.. Gece yatarken yastığa başınızı koyduğunuzda nedensiz bi şekilde cep telefonunuza mesaj gelmiş mi diye bakmanız.. Sabah uyandığınızda cep telefonunuzu aramanız.. Mesaj geldiğini görünce yüzünüzdeki belli belirsiz tebessüm... Mesajın bankadan gelmesi, hayalleriniz yıkılması... Bunlar yalnızlık belirtileri itirazı olan ?

     Özlenen kişi de özlüyorsa, özlemek güzeldir elbetteki.. Ama şu durumda özlemin, özlemenin güzel olduğunu söylemek mümkün değil sanırım... Belki bir cafenin köşesi belki bir sinema bileti belki de burnumuza gelen parfüm kokusu özlemek için yeterlidir.. Hatta bütün günümüzü harap etmesi için bile yeterli olabilir.. Bunların tek sebebi ayrılmayı hak etmemeniz ya da ayrılığınızın sağlam bir temele oturmuş olmaması olabilir... Kavga ederek ayrıldığınız ya da yürütemediğiniz bi ilişkiyi kim hatırlamak ister ki, kim özler ? Gün gelir o kadar bunalırsınız ki eliniz belki telefona gider O'nu aramak için.. Ama aramazsınız.. Aslında o ilişki bitti arkadaşlar.. Siz de bunun farkındasınız.. Tek bişeyi tam olarak yapmadınız belki de yapamadınız.. Kalbinizin kapısı açık kaldı.. Kapattığınızı sandınız ama bi aralık vardı hep.. Belki diyeceğiniz günler için.. Şimdi o kapı açılıp kapanıyo, cereyana sebep olan bi şey var çünkü.. O kapının kapanması için sert bi rüzgar mı gerekli ? Siz olun o rüzgar, siz kapatın o kapıyı. Bir işaret beklemeyin.. Cereyanda kalıp hasta olan siz olacaksınız farkında değilsiniz.. 

     Bazen insan kendisine söz geçiremiyo..Evet işte bu o anlardan biri.. Aslında o kapı nasıl kapanır ben de bilmiyorum.. Hayatınıza yeni birini alarak belki kafanızı dağıtabilirsiniz.. Ama eski sevgilinizi yenisinde aramayın.. Kim bilir belki yenisi daha iyidir belki de aşık olursunuz ;)

    Mim yazmadım daha doğrusu yazamadım aklıma bi şey gelmedi.. Bu yazının sonuna ekleyeyim eksik kalmasın.. Ben küçükken büyüdüğüm zaman her şeyin daha güzel olacağını sanırdım.. Her istediğimi yapabilecek, her istediğimi elde edebilecek güce sahip olacağımı düşünürdüm ama büyüdükçe artan sorumluluğumu hiç hesaba katmazdım.. Tek sorumluluğum yemek yemek ve yaramazlık yapmamaktı.. Evet haylazdım, beş dakika durmazdım, karıştırırdım bişeyleri... Bazen çocukluğumdan konuşuluyo, annemler yaramazdı diyo hep... Annem her zaman haklıydı... Küçükken yaram azdı... 


Not : Müzeyyen eve gelmek istiyorum.. Çok sıkıldım.. 4 senedir burdayım ama hayatımda ilk defa eve gelmeyi bu kadar çok istiyorum...

Bazen... !


Bazen sorarsınız kendinize neden diye,

Bazen cevap olursunuz nedenlere.

Bazen düşünürsünüz karar vermeden önce,

Bazen düşünmeden hareket edersiniz.

Bazen iki kere düşünürsünüz hata yapmamak için,

Bazen yaptığınız şeyin yanlış olduğunu bile bile yaparsınız.

Bazen şımarıklık olsun diye kendinize seçenekler uydurursunuz,

Bazen kendinizi bi ikilemin içinde bulursunuz.

Bazen bi şarkı dinlersiniz bağıra bağıra eşlik edersiniz,

Bazen gözyaşlarınızı şarkının her bir mısrasında ararsınız.

Bazen ayaklarınız yere sağlam basar,

Bazen yaslanacak bi omuz, dinlenecek bi liman ararsınız.

Bazen bir geminin kaptanı olursunuz,

Bazen nehrin sürüklediği bir dal parçası.

Bazen duygularınızı anlatmak için kelimelerin içinde kaybolursunuz,

Bazen anlatamadığınız onca kelime iki damla gözyaşının içinde saklı olur.

Bazen kendinizi o kadar düşünürsünüz ki ne olup bittiği umrunuzda değildir,

Bazen O'nu o kadar düşünürsünüz ki kendinizi unutuverirsiniz.

 Bazen ağlamak o kadar güzel gelir ki hep ağlamak istersiniz,

Bazen ne zaman dinecek bu gözyaşlarım diye isyan edersiniz.

Bazen bişey beklersiniz bi ışık, bi kıvılcım, bi çıngı,

Bazen ateşi yakan siz olursunuz.

     Her zaman bişeyler istersiniz.. İstekleriniz olmadı diye yeri gelir isyan edersiniz.. Ama siz de bilirsiniz ki istediğiniz şey aslında aradığınız şey değildir.

Vakit Nakittir ! ( MiM)


     Yine mim yine ben... Ve yine mim'leyen Vesselam... Son kullanım tarihi geçmeden mim'i yazayım dedim. Hemen mim' e geçiyorum. Derse gidicem çünkü.. Mim'in konusu ;

     " Eğer Bir Zaman Tüneli Olsaydı Geçmişten Yada Gelecekten Hangi Zamana Gitmeyi, Kimi, Hangi Olayı Görmeyi İsterdiniz ? "
 
      Bu ara çok meşgulüm blogları okuyamadım kusura bakmayın. Başka mim'leyen var mı dikkat edemedim. Varsa kusura bakmasın.. Bu mim ile ilgili fazla bi blog da okuyamadım ama okuduklarım arasında hep bi geçmişe gidiş var. Yahu ne işiniz var geçmişte.. Yok onu görürdüm yok bunu görürdüm.. Şurada olurdum, burada şunu yapardım.. Madem o kadar geçmişe gitmek istiyosunuz, bişeyler değişsin istiyosunuz. 2002 seçimlerine dönün de şu ülkeyi kurtarın :)

     Benden hiç böyle şeyler beklemeyin.. Geçmişe gidip orda burda bulunamam.. Geçmiş geçmişte kalmıştır, bitmiştir ve gitmiştir. Benim işim gelecekle.. Atlarım zaman tüneline giderim bundan bir ay sonrasına.. Ne kadar milli piyango, iddaa, sayısal loto gibi şans oyunları varsa hepsinin sonucunu öğrenirim. Gerçek zamanıma geldiğim zaman da hepsini oynarım, paramı kazanırım. Hayatım kurtulur...

     Geçmişimi siler, geleceğimi ben yazarım.. Şimdi kalkıp da o paradan hayır gelmez, haram o, günah falan olaylarına hiç girmeyin.. Hele haydan gelen huya gider o parayı kaybedersin hiç  demeyin... En kötü ihtimalde bile kazandığım para beni en az 10 sene idare eder.. Geçmişe gidip küçük bi anı elde edeceğime en az 10 sene film çeviririm..

     Hayal dünyasında yaşamayalım, para daha tatlı... Haydin ay kis yuuu :)

Mimlenenler

Yorum yapanlardan mim'i yazmamış olan ilk 3 kişi


Hakkımda ki her şey için...     |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

Bayılmışım Haberim Yok !


     Dırım dırım dırım.. Ben geldim.. Biliyorum hiç özlemediniz...  Belki ölüp ölmediğimi merak eden falan olmuştur diye geldim..

     Giderken Allah'a emanet gittik zaten.. Otobüsün retarderi bozulmuş.. Hani şu direksiyonun alt tarafında bi kol olur şöför, otobüsü yavaşlamak için o kolu çeker.. Hıh işte o bozuk olduğu için normal frenle yola devam ettik.. Bi süre sonra tabi balatalar daha fazla dayanamadı bu kadar yüke.. Kokmaya başladı sonlara doğru ön taraf komple kendinden geçti... Şeytan tüyü mü var nedir bilemiyorum ölmedik işte :p

     Otobüste her koltuğun arkasında küçük bi televizyon vardı, kulaklık dağıtıldı.. Herkes ne isterse onu izledi, dinledi... Ben de bi türlü uyuyamadım Okan'ın programını falan izledim, müzik dinledim.. Millet ne durumda diye şöyle bi göz attım otobüse veee aklıma araştırmacı gazeteci ruhum geldi... 16 kişi üzerinde yapılan deneyler sonucu ;

     Kulağında kulaklıkla uyuyan kişilerin, televizyon kanalları değiştirildiğinde, televizyonları açıp kapatıldığında herhangi bir tepki vermeyip, uyumaya devam edenlerin sayısı 12, kanal değiştirildiği halde uyanmayan kişi sayısı 0, televizyon kapatıldığında  uyanan kişi sayısı 4. Kii bu 4 kişinin yeni yeni uyuduklarını düşünüyorum..

     Yürüyüş bahane Ankara şahane.. Otobüsten indik meydana geldik ve benim için her şey sona erdi.. Alanı terkedip kendimi Ankara'nın sıcak kucağına attım... Ankara'da olanlara sesleniyorum burdan... Ben geldim de yüzünüz bi güneş gördü, kaç gündür yağmur yağıyomuş.. Konserleriniz iptal olmuş :p Annem teyzemi arayıp, BİS Ankara'ya geliyo dediği için bütün planlarım alt üst oldu... Alel acele hemen arkaşım geldi aldı beni.. Sıhhiye'den Kızılay'a acil bi çıkış yapıp yemek yedik... Vee olmazsa olmaz LeMan'a gittik... Nedendir bilmiyorum ama çok hoşuma gidiyo.. Çok kalabalık gerçi ama olsun, seviyorum yani.. Ankara'ya geldim mi mutlaka giderim... Teyzemin bitmek bilmeyen telefonları sonunda dayanamayıp gitmek zorunda kaldım... Ama Ankara arkadaş ya Ankara... Ben bu şehirde olmalıydım, çok yanlış bi yerdeyim... Ortam, çevrendeki insanlar, yoldan geçenler, ışıl ışıl her yer cıvıl cıvıl.. Hayat ben burdayım diyo resmen...

     Teyzem kalan iki saat boyunca yedirebildiği kadar çok şey yedirdikten sonra yola çıkma vakti gelmişti.. Ama bir yorulmuşum bir yorulmuşum anlatamam.. Otobüste yapılmış.. Geçtim koltuğuma bi güzel, aldım kahvemi, açtım televizyonumu ohhh.. Şöyle bi buçuk  saat geçti geçmedi, bi uyku bastırdı anlatamam.. Gözümü açamıyorum... Vurdum kafayı yattım.. Arada bi uyanıyorum ama gözümü açtığım gibi geri yatıyorum... Sabah herkes otobüsten inerken ayakkabısını giymeye çalışırken anladım asıl gerçeği...

     Ben aslında uyumamışım, Bayılmışım !

Küçük Bir Çerçeve !


     Beklenen gün geldi çattı.. Yarın 15 Mayıs. Biliyorum çoğunuzun aklına internetime dokunma yürüyüşü geliyo ama benim aklıma TMMOB'un yürüyüşü geliyo.. Çünkü ben de katılcam.. Hani yürüyüş meraklısı olduğumdan değil ya işte bi Ankara'yı göreyim.. Geçen sene gidemedim fırsat bu fırsat değerlendireyim.. 

     Bi kaç gün kalmak istiyodum ama sınavlar, projeler ve raporlar beni çok sıkıştırdığı için gittiğim gibi geri döncem.. Kötü bi durum, ben bile kendime üzüldüm yani... Siz ne kadar üzüldünüz düşünemiyorum :p Bi günlüğüne gidiyorum diye hazırlık yapmadım sanmayın.. Ben çok tedbirli bi yapıya sahip olduğumdan bütün olasılıkları düşündüm.. Bu yazıyı okuyup Ankara'ya gelecekler varsa hemen küçük sırt çantalarını alsınlar ve ekranın karşına geçsinler.. Herkes hazır olduğuna göre başlayalım

1. Bir adet t-shirt, gömlek vb. üst giyim
Havaların durumunu biliyosunuz her an her şey olabilir, ıslak ıslak dolanmayalım

2. Bir adet atlet 
Islanırsak çok büyük bi kurtarıcı olacak

3. Bir çift çorap
Ayaktan üşütürseniz böbrek falan hiç bişe kalmaz

4. Islak mendil
Otobüste olacaz sürekli ter bezlerimizin çalışmasını durduramıyoruz malesef

5.Parfüm
Kalabalık bir ortamdayız, bok gibin kokmayalım

6. Su, ıslak olmayan mendil, naneli sakız, yiyecek- içecek ( püskevit falan ), yol tutanlar için poşet

7. Yarım kilo limon 
Polis olur da biber gazı sıkarsa gözlerimize sürmek için

    Evet yola çıkmaya hazırız artık... Eksiğimiz varsa aklına gelenler yazsınlar yola çıkmadan herkes görsün..

    Bugün yine O filmi izledim. Bu film niye beni bu kadar etkiliyo anlayamıyorum. Dönüp dolaşıp aynı yerleri izliyorum. 1:26:30. saniyesinden açıyorum babasıyla tartışması beni bitiriyo.. Babasının ses kaydı... O hastane sahnesi... Acaba kendimimi görüyorum diye düşünüyorum bazen.. Acaba benim söylemek istediklerim, yapamadıklarım mı bunlar diyorum kendi kendime... O babanın tartışırken söyledikleri o kadar tanıdık ki...

     Hani orda diyo ya " Senin çerçeven çizilmiş, dışarı çıkamazsın demiştim.. Mesele o çizilen çerçeve değilmiş. Mesele o çerçevenin içine hangi resmi koyduğunmuş... "

     Benim resimlerim hep siyah beyaz oldu... Resimlerinizin rengarenk olması dileğiyle...

Gidip de dönmemek var Hoşçakalın !  |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

BİS Okula Koş !


     Bu okul nasıl bitecek derken iyi kötü 4 sene geçti.. Yalan iyi geçmedi, hep kötü geçti.. Şu günüm süper geçti. Bugün şöyle bi yere gittik diyemedim hiç.. Hani insan üniversiteye başlayınca bişeyler öğrenirim falan diyo ama yok. Hiç bişe katmadı bana.. Böyle çizgi filmlerde, bazı televizyon programlarında görürsünüz profesörleri, doçentleri.. Adamların bi karizması vardır. Bakınca vay bee dersiniz.. Adamlar çok şık giyinir, karizmadırlar.. Yahu ben hocalardan çok iyi giyiniyorum.. O kadar maaşım olsa var yaa jilet gibi gelirim her gün.. Tabi insanların ekonomik durumları hakkında bi bilgim olmadığından kimseyi yargılamak istemiyorum ama biri ikisi böyle değil ki :) Hele bi tanesi var yahu ben 4 senedir bu okuldayım adamı sadece iki farklı takım elbiseyle gördüm.. 

     Benim danışmanım olan çok sevdiğim bi hocam var.. Bu hocamın eşi yanlış bilmiyosam 3 sene önce vefat etti.. 35-40 yaşlarında kendisi.. Adamın eşi vefat edince kendini kaybetti, giyimi değişti... Siyah takım, fıstık yeşili gömlek, turuncu kravat.. Başka bi gün gri takım, turkuaz gömlek, çiçek desenli pembe bi kravat.. Kahverengi takımıyla giydiklerini hiç söylemeyeyim.. Adam ne giydiğinin farkında değildi.. Rüküşler ötesi bişeydi yani.. Ama son 7-8 aydır eski haline döndü.. Öğrendim ki sevgilisi varmış.. Adam kendine geldi.. Arada sırada tartışıyolar, çiçekli kravatlar ortaya çıkıyo :)

     Hocalarımın hepsi antika... Adamlar üniversite kurulduğunda bi kapak atmışlar, bi daha da gitmemişler... Düşünün 1986 yılının soruları fotokopici Ahmet Abi'de var... Geçtiğimiz vizede bi soru sormasın diye içten içe kendimi yiyorum... Sınıfa gelip, tabloları kaldırın diyince içim bi rahatladı.. Çünkü o soru tablo olmadan çözülmüyo... Soru kağıdı geldi, bi baktım o soru... Diyorum acaba ben mi yanlış biliyorum bu soru tablosuz da mı çözülüyo.. Diğer soruları çözdüm kıvranıyorum böyle o soruyu da çözeyim diye ama yok olmuyo..  Biri kalkıp hocam tabloyu kullanmadan bu değeri nasıl bulacaz dedi... Hocanın cevabından sonra ben sınavdan çıktım.. 

     Ben o soruyu 92 senesinde sordum, ezberleseydiniz !

     Ben çok fazla derse katılan, yazan, çizen dinleyen bi öğrenci değilim.. Bi süre sonra sıkılıyorum dersten.. Ders çekici gelmiyo.. Zaten sınıfta sıkılıyo belli yani.. Bi şekilde bi laf ortaya atıyoruz. Hocanın can alıcı noktalarından yakalamak önemli ki, o an dersi bıraksın hemen... Çarşamba günleri sabahın köründen taaa akşam sekize, dokuza kadar derste oluyorum ve dağılıyorum o gün.. Geçen hocalar vizeleri açıklamışken, hemen bu fırsatı değerlendiriyim dedim.. Ama bu hoca " 00 " 'larıyla meşhur... Gelin görün ki bu sınavda 00 alan çok az kişi var.. Bu adam benim 1. sınıftan beri dersime girdi, sınavlarında 25 kişiden aşşağı 00 alan görmedim.. Baktım ders de sarmıyo, dur şunu bi sorayım dedim..

Bis: Hocam bu sınavda 00 alan çok az kişi var. Kağıtları insaflı mı okudunuz ?
Hoca : Kağıtları okurken haksızlık ettiğimi düşündüm.. Boş kağıt verene de 00 veriyorum, işlem yapıp hata yapanlara da... Onun için sınava girip işlem yapanlara 05 verdim.. Geçen gün de mekatronik bölümünden 3 tane hanım kızımız geldi.. Beni daha duymamışlar heralde ki kağıtlarına itiraz etmeye gelmişler. Ben de sanıyorum ki 5-10 almışlar, ondan itiraz ediyolar.. Biri 40, biri 35 diğeri de 45 almış... Gelmiş kağıtlarına itiraz ediyolar yav.. Bak bak bak..

     Taşıtlarda rahat bi sürüş ve uygun konfor şartları için olması gerekenleri işliyoruz.. Yazın klima olsa nasıl olur, olmazsa serinlemek amacıyla neler yapılabilir.. Bunları tartışıyoruz derste ki zaten bunlar herkesin bildiği konular.. İşte camı açarız ama yakıtı etkiler, rahatsız oluruz.. Üst camı açarız hava girer.. Bazı araçlarda da üst komple açılır falan.. Bu konuda sen ne düşünüyosun dedi.. Üstü açık araba daha konforlu en azından gece olunca, adam sevgilisiyle yıldızları izlemek için arabadan inmez dedim.. Hoca tek bi cümle söyleyip dersi bitirdi...

     Senden nasıl mühendis olacak hiç bilmiyorum !

Anası ve Oğlu 2 !

      Yine bir Mayıs'ın ikinci pazarı, yine bir anneler günü... Tüm annelerimizin ve anne adaylarımızın anneler günü kutlu olsun.. Ben de madem anneler günü bişeyler yazayım istedim.. Zaten annemi benden çok seviyosunuz. Özlemişsinizdir diye düşündüm :p

      Bundan iki sene önce yine bi anneler gününde, anneme bi cep telefonu aldım. Annem de öyle pek fazla cep telefonu kullanan biri değil hani.. Bi yere gittiğinde yanında bulunsun ki en azından nerede olduğunu bilelim.. Gidip bi cep telefonu aldım.. Annem resim çekiyor, bulaşık yıkarken müzik çalıyor.. Heveslendi yani kadın.. Ama iş mesaj olayına gelince, işte o zaman benim hazin sonum başlamış oldu.. Yazması gereken harfin sırası kadar tuşa basması gerektiğini, aynı tuştaki harfleri yazmak için biraz beklemesi gerektiğini anlatan kadar saçlarımdan bi kaç tel ağardı... Peki bunlara değdi mi ? Annem başta ben olmak üzere babama ve teyzeme mesaj çekmeye başladı. Hadi biz neyse de teyzemle büyük sorunlar yaşadılar... Çünkü teyzem mesaj çekmeyi bilmiyo. Annem mesaj çekince, teyzem direk arıyo.. Annemin canına tak etmiş olacak ki bi gün odaya geldi elinde telefon ;

     Şu internetin kamerasını aç teyzene mesaj çekmeyi öğret !

     Cumartesi günleri işe gittiğim için erken kalkıyorum. Herkes hafta sonunu beklerken, ben hiç gelsin istemiyorum. Cuma gecesinden herkes sabahın körüne kadar internette o site senin bu site benim dolanırken ben uyumak zorunda kalıyorum.. Erken de uyuyamıyorum.. Mecbur geç yatıyorum ve sabah uyanması zor oluyo.. Annem beni kaldırıyo, ben uyanmamak için çırpınıyorum tabi bu sırada saat ilerliyo... Annem de kalkmış kahvaltı hazırlamış ki ben güzel bi kahvaltı yapayım. Ama geç kaldığım için ya kahvaltı yapmıyorum ya da çok bişeyler atıştırıp evden çıkıyorum.. Her cumartesi sabahı bu yüzden tartışıyoruz..

     Ben senin yüzünden erken erken kalkayım, kahvaltı hazırlayayım, sen yemeden git. Aferim sana BİS ! Zıkkımın kökünü ye, bi daha da hazırlarsam...  Öbür hafta yine bu muhabbet  :)

     Bir boğa burcu olarak yemeye içmeye çok düşkün olmam gerekirken, bu özelliği tam olarak taşımadığımı söyleyebilirim. Çok aşırı yemek seçerim. Kokusunu, görüntüsünü sevmediğim bi yemeği öldürsen yemem.. İstediği kadar faydalı olsun, istediği kadar görüntüsü hoş olsun. Ben bi kulp takarsam o yemek benim için bitmiştir. Ama gelin görün ki anneme bunu anlatmak mümkün değil.. Sevmediğim yemekleri bana yedirmek için kadının ayrı bi çabası var. Ve yaptığı yemeği bana öyle bi pazarlıyo ki ben de diyorum bu akşam harika bi yemek var galiba hemen eve gideyim.. Eve gidip o görüntüyle karşılaşınca beynimden vuruluyorum resmen.. Hani 22,9 senelik oğluyum, o yemeği sevmediğimi de biliyor ama inatla yapıyo... Yaptığı savunma beni benden alıyo zaten ;

     Ne bileyim yemeyeceğini, belki yersin dedim.. Bi tadına bak çok güzel olmuş..

     Bu Müge Anlı olsun, diğer programlar olsun annem hep izler. Orada da görür hep kızların erkek arkadaşları var bu kanka muhabbeti falan, sonra çevremizdeki insanlara bakar hep onlardan örnek verir bişey olduğu zaman... Yine bi akrabanın evine gitmişler. Onların da kızı liseye başladı bu sene. Geçen sene orta okulu bitirdikleri zaman bi mezuniyet düzenlemişler.. Orda da kız bi çocukla dans ederken resim çektirmiş. O resmi de büyütmüş kızın odasına asmışlar. Resmi gören annem ;

     Ne işi var bu resmin burda ? Bu çocuk kim ?
     -Kankası Müzeyyen Teyzesi kankası...
     Siz daha bu yaşta böyle resimler çekip kızın duvarına asarsanız baş edemezsiniz bu kızla...

     Kız çocuğunun erkek kankası olmaz !

     Geçenler de Öyle Bir Geçer Zaman Ki ' yi izliyoruz. Ali Kaptan'ın Cemile'ye tecavüz ettikten sonra ki bölümü.. Cemile banyoya giriyo, kızı geliyo, banyo yapmam temizlenmem lazım diyo.. Sonra kız bi güğüm su getirip veriyo Cemile'ye.. Cemile güğümden suyu boşaltıp soğuk suyu açıp aynadan kendine bakıyo.. Cemile bi süre aynada kendine bakarken, annem diziye dahil oluyo ;

     Su da buz gibi oldu !

     Yine ben evdeyim annemle beraber evlilik programı izliyoruz. O gün programda da evlenmekten son anda vazgeçen bi çift var. Vazgeçme sebepleri de damat geline düğün alışverişinde bilezik almamış.. Damat bunlar para göz falan diyo ama annem kızı haklı buluyo... Madem evleneceksin bunları alacaksın, kural böyledir diyo... Ben de fırsat bu fırsat diyip annemin ağzını aradım. Bakalım eğer ben evlenirsem neler alacak diye... 

Bis : Annee ben evlenince ne takacan gelinine ?
Annem : Güzel olursa her şey alırım. Güzel değilse de pek içimden gelerek almam..
Bis : Diyelim ki güzel...
Annem : Şimdi ki kızların hepsi tek taş seviyo, bi tek taş yüzük alırsın.. Biz de bilezik takarız... Söz günü kızın kıyafetini de alırız, çarşıya çıkarsınız. Nişan da yine bileziğidir, yüzüğüdür, kıyafetidir alınır... Kız eve gelince de bişeyler takarız... Bayram olursa kızın üst başını alırız.. Bilezik mi ister, yüzük mü ister artık ne isterse alırız yine... Zaten düğünde sen ayrı takarsın, biz ayrı takarız...

     Annemin bu açıklamasından sonra evlenmekten vazgeçtim !

Şakir'e Çay Yok ! ( MiM)


     Şu sıralar bir mim furyasıdır aldı başını gitti.. Son 15 günde kaç tane mim yazdık.. Hani şikayetçi de değilim.. Ama bazen yazacağım şeyleri unutmaya başladım. Hatta aklıma gelen şeyleri konu başlıkları altında hazırladım. Alt başlıkları yazdım. Ama aradan o kadar çok zaman geçti ki.. Alt başlıkların içeriğini unuttum.. Bu mim'i çok beklettim, negzel göndermişti.. Teşekkür ederim kendisine.. Bi de mim'i bekletmenin şöyle bi zararırını gördüm. Benim yazmak istediklerimi başkaları yazınca ben de diğer alternatiflere yönelmek zorunda kaldım... Kopyacı muamelesi görmek istemiyorum da.. Mim'in konusuna gelelim ;

     " Her seferinde izlemekten zevk aldığınız, vazgeçemediğiniz Yeşilçam yapıtı hangisidir? (çok duygulandığınız, ağladığınız ve güldüğünüz de olabilir.) "

     O kadar çok güzel film var ki Yeşilçam'da insan hangisini yazacağını şaşırıyor açıkcası.. Hababam Sınıfı'nı defalarca izlememize rağmen hala gülebiliyoruz değil mi ? Herkes biliyo diye Hababam Sınıfı'nı örnek verdim ama izlerken duygulanıp, gözyaşlarımıza hakim olamadığımız filmler de var. Üstelik bu filmlerimize günümüz dizilerinin/filmlerinin vazgeçilmezi olan cinsellik ve seks hakim değil... Ucu bi yere değmiştir umarım, neyse...

     Şimdi diğer filmleri herkes yazdığından mütevellit ben de yazılmayanı yazayım dedim.. Aklıma Çiçek Abbas geldi... Şener ŞEN hastasıyım ben.. Gerçek bi oyuncu.. Gerçek bi sanatçı.. Burdan kendisine saygılarımı sunuyorum.. Filmi zaten hepiniz biliyosunuz. Bilmiyosanız da gidin izleyin :p Tabi İlyas SALMAN'ın oyunculuğunu da es geçemeyiz elbetteki, O'na da saygılarımı sunuyorum. O minibüsü almak için gece gündüz çalışması falan, etkileniyorum böyle şeylerden.. Çalışkan insanları seviyorum napayım elimde değil yani... Bi şeyi elde etmek için çaba sarfedenler, alın teriyle kazanmaya çalışanlar etkiliyo beni... Emeğimiz bilek zoru Allah'ım sen bizi koru... Bu filmin unutulmayan kısmı Şener ŞEN ile İlyas SALMAN'ın atışmasıdır.Hatırlamak isteyenler buyursunlar, hatırlasınlar. |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

     Bu filmden dilime dolanıp gitmeyen yegane söz ise ;

      " Kaderimse çekerim, çilemse güler geçerim. "

     İlyas SALMAN' dan size bir hediye önerisi, sevgilisi olan olmayan buyursun :) |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]  

     Daha bir püskevütüm bile olmadığından kimseyi mim'lemiyorum... :)

Anne Benim Niye Yok !

     
     Üst üste çok fazla mim yazdığım için bi tane ara vermek istiyorum.. Negzel yollamış mim'i zaten yazmazsam çarpılırım...   

     Geçen hafta günüm hastanelerde geçti... Hepsini yazmadım elbetteki bloga. Ama bi nevi check- up'a girdim yani.. Son olarak dişçimle güzel bi kavga ettim.. Dişlerime yoğun bi özen göstermeme rağmen renginden pek memnun değilim. Tartarlarla başım belada... Her seferinde fırçala diyip gönderiyodu beni.. Bu sefer ya dişlerimi düzelt ya da patronun kim olduğunu öğrenirsin bakışı attım.. Cumartesi gününe sözleştik.. Bu arada dişlerimin bu halde olmasını, gece ağzım açık olarak yatmama bağladı. Ben tabi koştura koştura bi KBB'ye gittim.. Tomografiye girdim. Evet burnumun kemiği yamuk çıktı.. Sene 1989 ben yürüteçle şov yapıyorum evde.. Kapının açıklığını fırsat bilip, atıyorum kendimi dışarı. Daha küçüklüğümden belli clubber olduğum.. Tabi o zamanlar kimse bana demiyor ki evladım merdivene doğru gitme, düşersin.. Ben 9-10 merdiven yuvarlanıyorum tabiki.. Ama hiç bişe olmamış bana, burnum bile kanamamış yani.. Bence bu eğiklik o zaman ki düşüşümden kaynaklı :)
 
     Bugün de uzun zamandır görüşemediğim çok sevdiğim bi arkadaşımla görüştüm.. Kantinde baya bi oturduk konuştuk.. O sıra onların sınıfından bi kız geldi, böyle nefes nefese kalmış. Oturdu yanımıza, gören dicek ki alacaklılar falan peşinde.. Yanında bi kız arkadaşı varmış, bölüme beraber gelmişler. Kızdan ayrıldıktan sonra bi çocuk gelmiş, buna o arkadaşından hoşlandığını söylemiş, adını öğrenmek istemiş.. Bu da dönmüş çocuğa terbiyesizleşme demiş... Şimdi bunlar yine bişeyler konuşuyolar kendi aralarında ama benim beynim kitlendi.. Acaba bilmediğim bişe mi oldu, kaçırdığım bi yer mi oldu diye tekrar sordum neler olduğunu.. Anlattı, yok kaçırmamışım.. O kızın sevgilisi varmış da ondan öyle demiş.. Yok efendim öyle biden hoşlanma mı olurmuş, tanımadığı kız için nasıl öyle düşünürmüş. Kimse tanımadığı kızla böyle bişe düşünmeyecekmiş.. Önce tanışması gerekirmiş.. Şöyle bi durdum, düşündüm... Kız elimin tersinde ama elime yazık diyip, ağzının ortasına ayakkabımın izini çıkarsam nasıl olur dedim.. Ben hayatımda böyle gerizekalı birini görmedim.. Söylediği lafa bakar mısınız ya " Birbirini tanımayan insanlar sevgili olmasın, dışardan bakıp hoşlanmayla sevgili olunmaz. " iyi o zaman kanka ayağından girelim sevgili olup çıkalım.. Ne var yani, çocuk ne bilsin.. Gelmiş senden sormuş, hoşlandım demiş... Hoşlanmadığı biriyle niye sevgili olsun.. Tamam kızın zaten sevgilisi varmış ama terbiyesizleşme ne demek yani ? Arkadaşımın sevgilisi var desen olmuyo mu ? Bu yazdıklarımı aynen kendisine de söyledim.. ( Gerizekalı hariç :p ) Yanlış düşünüyosun falan dedim. Bu bi konuşmaya başladı.. Mübarek makine olsa bi durur dinlenir.. Hayır bu çeneyle nası sevgili bulmuş kendine bilmiyorum ki.. Bi tarafıma kaş göz çizsem daha düzgün bi şekil çıkar zaten.. Birini bulmuşsun sus otur diyecektim de neyse, lanet olsun..Hep diyorum işte bu memleketin kızı da aynı erkeği de.. 

     Bu arada kız erkek ilişkilerinden laf açılmışken aklıma geldi... Bu televizyon programları gençleri etkilemeye başladı.. Şimdi bu gençler televizyonun karşısına dizilmiş oturuyorlar. Karşınızda dizilere çıkan gençler.. Ellerinde pahalı pahalı cep telefonları, yanlarında güzel/yakışıklı sevgililer... Birbirlerini ikram ediyorlar, birbirleriyle öpüşüyorlar, sevişiyorlar... O çocuk aklından geçiriyor... Benim de bir sevgilim olsa ben de öpüşsem, koklaşsam diyor.. Anne bana niye sevgili bulmuyorsun diyor, benim niye yok diyor ! |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

     Son olarak aklıma gelmişken, bi sorun çıkmazsa Mayıs'ın 15'ine Ankara'dayım... Sadece bir gün kalcam.. 15'i  sabah gelip, akşam döncem... Hayat böyle işte gençler... Bir pisgevitim bile yok yani...