Babam ve Oğlu !


     Babam rutin olarak her hafta beni bi yolla azarlar. Ama öyle kızarak bağırarak falan değil.. 22.5 senedir bi tokat atmış değil... Annem saolsun güdümlü terlikleriyle babamın açığını kapatıyodu ya neyse konumuz o değil... Giyim tarzım, yemek yemem, hal ve hareketlerim bi şekilde gözüne batar babamın ve laf söylemeden asla duramaz...

     Kimseden eksiği kalmasın diye babama şirkette çalışanlar bi facebook hesabı açarlar. Ardından beni eklerler. Benim haberim yok tabi. Facebook'u bi açtım alla alla... Babam bunu tek başına beceremez. Neyse kabul ettim bilgilerine bakıyorum. Eğitim bilgileri, Yıldız Teknik Üniversitesi ! Ben tabi iyice şoktayım... Sonra babamı aradım baba biri beni ekledi, senin adından falan ama YTÜ falan yazıyo isim benzerliği heralde diyorum...  Babamın cevabı hemen hazır tabii... Oğlum ben kazandım da gitmedim, sen bilmiyosun !  huh

     Aradan bi kaç ay geçer babam facebook kullanmayı iyice öğrenir ve doğum günümü herkes gibi o da facebook'dan kutlar... Ardından telefon açar... Doğum günün kutlu olsun vs vs.. Asıl soruyu en sona bırakmıştır... İlişki durumum !

Oğlum duvarına yazarken gördüm de ilişki durumunda ne yazıyo senin ?
Mmm.. şey.. Dul yazıyo baba...
Sil onu !
Üff taam yaa... İlişkisi yok yaparım...
Yok o zaman da aranıyomuşsun gibi olur.. Bişey yazmasın !

     Babanızın facebook'da arkadaşınız olması çok kötü bişi.. Ne yapsam görüyo.. Engelleyecem valla ! Bu aralar twitter'ı soruyo... Size sorarsa kötü bişi diyin :)

     Üniversiteler tatil olmuştur. Herkes evine gelmiştir.. Gündüz sıcak olduğu için akşamları toplanıp dışarı çıkıyoruz. Ben 3 gün üst üste eve geç geldiğimden dolayı babamı göremiyorum... 4. gün bugün de eve erken gideyim diye düşünüp saat 22.30 sularında eve giriş yaptım.. Babamın beni gördüğünde ilk tepkisi ;

Hiç gelmeseydin oğlum.. Niye geldin ki... Bak çakkallar da dışarda senin neyin eksik !

     Bütün spor ayakkabılarım Adidas'tır.Yine bi ayakkabı alıp eve gelmişim. Kapıdan içeri girdim, elimde poşeti  gören annemin ilk tepkisi ;

Yine mi ayakkabı aldın. Usandım sizin ayakkabılarınızdan usandım ! 
Kocana söyle almasın, onun ayakkabısı daha çok...

Peşinden gelen babam :

Yine Adidas mı aldın ? Evet baba... Aşşağısı olmaz zaten... Niye başka bişey giyesin ki oğlum...  Ne var gidip şöyle güzel bi ayakkabı alsan... Hep spor hep spor...

     Ben bal,pekmez falan pek sevmem.. Petek bal zaten dişlerimin arasına girip beni sinir ettiğinden dolayı hiç tercih etmem. Ama ayda yılda bir yerim. Babam gitmiş bi yerden baya bi para verip bal almış... Kahvaltıya çıkarmışlar... Annem hala çocuk olduğumu düşündüğünden dolayı onu ye bunu ye şunu ye diye diretiyo... Babam durur mu hiç... 

O baldan da ye.. Hep yiyecem diyosun sonra kaçıyosun...
Ya baba dişimin arasına giriyo yaaa.... 
Yeme olum yeme ! Niye yiyesin ki... Bak çikolata var burda.. Daha faydalı.. Al oğlum al ye... Akıllı olun oğlum akıllı ! Bu böyle işte... El bulamaz ki yesin, bu önündeki malı yemez... Aman oğlum yeme.. Belki yersen yarar sana, bişeye benzersin. Aferim oğlum aferim yeme !

     Arkadaşlarımla ortak karar alarak saç modelimi değiştirmeye karar verdim. Saçımın yaklaşık bi üç ay falan uzaması gerekiyodu bi şekil alsın ona göre kestireyim diye düşündüm...

İlk hafta : Oğlum şu saçlarını bi kestir, çok uzamış... Tamam baba...
Ertesi hafta :  Oğlum niye traş olmadın... Zamanım olmadı baba...
Sonraki hafta : Yolda gördüğümüz bonus ötesi saçlı bi genci gören babamın yorumu.. Hele şuna bak... Kulağına da küpe takmış... Hiç erkek tipi var mı şunda allahını seversen... Şu saça bak saça... Bu kadar saç,kıl ancak bi hayvanda olur !
Daha sonraki hafta : Oğlum senin saçlarını kestirmeye niyetin yok heralde... Mmm şeyy hayır... Aferim oğlum aferim ! Niye kestiresin ki.. Kestirsen belki bi adama benzersin !

Babam işte.. Biz hep böyleyiz ! :)

Ben Aslında ! (MiM)


    
     Bu hafta içerisinde sevgili izleyicilerim bana fikirler verdiler. Ben de bunları uygulamaya döktüm. Kendi sözlüğümü oluşturmamı sağlayan Pınar oldu. Daha sonra 10 başlık halinde bi yazı yayımladım İnce Ses ile Çakma Sözlük adı altında... Daha sonra Şirvan yazıları İnce Sözlük başlığı altında toplamamı istedi. Ki şu an da bu başlık altında topladım ve bundan sonra da bu şekilde devam edecek. Bir yorum da Laliş'ten geldi. Yazılarımı İnce Sözlük Mim'i şeklinde paylaşmamı istedi... Çok güzel bi düşünce elbetteki, ben de sizlerin düşüncelerini okumaktan çok mutlu olurum ama biri çıkar da sen blogunun reklamını yapmak için blogger'ları mim'liyosun der benim moralim bozulur, sinirlenirim diye yazıları mim'lemicem.. Gerçi Laliş'in yorumuna cevap olarak da bunu yazdım. Mim'leyerek insanları zorla yazmasını sağlamak istemiyorum. Ama yazmak isteyen olursa elbetteki yazabilir. Biri kalkar yazarsa neden yazdım demem, yazmak isterse de yazıp napıcan demem... İsteyen istediği zaman yazabilir. Yalnız bana haber vermek koşuluyla... Ben yazdım bu da linki al oku desin, merak ederim ben :)  

     Siz sevgili takipçilerimin huzurunda Pınar, Şirvan ve Laliş'e tekrar tekrar teşekkür ederim. Çok güzel yorumlar geldi, gerçekten çok mutlu oldum. Yorum yapıp yüzümü güldüren herkese teşekkürler dileyip, artık ana konuya geçiyorum.. 
     
     Sevgili Mia, beni hem mim'lemiş hem ödül vermiş. Bugün yaşadıklarımın sonunda blogda böyle güzel şeyler görmek mutlu etti beni :) Efendim mim'in konusu ;

Yok ! Sorular var cevaplıyoruz :)

-Gün içerisinde gerçekleşirse şok olacağın şey ?
  Bi arkadaşımın gelip şu kız senden çok hoşlanıyomuş demesi !

-Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey ?
  Çok hoşuma giden bir gömlek veya ayakkabı...

-Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey ?
  59.5 kiloyum ne diyeti !

-Kendine en çok yakıştırdığın renk ?
  Mavinin bi tonu ama adını bilemiyorum o bana çok yakışır kesin.. Ama genelde siyah.. Yaz aylarında beyaz

-En sevdiğin takın ?
  Yunus kolyem ve deri bilekliğim.. Saatimi de severim ama en çok kolyem (Bkz. Kolye)

-Takıntın ?
  Selpak mendil ve bir paket naneli sakız olmadan dışarı çıkmam. Her yemekten sonra (eğer dışardaysam) cep telefonumun arka yüzüyle dişlerimi kontrol eder, bir sakız çiğnerim. (Bkz. Cep telefonu )

-Ben bu şarkıyı duyunca şakırım !
  Agora Meyhanesi

-Solunda ne var ?
  Küçük ben ! ( Bkz. Ben )

     Resimleri koyarak kendimi yeterince tehlikeye attım.. Körün taşı biri görürse mahvoldum demektir. Bu yüzden resimleri en geç 24 saat içinde kaldırcam... Kimse darılıp gücenmesin lütfen !

Mimlenenler

İnce Sözlük !


     Ekşi Sözlüğe isyan yazılarımın sonucunda bana kendi sözlüğümü oluşturma fikrini veren Pınar'a teşekkürlerimi sunarak yazıma başlamak istiyorum. Bundan sonra ara ara elimden geldiğince yeni tanımlamalar yapcam. Haa burada yazıyorum diye Ekşi'den vazgeçtiğimi sanıyosanız, yanılıyosunuz. Baş koydum o yola ! Şu an yazdıklarım ekşi sözlükte yazdığım 10 entry ve bunlar hala onay beklediği için kimse göremiyor.. Hadi siz ilk oldunuz şanslısınız :p

Duruşma Salonlarında Bulunan Nesneler

"yaz kızım" diye anılan fakat bazı salonlarda erkek versiyonu da bulunan kişinin yazma eylemini gerçekleştirebilmesi için kullandığı genelde bilgisayar olan ama eski zamanlarda daktilo

Dünyanın En Güzel Şeyi

Nerdeyse patlayacak kadar tuvaletin geldiğinde zor bela eve gelip, aha kaçtı aha kaçacak korkusuyla pantolonunu indirip, ohhh bee derken duyduğun şır şır sesi

Çocuğunun Cebine 5 TL Koyup Doğaya Salan Baba

Hayattan bezmiş, kendi çocuğunun sesini bile kaldıramayacak insan kişisi 
*5 TL = Sus Payı 

Bilerek Dünya Rekoru Kırmayan Atlet

Adını bir ömür boyu hafızalara kazıyacak bir işi yapmış olan kişi. Dünyada kaç tane rekor kırmış adam tanıyoruz ? ? ?

Ayak Uyuşması ve Uçma Hissi

Ayağa kalkıp yürümek istendiğinde ahh... uhhh... gibi sesler çıkarabileceğiniz his

Ölümsüz Aşk

Bir insanın ömrü hayatı boyunca duyup duyulabileceği en büyük yalan

Hastası Olunan Sözler

I came to göt ! ( göte geldim )

Özsüt

"Ben buraya sadece sevgilimle gelirim arkadaş ! " diyip inat ettiğim, Özsüt'ün hiç üşenmeden ikinci şubeyi açmasına rağmen hala gidemediğim güzide mekan !

Her Türk Erkeğinin Kendini Sex Makinesi Zannetmesi

Her türk erkeği diyip genelleştirme yapmazsak ;

Boş zamanlarını porno film izleyerek değerlendiren, dolayısıyla çok okuyan mı çok gezen mi mantığıyla hareket edip " çok izleyen iyi bilir " düşüncesiyle yola çıkan yurdum insanın bilimsel olmayan düşüncesi

Sevilmeyi Kaldıramayan Erkek Modeli

Hayatının bir döneminde birlikte olduğu kadından çok çektiği için kadınlardan korkan , kadınlığını yapsın başka ihsan istemem diyen erkek modeli

Bu bilgiler faydalı oldu mu ? :p

Okunası Bloglar !


     Gecenin bir köründe rakipsiz bonbon Missbone tarafından gelen ödülle tekrardan buralardayım... Saolsun ödül fişeklemiş bana.. Okunası en keyifli bloglar sıralamasında 14. sıradayım :) Ee benimde birilerine göndermem gerek bunu... Bilir misiniz bilmez misin bilemiyorum ama ben takip ettiğim bütün blogları okurum. O yüzden ödül verirken vay efendim bana niye ödül vermedin falan demeyin. Bende yalan da yok hılaf da yok :) Sıralamayı güncelleme listesine göre yapcam kimse art niyet aramasın !  Ki çoğu blogger ödül aldığından bile haberdar olmayacak neyse biz işimize bakalım...

just a paper doll..  Şu an kapalı ama yakında açılacak

Yeni takibe aldığım ama okunası olduklarını düşündüğüm
Tinker   blogunu tekrar açtı
şarlo*nun kızı   

|̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅] Şarkıyı sonradan ekledim.. Göremeyenler özür :)

Ekşi Sözlük Duy Sesimiiiiiiiiiii (2) !


     Çoğunuz hatırlamayacaksınız ama bundan tee 4 ay önce bi post yazmıştım... Kii yazıyı hatırlamasanız bile linkini blogumu açtığızda görüyosunuz. Hemen sol tarafta bir başlık altında yazılı olan link.. ( Bkz. Sol taraf ) O post'u yazdığım zaman şoklar içindeydim. Çok zor günlerdi... Ama burcumun tüm özelliklerini taşıdığımdan dolayı, inadım tuttu.. Evet çok gereksiz bi inat oldu ama ne yapabilirim, ben buyum.. Beni seven böyle sevsin :p

     Farkında değilsiniz biliyorum ama ben ordaki sıramı sürekli güncelliyorum. Bazı günler bi ibnelik dönüyo araya adam alıyolar heralde, bir önceki sıramdan daha geriye düşmüş oluyorum. Bu konu canımı sıkmaya başlarsa mail atacam kaynak yapmayın diye... O zaman kendimce bi hesap çıkarmıştım. Bakalım ne kadar doğru bi hesap yapıyorum şimdi onu kontrol edelim... 

     Efendim şu gün itibariyle ki bu yazıyı mesai saatlerinin sonuna doğru yazıyorum küçük bi hata payı olabilir. Artık o kadarına göz yumacaz napalım...

     19 Ekim 2010 tarihli yazımda 65756. sıradaydım... Bugün takvimler 21 Şubat 2011'i gösteriyor. O zaman yaptığım hesaba göre bir ay sonunda 1152 kullanıcı çaylak süresini bitirmiş ve yazar olacaktı. Şu an dört ay geçmiş bu da demek oluyor ki ;

1152 Kullanıcı x 4 = 4608 Kullanıcı

     Ben şu an da 47967. sıradayım yani bu demek oluyor ki 17789 kişi onaylanmış. yaklaşık olarak 4 katı kadar kullanıcı onaylanmış. O zaman onaylamada çalışan kişi sayısını 3 alarak hesap yapıp 1.5 sene sonra alınacağıma kanaat getirmiştim. Hesaplamayı tekrar yaparsam ;

     4.75/4 = 1,1875 temiz olsun 1,2 yıl diyelim. ( 4.75 nerden çıktı demeyin, hesabı zamanında yapmıştım, açıp okuyabilirsiniz )

     Üç ay erken olacak bu onaylama işi... Yani 2012 senesinde bende bir ekşi yazarı olabilirim. Hala o mükemmel yorumlarım yayınlanmadı. 10 tane fıstık gibi yorumum heba oldu gitti... 

     Google'a ekşiye kayıt oldum, ne zaman onaylanır yazıp aratanlar varsa hesabı bu şekilde.. Birilerine faydam dokunursa ne mutlu bana.. Haa bu yazıdan sonra kalkıp yazar olmak ister misiniz ? Açıkcası pek sanmıyorum. Ancak benim gibi bi manyak yapar bunu :)

*Not : Çok gereksiz bi yazı farkındayım ! :)

Neden Olsun Ki ? !


     Yine gecikmiş bir yazıyla karşınızdayım... Aslında bu post'un sevgililer gününde yazılmış ve kanayan yaraya parmak basmış olması gerekiyordu. Neyse 3-5 gün gecikmesi önemli değil, önemli olan içerik...

    Uzun zamandır kafamı kurcalayan bi konu bu... Sözüm meclisten dışarı kendini akıllı sanan bazı gerizekalılar, bu yazıyı kıskandığımdan, kedi uzanamadığı ciğere mundar dermiş hesabından yazdığımı düşünecek. Onlar düşünmeye devam etsinler. Biz konumuza dönelim... Efenim asıl soru şu ;

     Bir kişinin sevgilisi neden olur ?

     Şu an sevgili bulma ihtiyacı orta okula kadar inmiş olsada bizim zamanımızda lisede başlardı bu işler... Az çok biliyorsunuz benim de başımdan bişeyler geçti, sizlerle paylaştım bunu... Kısaca 8-9 senedir sevgilisi olmayan bi insan kişisiyim...Anlattığım olaylar dışında da aman aman sevgilim olsun diyen birisi de değilim... Daha doğrusu niye olsun diyorum... Birinin seni düşündüğünü bilmek, birinin aklında, kalbinde yer ettiğini bilmek elbetteki güzel bi duygu.. Her insanın hoşuna gider. Ama hala neden sorusunun cevabını veremiyorum kendime...

     Çevremden gördüğüm, bloglardan okuduğum kadarıyla herkes sevgilisiyle bişeyler yapıyo, zaman geçiriyo... Eee şimdi düşünüyorum ben istediğim zaman arkadaşlarımla dışarı çıkıp eğlenebiliyorum... Çok da güzel eğleniyoruz. Yüzümüzden gülücük hiç eksik olmuyo.. İstediğimiz zaman istediğimiz yere gidiyoruz... Plan yapmamız gerekmiyo.. Dışarda gezerken hadi sinemaya gidelim diyip gidiyoruz... Her ne kadar Aşk Tesadüfleri Sever'e kız arkadaşım olmadığı için gidememiş olsam da :p Hadi bilmem nereye yemek yemeye gidelim dediğimizde ayy saçım başım dağınık, kıyafetim uygun değil diyen kimse yok... Kardeşim yok, evin tek çocuğuyum ama bi iki arkadaşımla aramda ayrı bi bağ var. Kardeşim olsa bu kadar olur yani... Bi derdim sıkıntım olsa onlarla paylaşıyorum...O kıza baktın, şu kızı facebook'dan ekledin diye trip yapıp başımın etini yiyen yok... Bugün ilişkimizin bilmem kaçıncı günü diye bişeler planlamak gerekmiyo...  Arkadaşlarımla dışarı çıktığımda istediğim kadar oturabiliyorum mesela, bi sorumluluğum yok. Birilerine mesaj atarak konudan kopmuyorum. Rahat bi hayatım var... Ben gerçekten doğru bi açıklama bulamıyorum... Neden sevgilim olmalı sorusuna.. Tabi bu bi erkek gözüyle...

     Bir detay daha var aklımda aslında... İlerleyen dönemlerde herkes bi şekilde iş dolasıyla yada başka sebeplerden farklı şehirlere gidecek ve belki de arkadaşlarımı kaybedeceğim... Acaba sevgili o zaman mı devreye giriyo ? Şimdiden sevgili bulmak geleceğe bi yatırım mı ?

     Eğer bu yazıyı 14 Şubat'ta yayımlasaydım kendi başıma bişeyler yazacaktım. Fakat dün Sevgili Müdür'üm ile bu konuyu masaya yatırdık. O'nun da düşüncelerini sizlerle paylaşcam. Erkek gözüyle görüşlerimiz aynı.. Kız gözüyle olaya bakınca farklı bi görüş ortaya çıktı.Bana çok mantıklı geldi söyledikleri...

     Benim her zaman söylediğim bi sözdür ki buna Müdür'üm de katılıyor. 

     Mahalle baskısı!

     Liseden beri gözümüzle gördüğümüz, herkesin şahit olduğu bi durum bu... O'nun sevgilisi var, benim niye yok.. Bu fikre kimsenin itirazı olacağını düşünmüyorum... Hele ki lisede bu şekilde sevgili olmayan biz birbirimizi seviyoruz diyebilecek çift sayısı çok azdır. Yok değildir ama azdır... Bir diğer fikir ise - tamamen Müdür'üme aittir- ki bana çok mantıklı geldi.. 

     Görücü !

     Kızlar için hiç hoş olmayan bi durum... Düşünsenize yaşlı yaşlı teyzeler geliyo en başta... Belki kaba bi tabir ama -umarım kalp kırmam- mal seçer gibi bakıyolar. Eğer onların hoşlarına giderse erkek geliyo... Ve işin daha da kötü kısmı burda... Teyzem beğenip oğlunu, yeğenini getirse bile erkek beğenmezse olmuyo. Bi hayal edin bu durumu... Kız, erkeği beğense bile yapacak hiç bişey yok ! Beğenilmek elbetteki herkesin hoşuna giden bi duygu. Ama beğenilmemek ? Reddedilmek ? O psikoloji ne kadar kötü bi şeydir... Kızı geçtim hangi insan bu duruma düşmek ister ki ? Kız olsun erkek olsun kimse bu durumla karşı karşıya kalmak istemez elbette... Bu yüzden kızların sevgili arama, bulma isteğini daha kolay anlayabiliyoruz... 

     Kız ve erkek için ortak bi düşünce daha var. Arkadaş çevresi iyi olmayan, kendini onların yanında rahat hissedemeyenler kendilerine sevgili buluyorlar. Zaten sevgilisi olan çoğu kişi, dış dünyayla bağlantısını yavaş yavaş koparıyor...

     Şu satırı okuduğunuza göre erkek gözüyle benden, kız gözüyle Müdür'üm den yorumlarımızı okumuş olmanız gerek... Bu post'u gerçekten laf olsun torba dolsun diye yazmadım. Düşünemediğim atladığım yada yanlış düşündüğüm şeyler var mı ? Sizlerin bu konuda ki düşünceleri ne ?

     Hadi bakalım pamuk eller klavyeye !

Batıl İnansak Mı Kİ ! (MiM)


     Aklıma yazabileceğim o kadar çok konu geliyo ki, hangisini yazacağımı şaşırdım. Hatta tarih tarih ayırmıştım bile ama yoğunluktan dolayı yazamamıştım. Bu mim'i de geçen yazımdan önce yazacaktım ama söylediğim gibi o yazı benim için önemliydi. Umarım teşekkürler doğru sahiplerini bulmuştur. Bulmadıysa da bi dahakine doğrusunu buldururuz artık :)

    Lafı fazla uzatmadan bu yazıyı yazma amacıma geleyim... Sevgili francesca bir mim yollamış.. Francesca'nın yolladığı mim'i yazmazsak ayıp olur tabiki... Mim'in konusu ;

" Batıl inançlarınızı anlatın ! "

     Ben aslında batıl inançlara inanmam, sağdan soldan duyarız elbette ama bana nedense hepsi mantıksız gelir.. İçimde her zaman bi şüphe olur, acaba olur mu ki nan ! dediğim olur kendi kendime itiraf edeyim hadi... Bi kaç araştırma yaptım sizler için... İnsanların inandıkları batıl inançları seçtim, derledim,topladım kendi yorumumu kattım... Son olarak da kendi korkularım mı desem batıl inanç mı desem artık siz karar verin, onları yazcam....

-Yatarken çorapları baş tarafa koymak iyi değildir, insan çabuk ölür.
 Pis pis kokan çorabı yatağın başına koyarsan, zehirlenir ölürsün tabiki...

-Ocağın üstünü boş bırakmak uğursuzluk getirir.
 Sen ocağı açıp Esra Erol'u izlersen doğalgaz faturası şişer, kocan fatura ödemekten batar. Al sana uğursuzluk !

-Tarlada zina yapılırsa bereket olmaz. 
 Yorum bile gerektirmiyo... Eviniz barkınız yok mu olum sizin... Orda yetişen ürünleri yiyoruz biz !

-Kadının yolda erkeğin önünü kesmesi uğursuzluktur.
 Hangi aklı başında kadın yolda giden bi erkeğin önünü keser ? Bi kadın bi erkeğin önünü kesiyosa hesap soracak  demektir. Ve bu kadından korkmayan çarpılır valla...

-Yatağının üstüne birisinin oturması uğursuzluktur.
Evet uğursuzluk.. Annemden biliyorum valla.. Sen bozasın diye mi ben düzeltiyorum o yatağı diye kıyameti koparıyo...

-Yatağından ters kalkarsan işlerin ters gidermiş.
 Arkadaş bu yatağın tersi neresi bilen var mı ? Kime göre neye göre yani !

-Gelin eve ilk geldiğinde kaynanasının iki bacağı arasından içeri girerse saygılı olur.
 Böyle bi gelin varsa bırak saygıyı, o gelin kaynanasına kurban olur kurban !

-Yeni doğan çocuğun ilk dışkısı yattığı odanın eşiğine veya beşiğinin altına konursa nazar değmez. 
Nazar değmesi için o çocuğu birinin görmesi gerekir. Sen kalkıp da boklu bezi odaya koyarsan kimse kokudan giremez, çocuğa da nazar değmez tabiki !

-Evli birinin yüzüğünü bekar bir kız takarsa kısmeti kesilir.
 Yüzük takmak ne demek ? Benim görüştüğüm biri var, hadi  başka kapıya... Sen güne gittiğin yerde kalkıp parmağında yüzükle dolaşırsan, hanım teyzem de oğluna başka kız bakar !

-Sabahları yanlış ayağa yanlış ayakkabıyı giymek, bütün gününün ters geçeceğine işarettir.
 Sen daha uyanamamışsın arkadaşım... Ayakkabını giyemiyosun daha işlerin nasıl rast gitsin !

-Misafirin ardından ev süpürmek iyi değildir.
 İyi valla.. O kadar misafir yesin, içsin,döksün saçsın biz o pislikte oturalım ondan sonra hasta olalım daha mı iyi yani !

-Cuma günü ezan okuyan müezzine kızın baş örtüsü veya mendili sallatılırsa nasibi çıkar.
 Deneyin görelim ! :)

-Çocuk sünnet olurken annesi oklava sallarsa sünnet acısız ve kolay olurmuş
Oklava diyon la borumu ! Yiyosa ağla hadi...

-Çocuğun göbeği cami duvarına veya avlusuna gömülürse dindar, ahıra gömülürse malcı olurmuş.Ayrıca suya atılırsa huyu temiz, evin içinde bir yere gömülürse gözü dışarda olmazmış.
 Ne yani.. Genelevin önüne atıldığında erkek olursa pezevenk kız olursa o... töbe yaleppim yaa !

-Gece tırnak kesmek uğursuzluktur.
 Kesin bi gerizekalı ışıkları açmadan kesmiştir. Daha doğrusu kesmeye çalışmıştır, becerememiştir !

-İki bayram arasında nikah yapmak uğursuzluktur.
 Geçenlerde annemle söz,nişan düğün olayını konuştuk.. Kadın bi hesap çıkardı bana... Yok böyle bişe... Sanki biz kız tarafıyız.. Söz de tek taş yüzük bilezik ne bulsak takıyoruz... Nişan da yine bilezikleri düzdük... Her bayram yine bilezik bi de kıza bayramlık alıyoruz... Ota boka sürekli bilezik alıyoruz. Daha düğün olmadan bi ton bilezik taktık... Bayram arası yapmayın da bari bayram bileziğinden kar edin :p

     Gel gelelim benim batıl inançlarıma... Nazar batıl inanca girer mi bilmiyorum ama ben inanıyorum... Hatta şu kurban kesme olayına da çok inanırım... Zira arabımıza durduğu yerde gelip çarpanlar, ışıkta beklerken çarpanlar, her kaza sonrasında arabanın çarpılan yerinin komple değişmesi... Tamir edilme durumu yok..Yan kapıya çarpıyolar, kapı çamurluk ne varsa değişiyo... Kaza yapmış ama sıfır gibi.. Bir sene içinde 5-6 kere kaza oldu.. Kurban kestik, kazalar bitti :)

     Otellerde ve dış mekanların tuvaletlerinde kamera olma olasılığından korkarım. Sanki biri beni izliyo gibi hissediyorum. Bu yüzden otelde kaldığım zaman odayı didik didik ederim :) Zorda kalmadıkça dışarda asla tuvalete gitmem :) Dışarıyı geçtim başka birinin evinde de gitmekten çekiniyorum. Aaa bak ince tuvalete girdi diyeceklermiş gibi his doğuyo içimde :)

Uzun bi yazı oldu bu... Umarım sıkmamışımdır sizi.... 

Mimlenenler

hemera
Missbone ( Biliyorum görmeyeceksin :) )
Laliş
Celly

Dünden Bugüne Teşekkürler !


     Aslında yazmak istediğim bi çok konu ve bir adet francesca mim'i var. Bu yazımın biraz önceliği olsun istedim.. Söz vermiştim kendime 100 izleyicim olunca emeği geçen herkese teşekkür edicem diye... Başlayalım bakalım dünden bugüne nerden nasıl geldik buralara...

     Blog dünyasına adım atmamı sağlayan kişi bi çok yazımda bahsettiğim Müdür'ümdür. Benim de aklımda vardı aslında, o zamana kadar bi çok yazarı takip ederdim ki hala da takip ediyorum. O gazla bu blogu açtım ve en dandik yazılarımla artık ben de bir bloggerdım.. 16 Ağustos 2010

     Biliyordum kimsenin beni takip etmeyeceğini.. Zaten o sıralar pek de bişi yazamadım,staja gittim orada bilgisayarım bozuldu, tamire gitti, yapılamadı yeni bilgisayar aldım derken zaman geçti... Veee ilk izleyicim Sünter Abla'cım... 12 Ekim 2010

     Gel zaman git zaman 3 oldu 5 oldu... Ben başımdan geçen bi olayı yazıya döktüm... Üniversitede bi kızdan hoşlanmıştım ve ilk defa bi kıza açılacaktım... Uzunca bi yazı olduğundan dolayı iki part halinde yazdım... Dilden dile dolaşan bu yazılar sayesinde artık çift haneli izleyici kitlem vardı... (Bkz. Post) 23 Ekim 2010

     O zamanlar yorumlarını esirgemeyen, beni yalnız bırakmayan Hayal Meyal, TasO, Siyah Gül ve Missbone'a teşekkür ederim... 

     Daha sonraları izleyicim olan ve hala beni yalnız bırakmayan tinker, LieLLa, francesca ve Şirvan sizleri unutmadım elbette... :)

     Ve blogun ilk patlama yaptığı an ! French Oje bi post yazmıştı..Post'u okuyunca gerçekten çok hoşuma gitmişti... Zor bela izin aldım... Ben de aynı konuyu erkek gözüyle yazdım.(Bkz. Post)  French bu post'u twitter hesabında paylaştı... Blogun izleyici sayısı dakika başına artmaya başladı... Blog görmediği kadar izleyiciyi aynı anda gördü... French sadece iki yazımı okudu, bir yazıma yorum yaptı... Emeği var blogda O'na da teşekkür ederim.. Gerçi bu yazdığımı göremicek ama olsun :)

     Daha sonra bir teklif geldi... Bilokefem ! Radyoda Dj olur musun dediler... Eee hadi olayım bakalım dedim... Radyoda eğlenceli günlerimiz geçti. Bi çok kişi tanıdım ama özellikle Laliş , Perfect , Girl... Size de teşekkürler :) Öncelik Perfect'te olmak üzere Laliş ile birlikte trafik kaynağım oldunuz :)

     LieLLa'dan gelen bir mim sayesinde bloga her gün en az 3 kişi olmak kaydıyla gelen giden var. Mim konusu burcunuzun özellikleri.. Bu millet ne meraklıymış arkadaş burçlara, burç uyumuna... (Bkz. Post)
    
     Bizim millet aşk hikayesi, gerçek kesit bayılıyo.. Ben yazdığım yazılardan bunu anladım.. Oturup iki güzel yazı yazsan kimse okumaz... Lisede başlayıp uzun süren aşk hikayemi yazma kararı aldım. Bakalım yorumlar nasıl olacak diye... Öyle kolay bişey değil tabi kaç yıl sürdü, iki satır yazıyla anlatamam ki... Dört part halinde yayınladığım bu yazı büyük ilgi gördü... Takibe alan alana.. Bir ara sayfanın direk sonuna inip to be continued yazısı var mı yok mu diye bakanlar olduğunu düşündüm. Çok heyecanlı bi bekleyiş oldu... (Bkz. Post)

     Geçenlerde blogu açıp istatistiklere bakmamla şok olmam arasında saliseler geçti... Blogun günlük izleyici sayısı o ana kadar 73 olmuştu ve bu bir rekordu... Mia beni izlememesine karşın mim'lemişti... Gün sonunda 114 izleyiciyle blog rekoru kırılmıştı... Teşekkürler Mia :)

     Twitter'da başımın etini yiyen, benim kız olduğumu düşünen ve bu yüzden açıklama yapmam gerektiğini düşündüren Miyuki ve Leah ' ye ayrı ayrı teşekkür ederim.(Bkz.Post) Tutsi seni de unutmadım.. :)

     Yorumlarıyla ortamı şenlendiren pınar, Loana, ancelik, amelie, Emel, Rory ve son dakka golü olarak gelen Mystery... Hepinize teşekkürler...

     Şu an 101 kişiyiz ama toplasan 25 kişi falan takip ediyo.. Olsun ben mutluyum.. Az olsun, öz olsun benim olsun :) 

     İyi ki varsınız !




Verdin Mi ? Verdim !

     
     Az çok biliyosunuz yoğun bi hafta geçirdim. Keçi gribi midir ne zıkkımdır, ben hariç tüm aile hastalandı. Tüm aile dediğim de işte annem, babam... Tatil başladı diye düşünürken bi işe git, bi eve gel, zehir zıkkım oldu günlerim...

     Dün yorucu ama güzel bi gündü... Efenim kız istemeye gittik... İlk defa böyle bi olaya şahitlik ediyorum.. Daha doğrusu hatırlayabileceğim ilk... Küçükken annemin kucağında kız istemelere gitmişim ama nerde hatırlayayım bit kadar bebeyim o sıralar... Bunca dert bunca yorgunluğun içinde,sabahın köründe kalktım işe gittim... Sonra tekrar eve uğrayacak fırsatım olmayacağını düşündüğüm için de kıyafetlerimi giydim öyle gittim... Sabah bi de annemle tartıştık.. Tutturdu kadın illam ceketini giy ! Nan kadın giymiyorum diyorum, anlamıyo.. Bi elinde ceket, bi elinde manşetli gömleğim, ben dişimi fırçalıyorum o bunları giy diyo... Yoğun ısrara dayanamayıp ceketimi giymedim tabiki :) Yıllar önce aldığım bi kravatım vardı, hiç takmamıştım.. Daha etiketi duruyodu üstünde.. Eee hadi bi kravat takayım dedim... İnanmayacaksınız belki ama kravat bağlamayı unutmuşum :) En son lisede bağladım... Aradan geçti 4-5 sene... Sağolsun google abi hemen yardımcı oldu da şipşak bağladım...

     İşyerine gittim herkes bi şok geçirdi ! Reisi cumhur mu gelecek ne bu kravat falan... Kimse görmemiş tabi beni kravatlı gömlekli falan... Allahtan kumaş pantolonum falan yok.. Bi de onu giysem direk kalp krizi ! İşleri halletim diyene kadar saat 11 falan oldu.. Ben hazırım haber bekliyorum... Bi telefon, daha yüzük almadık ! Ben tabi şok üstüne şok... Damadımız Ankara'dan geldiği için gelin hanım onu beklemiş. Şimdi sorarım sana sayın izleyici, erkek için yüzüğün şekli, modeli önemli mi ? Yani kız alıp gelse, ben bunu beğendim dese erkek yok der mi ? Ama erkek alıp gelse, kız beğenmese kıyamet kopar.. Yani demek istediğim her türlü kız beğeniyo... Ne gerek var son dakkaya kadar beklemeye, kız gitsin alsın... Haksız mıyım ? :)

     Kız tarafının annesi babası köyde yaşadığı için düştük yollaraa... Üzücü bi olay yaşadık malesef... Ben en önde gidiyorum... Zaten yol tek şerit gibi bişe... Köy yolları az çok bilirsiniz... Bozuk bi yol, çukur falan 50 ile ya gidiyorum ya gitmiyorum... Yolda bi köpek, böyle elimden dirseğime kadar falan bişi yavru işte... Ben uzaktan gördüm ölmüş sandım... Ama yaklaşınca bi baktım hareketlendi.. Kornaya falan basıyorum, garibim ne yapacağını şaşırdı... Direksiyonu kırsam kaza yapcam, tam ortaladım geçtim ben... Arabadakiler de emin hiç ses duymadık, her hangi bi yere falan değmedi.. Bizim arabanın altı yüksek biraz, ee bi de yavru eminim ben vurmadığıma... Bi rahatladım aynadan baktım, bakmaz olaydım... 5-6 araba birden gidiyoruz... Benim arkamdaki vurdu :( Hemen aradım arkadakileri noldu diye... Çimento kağıdı sanmış.. Çimento kağıdı sandıysan bile vurman mı gerek ! Diğerleri üstünden geçmemişler, dönüşte de göremedim... Belki yaşıyodur... Ölmüşse allah rahmet eylesin... Ben vursam çok üzülürdüm gerçekten !

     Neyse efendim köye giriş yaptık... Hani şu filmlerde olur ya.. Çocuklar arabanın etrafına doluşur, koşarlar arkasından.. Aynen öyle bi durum.. Bağırıyolar.. Damat geldii... Damat geldii... Evin önünde durduk, indik arabadan... Halen bağırış, çağırış var... Hal böyle olunca.. Millet beni damat sandı :) Bi karşılama hoşgeldin damat bey falan.. Dedim arkadaşlar damat ben değilim, en son arabada geliyo  :)

     Sofralar kurulmuş,çaylar demlenmiş.. Vay arkadaş dedim ne güzel iş yaa.. Biz her gün kız istemeye falan gidelim... İşin kötü tarafı en az 50 kişiyle tokalaştım... Yoruldum arkadaş.. .Yoldan geldik, bi otursaydık demi ama.. Zaten açım, sabah kahvaltısıyla duruyorum :) Bi yarım saat hoş beş ettik... Nasısınız.. Teşekkür ederim, siz ? Ben de iyiyim teşekkür ederim.... Herkes iyi işte... Kimse kötüyüm demiyo... 50 kere sordum, 50 kere aynı cevabı aldım,verdim... Kızın annesi geldi, buyrun sofraya dedi de, içim rahatladı bi... Nerdeyse teyzem sen nerdeydin şimdiye kadar diyecektim... Yemek de bi güzel olmuş arkadaş, utanmasam bi tabak daha isteyecektim de... Gerçi onlar teklif etti ama... Lanet olsun işte ver bacım ver diyemiyosun :)

     Yedik içtik, çaydır şudur budur derken.. Ee hadi herkes bi toplansın falan... Vay arkadaş bişiler bişiler bişiler.. Bi de hızlı hızlı söylüyolar... Tek anladığım şey, bilmem kimin kızını bilmem kimin oğluna verdin mi ? Verdim... Bilmem kimin oğluna bilmem kimin kızını aldın mı ? Aldım... Bi de üç kere soruyolar.. Yaa tamam adet yerini bulsun ama  bi kere sorunca olmuyo mu ? Sanki adam ikincide vazgeçecek :) Ondan sonra yüzük takma falan filan... Sonrası daha güzel tabii... Çikolata dağıtıyolar, sonra tatlı kola.. Gel keyfim gel... Yarım saat fotoğraf çekme merasimi... Kızın annesi ağlıyo... Kız elden gitti... Ühü.. Ühüü.. Sanki zorla aldık :)

     Bu kız isteme olayı 10 numara iş arkadaş ben çok sevdim :) Sürekli bi hizmet, güzel güzel yemekler, tatlılar, çaylar, kolalar sonra içkiler allaahhh :) Zaten ailelerin birbirini tanıtması daha mükemmel... Bu tarafların en büyük köyü bizim ! Burdan anlatmaya bi başladı... Süper muhabbet :)

     Söz bitti evden çıkıyoruz.. Darısı ince'nin başına falan diyo herkes... Annem hemen atlıyo tabi.... 

Daha erken !

Çizgi Film ! (MiM)


     Tatilimin ilk gününde yine bir mim'le karşınızdayım. Sevgili Mia ve Liella beni mim'lemişler. Başka mimleyen varsa görmedim kusura bakmayınız efenimm.... Mim konusu ise ;

     Hangi çizgi film karakteri olmak isterdiniz ?

     Şu son dönemlerde içimde bi Cedric olduğunu düşünmeye başladım. Hatta internetten Cedric'i izledim düşünün artık ! Aynı ben... Hatta benden iyi bu Cedric :)  Aklıma sürekli  "....ysa/yse hayat çok zor " demek geliyo içimden... (Bkz. post )


     Cevabımın Cedric olacağını sanıyosanız yanılıyosunuz. Çünkü sorumuzda ne olmak isterdiniz denmiş... Tabiki bunun cevabı da Tsubasa ! Gençliğimin en büyük futbolcusu... Tsubasa'yı bilmeyenler için söyliyim de... Hani kıyaslama falan yapmasınlar... Ronaldo, Messi falan Tsubasa'nın yanında hikaye... Tsubasa kaleye bi şut çektimi kaleyi tuttu mu kesin gol olur.. Belki direkten falan dönerdi... Topun havada yön değiştirmesini Tsubasa'yı izleyerek öğrenmiştir Ronaldo... Bi de topun havada beklemesi var ki, kanımca Ronaldo onun üzerinde çalışıyodur... Bir akula vuruşu, bir kartal vuruşu... Bunların hepsini Tsubasa'da gördük biz... 

     Zaten çizgi film bitti mi bütün mahalle dışarı çıkardı. Dışarı çıkan herkes de Tsubasa ! :) Topa vuracağımız zaman bağırırdık bi de.. Ölüm Vuruşuuuuuu !!!!!!!! Kartal Vuruşu !!!!!!  Ben böyle bağırmadım, hiç Tsubasa olmadım diyen bi erkek yoktur. Bu kadar da iddialıyım... Tsubasa'dan sonra Pokemon çıkmıştı... O zamanlar da erkekler Ash , kızlar Misty'di... Pokemon'da bi devrim yaratmıştı... Bilye ve futbolcu kartından sonra biriktirdiğim tek şey Taso olmuştu... 


     Şimdiki çizgi filmlere bakıyorum.. Cık...  Iıı ıhh... Çizgi film ölmüş resmen... Nerde bizim çocukluğumuzda ki çizgi filmler.... Bi anket vardı hangi çizgi film karakteri sizi anlatıyor diye... Mim'i yazarken o aklıma geldi. Sizlerle paylaşayım istedim... Buyrun linki (Bkz. Link)

     Ben Tweety çıkmıştım... Bakalım siz ne çıkacaksınız :)

Mimlenenler


Kırmızı Alarm...Babam Hasta !

  
   Yoğun geçen sınav döneminden sonra şöyle bi evime gidiyim, vurayım kafayı yatayım öğlene kadar... Keyfin bini bir para... Annem gelsin, sürekli bişiler getirsin ben yiyeyim diye, ama ben bilgisayar başında oturmaktan hiç bişe yemeyeyim.. Sonra akşam olsun arkadaşlarla çıkayım gezeyim, vur patlasın çal oynasın gecenin ilerleyen saatlerinde eve geleyim... Evet bunların hepsi yalan oldu...

     Son sınavıma girdim çıktım... Koşa koşa bindim arabaya geldim... Geldiğim gibi attım kendimi dışarı... Pazar sabahı mükemmel bi gün hayal ediyorum... Evet yanlış okumadınız hayal ediyorum... Sadece hayal ettim.. Sabahın köründe patron diye tabir ettiğim insan kişisi olan babam tepemde bitti ! Ben hastayım git iğne al, sonra dedeni al bana iğne vursun ! Bizim aile çok enteresan hastalık konusunda... Babam hasta olduğunda olağanüstü hal ilan ediyoruz. Annem hasta olduğunda intiyar etmek istiyorum.. Ne doktora gider, ne iğne vurulur.. Bi hap içip geri kalan dönemlerde yatıyo.. Evin tüm işi bana kalıyo tabi... Kalsın şikayet etmiyorum ama annem hasta yatağından benim yaptığım işi beğenmiyo ! Bulmuşsun bunama işte sus :)  Ben hasta olduğum zaman ölü taklidi yapmak istiyorum zaten... Hasta olduğum zaman babam bana kızıyo... Ben her türlü iğne,serum tedavisine karşı olduğum için ayrı ayrı kızıyo... Yani ben hasta olunca dayak yemekten beter oluyorum :)

     Sabah güzel bi kahvaltı hesaplarım varken, ne yediğimi bile hatırlamadan çıktım evden... Nöbetçi eczaneyi de öyle bi yere yapmışlar ki bulana kadar anam ağladı.... Babam ortalama 3 dk. da bir arayıp nerden kaldın diyo... Gören diyecek ki ölüm döşşeğinde... Altı üstü grip ! Dedemi almaya gittim... Adam standart ya.. Fix ! Bir gün kravatsız görmedim... Adam evde otururken bile kravat takıyo... Yine çekmiş takımı, almış eline çantasını koçum benim ! Ben allah ne verdiyse basıyorum... Babanem gurban olam yavaş git diyor... Benim cevabım eve gidince babam sana değil bana kızacak oluyor...

     Babam iğne vurulurken babanem her zamanki fix konuyu açıyor... Ölem, ölem ince ses küçükken iğne vurulacağı zaman kanepelerin başında dolanırdı ! Ben küçükken çok hasta olurdum... Bi kere iyi bi hasta olmuşum zaten... O günden sonra kendimi bi daha toplayamadım.. Küçüklük resimlerim tombik tombik, bazılarına göre etten yırtılıyorum böyle :) Sonra ben hastalanıyorum, zayıflıyorum allah belamı veriyor... Vee bi daha da kilolu halimi gören bi allahın kulu yok ! Doktorlar sağolsunlar bana bi iğne verirlerdi... Delik deşik olurdum.. Nan bi insan sabah akşam iğne vurulur mu ? Çocuğum nan daha 4-5 yaşındayım.. En az 2 hafta iğne vurulurdum.. Bi ara hatırlıyorum götümün üstüne oturamıyodum :) Ee doğal olarak kaçıyodum iğneyi görünce... Ama dedemin iğneyi hazırlamasını her zaman izlemişimdir... Çok güzel hazırlıyo adam ya, bayılıyorum.. Her gün telefon açar dede hadi gel iğne vur derdim. Adam da seviniyo bugün kendi çağırdı, zorla iğne yapmıycam diye... İğne hazır olunca hadi bana eyvallah ! Bi bağırıyorum, apartman inliyo.. Doktorun yazdığı hiç bi iğne tamamlanamadı. Son 4-5 iğne yapılmazdı hiç.. Lanet olsun çocuk ağlıyo diye yapmazdı dedem.. Tabi o zamanlar piyasadaki tek torun benim ;)

     İğne faslı bittikten sonra dedemleri eve bırakıp geldim. Uyumak istiyorum... Sonra uyanmak istiyorum.. Sonra güzel güzel yemek yemek istiyorum... İstiyorum, istiyorum, istiyorum ama sadece istemekle yetindim. Bilmem kim ölmüş ben hastayım onun tazesine git... Neyse lanet olsun 1 saatte gelirim dedim. Gittim 1 saat oturdum, adamın içine sinmemiş olacak ki telefon açtı, gel beni de götür... Hem hastayım diyo hem dışarı çıkıyo anlamadım ki ! Daha sonra bitmeyen ilaç istekleri, evin bir yanını ecza deposu, bir yanını aktar diğer yanını manava dönüştürme düşüncem, dışarı çıkmam daha gecelere akamamışken gelen telefon ve benim eve geri dönüşüm...  Günün tamamı kötü geçmedi tabiki.. Alışveriş yaptığım kısım paha biçilemez :p

Post'u bitirmek üzereyken gelen bildirim :

     Yarın şirkete sen git !

22.5 yaşındaysanız ve babanız hastaysa hayat gerçekten çok zor !