Gitmek mi Zor Kalmak mı !


     Hatırlarsanız 2 ay önce Blogger'ın N'lerini seçmiştik hep beraber. Çok güzel bi etkinlik olmuştu bizim için. Blogger'a bi hareket geldi, herkes bi kaynaştı. İnsanların mutluluklarını göremesek de yazılarından bunu anlamak mümkündü. Sonuçları açıkladığım yazıda (Bkz.Yazı) yıl sonunda  2011'in N'lerini seçelim demiştim ve bunu laf olsun diye söylemedim. N'leri seçerken gerçekten çok yoruldum ama bu tatlı bi yorgunluk oldu benim için.. Yüzlerce blog gezdim dolaştım. Bu işi zevkle yaptım. Sonuçları açıklarken gelecek yorumları beklerken çok fazla heyecanlandım. Sonuç olarak kendi kendime ben iyi bi şey yaptım diyebildim. Ama herkes benim gibi düşünmemiş olacak ki üşenmeden mail attılar. Ben çoğu kişinin blogunu okumamışım. Yorum bırakmamışım. Seçimlerin doğruluğundan şüphe duyanlar varmış. Ve en önemlisi blogumun reklamını çok iyi yapmışım. Başarılı olduğum konunun da bu olduğu söyleniyor. Kendi popülaritemi artırmak için Blogger'ları kullanmayı başarmışım.. Bu zamana kadar size bu konudan hiç bahsetmedim.. 2011'in N'lerini seçmeyi gerçekten  istiyodum. Sizden gelen mailleri, yorumları okumak o kadar zevkli ve heyecanlı ki.. 10-15 gündür yapsam mı, başlatsam mı diye düşünüyorum. Ama inanın aklıma bu sözler gelince vazgeçiyorum. Hepinizden özür dilerim. 

     Tabi ki bu seçtiğimiz N'lere bi göz atmamıza engel değil. Hadi kapı aralığından bi bakalım, N'lerimiz neler yapmışlar ;

En İyi Tasarıma Sahip Blogger : Birinceses

Gördüğünüz gibi blogda herhangi bi değişiklik yok. Hala aynı temayı kullanıyorum. O  zaman da söylediğim gibi ben torpilliydim galiba :) Blogum hakkındaki son yorum Missbone'dan geldi. Biliyosunuz kendisi tema tasarlıyor. Ehli kamil bir insan bu konuda :)

" Blog Teman yakışıklı bir erkeği çağrıştırıyor insanın gözünde. Eski kafalı ama aynı zaman da modern "
 
En Güncel Blogger : Sade ve Derin

Blogunu takip etmiyorum ama hala güncelliğini koruyor. 

En Meraklı Blogger : Mia Wallace 

Merak bi insanda sonradan oluşmaz, kanında vardır. DNA kodlarında saklı, yapacak bi şey yok :)

En Çok Gezen Blogger : Wear a Smile 

Hala geziyor hala geziyor. Geçenlerde Ankara'ya gitti.. O açılış senin bu tanıtım benim durmuyor. Doğru kişiyi seçmişiz :) Ayrıca kendisi Moda Blogger'ı.. Hem de takip edilesi cinsinden.. Kendisini N'lerden sonra tanıdım. Pişman değilim, yine olsa yine yaparım :)

En Çok Bilgilendiren Blogger : Sade ve Derin

Bilgilendirme devam ediyor. Öğrenmenin yaşı yoktur. Francesca burada senin adın yazmalıydı. Sen seçilemedin diye çok üzülmüştüm. İtiraf.com :)

En Çok Eleştiren Blogger : Leah

Eleştirilerine devam ediyor. Ama eskisi gibi yazmadığını söyleyebilirim. Hanım hanım halk yazı bekliyor :) 

En Çok Kendini Anlatan Blogger : Cips Yiyemeyen Kız

Hala anlatıyor.. 

En Akıcı Yazan Blogger : Leah

Sular seller gibi hala.. Halktan biri olarak yazıyor. Yazılarını okurken acaba ne demek istedi diye düşündürtmüyor. Bu yüzden akıcı 

En Aşık Blogger : Tubitos

Düğün tarihi bile belli oldu. Bu seçim doğru değil de ne ? :)

En Çok Güldüren Blogger : Mia Wallace

Mia'nın hayatını okuyoruz blogunda. Hayatı gerçekten eğlenceli.. Böyle bir baba ve abla herkese nasip olmaz :)

En Yaratıcı/Yetenekli Blogger : Mustafa Soydan

Ne diyeyim şimdi ben. Göz var izan var :)

     Kısa bi özet geçtiğimize göre benim bir önceki yazımda söylediğim gibi yazmam gereken konuya geleyim. Fazla uzatmak istemiyorum aslında. Zaten bi çoğunuz ne demek istediğimi anladı. Bi kaçınız mail attı. Bu konuyu gerçekten düşündüm. Yazamıyorum siz de bunun farkındasınız. Son yazılarıma şöyle bi bakarsak elle tutulur bi şey yok. Arada sırada neden yazmıyosun diye sorduğunuz için elimden geldiğince yazmaya çalıştım. Çoğu yazıyı gerçekten yazmak için yazdım. Bi ara kendi hayatımı anlatıyodum. Yazamıyorum dediğimde kendini anlat, hoşumuza gidiyo, eğleniyoruz dediniz. Ama hayatımda yazabileceğim bi şey kalmadı artık. Monoton ve sıradan bi hayat yaşıyorum ve size anlatacak bi şey bulamıyorum. Bu konuyu blogu açtığımı ilk bilen sevgili arkadaşım can dostum Müdür'ümle de görüştüm. Bırakma güzel yazıyosun yine de sen bilirsin dedi. Neyse işte sonuç olarak tamamen gitmiyorum. Buralardayım.. Beni yazmaya zorlayacak bi durum olursa yazarım ancak. Kızlarla işimiz bitmedi burnunuzdan fitil fitil getirecem merak etmeyin :) Yazılarınızı okuyup yorumlamaya devam edeceğim elbette.. Sol tarafta Twitter hesabımın linki var. İşe yaramayan bi formspring linki var. Maillere her zaman olduğu gibi cevap vereceğim. Msn kullanmıyorum biliyosunuz. Reel msn'ime ekli olanlar var. Onu da pek açmıyorum. Arada bi bakıp çıkıyorum. Acil bi şey olursa siz de mail atabilirsiniz. Neyse işte bu kadar. Gider ayak çok uzun bi yazı oldu.. Bu arada ben ağlamıyorum tamam mı gözüme toz kaçtı...

|̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

                 Bir İnce Ses

Senin En Güzel Yerin Kahverengi Gözlerin !


     Son olarak 11 Eylül 2011'de mim yazmışım. Tesadüfe bakın ki bugün de ayın 11'i.. Aslında başka bi şey yazmak istiyodum-ki yazının sonunda üstü kapalı anlatıcam- ama napalım artık.. Aşkın tesadüfleri sevdiği gibi mim'ler de tesadüfü sever...

     Hepinizin bilmediği gibi Blog dünyasında dolaşan bir renk mim'i var. Francesca ve Esved beni mimlemişler. Kendilerine teşekkür edip hemencecik mim'e geçiyorum. Mim'in konusu :
  
1- Ruhunuz hangi renk?    2- İzlediğiniz blogçular sizce hangi renk?

Önce bi renklerin anlamını yazayım neyin ne olduğunu bi bilelim

Beyaz: Temizlik, saflık ve güven hissi verir. Hüzünlendirir.
Siyah: Konsantrasyonu ve özgüveni artırır. Çoğu ülkede matemi temsil eder.
Mavi: Özgürlük hissi verir ve sakinleştirir.
Yeşil: Dinlendirir ve huzur verir.
Kırmızı: Tansiyonu ve kan akışını hızlandırır. İştah açar.
Sarı: İnsana heyecan ve canlılık verir. Dikkat çekicidir.
Mor: Bilinçaltını olumsuz etkiletebilir.
Pembe: Neşe, güven ve rahatlık verir.
Turuncu: İştah açar, yorgunluğu giderir.
Lacivert: Düşünce gücünü arttır, ciddiyet verir.
Kahverengi: Toplum içinde rahatlık ve güven verir.
Gri: Alçakgönüllüğü ve dengeyi ifade eder.
     
     Ruhumu bilmem ama ben siyah, mavinin her tonu ve beyazı severim.. Bu renklerin bi ağırlığı var sanki.. Özellikle siyah çok önemli benim için.. Beyaz saf ve temiz gelir her zaman bana... Beyaz giymek cesaret işidir çoğu zaman.. Ha kızların beyaz pantolon giymesine karşıyım o ayrı mesele :) Mavi de güzel ya yakışıyo bana, canlı  bi renk :)

     Peki ya beni mim'leyenler ?

Francesca ( Gri- Blog renginden olsa gerek)

     Allah aşkınıza sayfayı biraz yukarı aşşağı yapın.. Şu ekranda kaç yerde gri var :) Tamam alçak gönüllü bi insanım allah kahretsin :) Başka renk kalmadı, el mahkum araya sıkıştırdım seni demiyosun hiç :p Seni gördüğümü de kimseye söylemicektim zaten ama şimdi bu konuyu düşünebilirim :)

Esved (Lacivert ve Siyah- Egosu tavan yapmış, ciddi sanki )

     Kendisinin yanlış tanıdığı yetmezmiş gibi, bi dünya insana beni rezil etti.. Ben ya sayın izleyici ben. Bir İnce Ses ! Ego ve ben nasıl aynı cümlede kullanıldım bilemiyorum. Hayır Ankara'da yaşasam bi Ego kartım olsa onu ima etmeye çalışıyo diyecem ama yok.. Direk bana oynamış :)

     İkinize de tekrar teşekkür ederim :) Francesca yazdıklarımı ciddiye alırsan (son cümle hariç ) üzülürüm :)

     Şimdi gel gelelim Blogger'lar ne renk.. Buraya yazdığım Blogger'lar mim'leniyormuş. Diğer mim yazılarımda özellikle mim'lenmeyen kişileri seçiyordum ama bu kez öyle yapmayacağım. Renkleri okuduğumda aklıma ilk kim gelirse onu yazacağım. Artık ne çıkarsa bahtınıza.. Yani mim'in asıl amacı karşınızdaki kişi hakkında neler düşünüyosunuz...

Beyaz:  Lazanya.. Şu hüzünlendirir ifadesini görünce aklıma direk sen geldin. Hep bi acı, hep bi hüzün
Siyah: Leah.. aklıma sen geliyosun.. Böyle bi ciddiyet bi ağırlık var sanki sende
Mavi: Laliş.. Canım Türkiyem dururken gittin elin memleketlerine, özgürlük hissi veriyosun ordan :)
Yeşil: Doz Büyücüsü.. Sakin sakin yazıyosun.. Blogunda sade bi ifaden var, yormuyo :)
Kırmızı: Kırmızı Başlıklı Pollyanna.. Nedenini yazmama gerek yok sanırım :)
Sarı: Pınar.. Sarı sarı dırım dırım, kimin yarı dırım dırım :)
Mor: Mayk.. Bilinçaltı falan kalmadı zaten. Hep bi hakaret, hep bi aşağılama :)
Pembe: Missbone.. senden başka kimse pembe olamaz :)
Turuncu: Esved.. İtiraf ediyorum, blogundan kopya çektim :)
Lacivert: Francesca.. İnsanları bilgilendirmeyi amaç edinmişsin sanki.. Mission completed ! :)
Kahverengi: Nora.. Düşüncelerimizin paralel olması seçimimde etkili oldu diyebilirim :)
Gri: Tinker.. Kendisi çok alçakgönüllüdür, güven verir insana... Onu tanıyan bilir..

     Yazının başında da belirttiğim gibi aslında bugün yazmak istediğim konu başkaydı. Uzun zamandır yazmam gereken bi konuydu bu. Ama bi türlü yazamadım. Defalarca bu konuyu düşündüm durdum ama bi sonuca varamadım. Bazılarınız üzülebilir, bazılarınızın umrunda olmayabilir artık neyse işte.. Pazar günü yazıp yayınlamayı düşünüyorum.. Pazar günü görüşmek üzere...

Hadi Kızları Çekiştirelim !


     " Makyajına ve yüzündeki boyalarına güvenme.Yollar da güzeldir ama altından kanalizasyon geçer... "

     Makyaj ve yüzündeki boyanın aynı anlama geldiğini düşünürsek hatalı bi cümle ama ana temaya baktığımızda son yıllarda söylenmiş en güzel sözlerden biri.. Hepimiz sanırım bu konuda hemfikiriz.. Bi kızın bakımlı olması kadar doğal ve güzel bi şey elbetteki yok.. Ama bazı hanım kızlarımız bu konuyu tam olarak anlamamış olacaklar ki, bakımlı olmakla makyaj yapmayı aynı kefeye koymuşlar. Yanlış efendim yanlış...

     Makyaj yapmak en doğal hakkınız elbetteki yapın.. Gözler kalbin aynasıdır.. Gözleri ön plana çıkarmak önemli.. Nasıl bir erkeğin kalbine giden yol midesinden geçiyorsa, gözleri öne çıkarmanın yolu da eyeliner'dan geçer.. Göz rengi de önemli tabi.. Mesela ben mavi gözlü kadınlardan korkuyorum.. Evet bildiğin korkuyorum. Tehlikeli insanlar bu mavi gözlü olanlar.. (Bkz. Hülya Avşar ) Kirpikleriniz de erkekler için çok önemli değil.. " Kızın bir kirpikleri var ok gibi, ben hayatımda böyle kirpik görmedim. " diyen bi erkek henüz elimizde mevcut değil. Varsa da deneme sürümüdür. Kızlar kendi aralarında illa ki kıyasıya bi yarışa girmiştir, o ayrı konu.. Kaşlarınızı da düzgün alın bi zahmet.. Biri kalk gidelim derken öbürü bok yeme otur demesin... Bayram değil seyran değil.. Dudaklarınıza kıpkırmızı bi ruj sürüp çıkıyosunuz. Çok önemli bi yere katılmayacaksanız, ruj bile sürmek gereksiz. İlla bi şey sürmek istiyosanız parlatıcı sürün.. Ya da daha mat tonları kullanın.. Haksız mıyım azizim...

     Makyaj dediğimiz olayın hepsi bu kadar olmalı.. Hadi biraz da fondoten sürün, çok açık tenliyseniz biraz kanlı canlı olayım derseniz allık sürün.. Fardır, rimeldir gerek yok bunlara.. Yüzünüze iki kat boya sürmek size hoş gelebilir ama inanın dışardan hiç hoş durmuyo.. Karşımda bi boya küpüyle oturmak beni hiç etkilemiyo yani.. Hele o parfümleriniz yok mu.. Hayatta kalmak için oksijene ihtiyaç duyarken, her nefes alışımda bilmem ne markanın, çakma parfümündeki gliserini akciğerlerime doldurmak hiç de sağlıklı değil. Parfüm mümkünse herkesin kullanması gereken bi ürün artık. Toplu yaşam alanlarında  güzel kokular içerisinde olmak insanı canlandırıyo.. Yolda yürürken, yanımdan geçen bi kızın burnuma çarpan kokusu hanesine artı puan kazandırıyor. Kendisinden önce kokusu gelenler için aynı şeyleri söylemem pek mümkün olmayacak.. Ter kokusunu önlemek için zaten deodorant ve roll-on kullanıyoruz. Süreklilik sağlamak için biraz da parfüm kullanmak çözüme  ulaştırıyor zaten. Abartmanın ne önemi var ?

     Ben makyaj yaptım demeyle her şey bitiyor mu ? Tabiki hayır.. Bakım dediğimiz olay her şeyin başı zaten. Birinci ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek kural :

     " Bi kızın kolunda, bacağında, boynunda, favorilerinin alt kısmında kıl,tüy olmaz. Olamaz ! "

    Erkekte yeterince  var. Fazlasına gerek yok.. İkimiz bir fidanın güller açan dalı olacaksak, sen gül ol ben dal olurum.. İlla git şunları al mı diyelim.. Rencide mi edelim. ? Markette satılıyo.. Yapıştır çek, oldu bitti.. Kızların saçı uzun, yıka hergün ne var eline mi yapışır. Tamam her gün yıkama saçın yıpranmasın, iki günde bir yıka.. Yıkamayı bırak iki günde bi duş al.. Parfümle açığını kapatmaya çalışma.. Yarım saat az uyu mis gibi ol... Hacı şakir sabun devri kapandı artık.. Mis gibi duş jelleri var.. Güzel güzel giyinin ama çok açık giyinmeyin :p Takıp takıştırın yakıp yakıştırın.. Geçenlerde bi tweet gördüm. " Erkeklerin iç güzellik dedikleri şey kadınların göğüslerinin güzelliğinden ibarettir. " Gördüğünüz gibi olay tam olarak dışa bağımlı :)

     Bunların tamamını doğru bi şekilde başarıp takdir belgesi alanlar yok mu ? Elbetteki var.. Maşallah hepsi de güzel hepsi de tatlı.. Son zamanlarda böyle bi kızla başım birazcık dertte.. Sıkıntılardayım.. İçimdeki cool erkeği dışarı çıkarıp, kızı sürekli reddettiğimden dolayı kız da bunalıma girdi. Böyle bi kızı reddedebilecek kaç tane gerizekalı var. (Bkz.Ben) Gerizekalı, bakıyım valla gerizekalı.. Kız egosunu tatmin edemedi çaba sarfediyor. Ben bi bok yedim cool duruşumu bozmuyorum.. İkimizde inat ediyoruz.. Aynı ortamlarda çok fazla yakın temas var.. Kendimi her an tecavüze uğrayacakmış gibi hissetmeye başladım. Sınırları zorlamaya başladı.Bu olayın en önemli kısmı bilmem farkında mısınız " ben bi erkeğim " Arkadaşlar gay olduğumdan şüphe duymaya başladılar.. Yerimde olmak isteyen milyonlarca kişi bulabilirim. Hayır yani nerden çıktıysa bu inadım..  Her an Yalçın Çakır'a çıkabilirim.. Dediğim gibi ana temada ben de bi erkeğim... |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

Gözden Kaçan Şeyler Var !

     Bu aralar eskiye göre sık yazıyorum farkındaysanız. Ama süper şeyler yazmadığımın da farkındayım. Yazmak için yazıyorum sanırım.. Bugün yazacağım şeyler bi kaç gündür aklıma takılan şeyler.. Sizinle de paylaşayım dedim. Belki aynı şeyleri düşünüyoruzdur. Belki siz de şikayetçisinizdir bu durumdan...

     Her ülkede olduğu gibi bizim ülkemizde de kişilerin maddi durumları ekonomik sınıfların oluşmasına sebep oluyor. Ultra zengin, çok zengin, zengin, az zengin, orta halli, fakir, açlık sınırı, aç, açlık sınırının altında yaşayan... Gördüğünüz gibi bi çok sınıf olsa da asıl bölünme zengin kesimde oluyor. Asgari ücretin 600 TL olduğu ülkemizde tek maaşla evini geçindirmeye çalışan bi insanın halini siz düşünün.. Kira fiyatlarından haberiniz vardır umarım... Ama çarşıya pazara çıkıp sorsanız herkesin borcu var. Herkes parasızlıktan yakınıyor. Borç yiğidin kamçısıdır diyip kredi kartlarına yükleniyoruz. Hani alırken de para vermiyoruz ohh mis..

     Adamın evine iki maaş giriyor... Evi var, arabası var ve bu adam hala fakirim diyor.. Ben buna anlam veremiyorum. Eşi ve kendisi devlet memuru olduğundan her ay tıkır tıkır maaş hesaba yatıyor. Hani ticaretle uğraşıyor olsa borcu var, işleri yolunda gitmiyor diyebilirim. Biz de ticaretle uğraşıyoruz ve ticaretle uğraşan birinin borcu asla bitmez.. Ben kendimi bildim bileli babam borcumuz var diyo :) Her neyse konuyu dağıtmayayım... Bence asıl sorun eve giren para miktarı veya harcamalar değil. Asıl mesele daha lüks yaşayamamak... Elbetteki herkes lüks bi yaşam hayal eder.. Kim daha güzel bi evde oturup, daha güzel bi arabaya binmek istemez ki ?  Geçenlerde X mağazası buraya bi şube açtı.. İlk gün yaptığı cironun 180.000 TL olduğu söyleniyor.. Bunu söyleyen mağazanın bi çalışanı... Burası ne İstanbul, ne Ankara... Sorsan kimsede para yok, herkes acından ölüyo.. Daha lüks yaşayamadığımız için şikayet ediyoruz, bunu kabul etmemiz gerek... Ya da benim göremediğim bi şey var ortada...

     Şöyle bi sıkıntı daha var ki ben de şikayetçiyim... Aslında neye şikayet ettiğimi de bilmiyorum.. Biliyorsunuz ben alışveriş yapmayı severim. Ama ne zaman bi şeye ihtiyaç duysam, onu alacağım zaman olay olur. Özellikle ayakkabıda büyük sıkıntı yaşıyorum. Gına geliyor ayakkabıyı alana kadar.. Dün yine arkadaşımla alışverişe çıktık. Mağazaları gezip hiç bi şey alamadan geri döndük.. Resmen hiç bi şey beğenmiyoruz. Böyle bi kendini beğenmişlik hakim oldu.. Bi şeyleri değiştirelim derken yanlış yaptık galiba.. Lise bitti üniversiteye başladık hadi tarzımızı değiştirelim dedik bi değişime gittik. Bu kez okul bitiyo, biraz daha büyüdük bi değişime daha gidelim dedik. Baştan aşağı bi değişime daha girdik. 10 yıllık berberim Apo'yu değiştirdim.. Şimdi ki berberim Ali Abi'nin yeri apayrı tabiki.. Spor giyimden casual'a geçiş yaptık. Severek aldığım, ayağımdan hiç çıkarmadığım spor ayakkabılarım raflardaki yerini aldı. Yahu parfümü bile değiştirdim.. Böyle bi marka takıntısı kaldı üstümde sanki.. Önceden mutlaka uğradım mağazalara şimdi girmiyorum bile.. Belli başlı gittiğim 3 bilemedin 4 mağaza var. Orada bi şey bulamayınca sanki başka mağaza yokmuş gibi geri dönüyorum. Gömlek alacağım zaman tek bi mağazaya gidiyorum. Bunun nedeni de o markanın gömleklerinin üzerime tam olması.. Gömlekte cep olmaması... Dün şöyle bi düşündüm. Napıyorum ben dedim kendi kendime.. İnsanların özene bezene aldığı markaların mağazalarına girmiyorum. Yemin ediyorum kendimden utanıyorum. Ben nasıl oldu da bu hale geldim.. Aradan çok bi şey geçmedi... 2 senede bi insan bu kadar değişmemeli.. Bi standart yakalamış gidiyorum... Tamam her şey güzel.. Giydiklerim yakışıyo.. Ben giyime önem veriyorum. Ne yalan söyleyeyim güzel giyindiğim zaman kendime bi güven geliyo.. Bi ortama girdiğin zaman gördüğün hizmet, insanların sana yaklaşımı bile değişiyo... Ama ne olursa olsun bi yanlış var ya bi yerde yanlış yaptım ben.. Bi yeri atladım.. Göremediğim bi nokta var..

     İnsanların almak için can attığı kıyafetlere almayı bırakın, bakmıyorum bile.. Eminim benim gibi bi çok kişi var.. Bunun farkındasınız veya değilsiniz ama bu cidden önemli bi konu... Neden ?

     *Not : Bu arada kış geldi.. Hanım hanımcık kızlarımızın bloglarına bakıyorum.. Dizi çıkmış, çamaşır suyu lekeli pijamalar gündeme gelmiş. Gören diyecek temizlik yapmaktan bi hal olmuşsunuz... Halk bunları yemiyor artık.. Bu kadar da acındırmayın kendinizi, herkes her şeyin farkında.. Yok ben alamıyorum diyen varsa da söz pijamasını ben alcam :)

İyi Bayramlar...

Gizli Kalmanın Sırları !


     Bundan bir önceki tırt yazımdan sonra şöyle bi silkeleneyim güzel bi şeyler yazayım dedim ama olmuyor. Çıkmıyor valla... Yazamıyorum... Gerçekten ortada bi sorun var yani.. Gözlemleyemiyorum.. Eskisi gibi internete giremiyorum. Eve gelince bilgisayarı açasım gelmiyor. Telefondan girebildiğim kadar takip edebiliyorum. Bu da performans düşüklüğü yaratıyor elbette... Bloga yazabileceğim tek şey iş hayatımda olan şeyler.. Yazacağım şeylerin de sizi pek alakadar edeceğini sanmıyorum açıkcası.. Bi de işe girdi, hava atıyo diye düşünün istemiyorum. Yazacağım şeyler güzel şeyler olacak çünkü.. Neyse işte.. Aklıma bi şey gelmeyince de dedim napayım napayım, takipçilerime biraz gizli saklı kalmanın küçük detaylarını vereyim.. Tabiki tamamen açıklama yapmamı beklemeyin. Ben meraklı bi insanım, istediğim zaman sizleri bulabilmeliyim :)

     Ben bilgisayar uzmanı değilim. FBI, CIA bağlantım da yok.. Deprem vergileri duble yol yapımında harcanan sade bi vatandaşım.. Ama gelin görün ki yaptığım küçük araştırmalar ve çalışmalar sonucu bi çok gizli saklı Blogger, Twitter ya da Formspring kullanıcısını bulma imkanım oldu. Özel hayatın gizliliği mevzu bahis olduğundan bildiklerim benimle mezara gidecek :p  Peki ben nasıl bulabiliyorum ?

     İnternette birini bulmanızın en basit yolu Facebook ! Bulduğum kişilerin %95'i Facebook kullanıcısı... Ben aramalarda çıkmıyorum, Google taraması kapalı diyebilirsiniz. Bu en doğal hakkınız.. Ama sizi adınızı kullanarak aratan var mı bi sorun bakalım... Bi kullanıcının hem Twitter hesabı hem Facebook hesabı varsa onu bulma olasılığım %70.. Sosyal medyada bi çok alanda kullanıcı olup da açık vermeyenler var mı ? Elbetteki var. İşte onlara saygı duyuyorum. Bütün açıkları kapatıyolar. Burdan isim vermeyeyim ama bilerek mi yapıyolar bilmeyerek mi o konuda emin değilim :) 

     Blog sayfasını günlük gibi kullanan birini bulmak daha da basit.. Kim olduğunu saklıyo evet ama farkında olmadan o kadar çok bilgi bırakıyo ki ardında.. Soru cevap şeklinde mim'ler yazıyoruz. Çok basit cevaplar veriyoruz. Adımızın ilk harfi ya da son harfi.. Ten rengimiz.. Saç modelimiz... Resmini paylaştığımız herhangi bi eşya... Fan sayfası olan başka bi Blogger.. Facebook kullanıcısı olup aynı zamanda sosyal medyanın diğer kollarından birini kullanan bi arkadaşımız. Bunların hepsi bize çok basit ve küçük gelir.. Düşünsenize adınızın ilk harfini yazıyorsunuz. O harften milyonlarca insan var... Kim beni bulabilir ki diye düşünebilirsiniz ya da kim uğraşır... Şeytan ayrıntıda gizlidir !

     Facebook'da fan sayfası olan bi Blogger varsa ve siz onu takip ediyorsanız. Paylaştığı bi iletiyi beğenme olasılığınız %60... Aslında bu oran daha yüksek ama inat olsun diye çıkar yok ben beğenmedim dersiniz :)

     Facebook'da paylaştığınız bi fotoğrafı alıp şakkadanak blogunuzda ya da Twitter'ınızda paylaştıysanız hiç kaçarı yok.. Bulunma süreniz 30 sn.

     Bloga ya da Twitter'a yüklediğiniz fotoğraflarınıza isim verirken adınızı ya da adınızın sessiz harflerini yazıyosunuz, yazmayın...

     Facebook'da arkadaşınızın sayfasından bi fotoğraf yada video linkini alıp paylaştınız. Sonuç olarak bulanacak kişi arkadaşınız olur. Her şey bitti sanmayın... O videoyu görebilmek için o kişinin arkadaşı olmanız gerektiğini biliyoruz. Orda bi yerdesiniz, etrafınız çevrili.. Teslim olabilirsiniz...

     Kullandığınız nick adınızdan ya da soyadınızdan heceler içermesin... Genelde adınız ilk hecesiyle, soyadınızın ilk hecesini kullanıyosunuz. Bazen düşündürse de çoğu zaman farketmesi kolay oluyo...

     Bunlar işin başlangıç kısmı.. Detayları veremicem kusura bakmayın, meslek sırrı :) Şimdi kalkıp da senin derdin ne bu kadar uğraşıyosun diyeceksiniz. Haklısınız elbette.. Bazen gerçekten çok uğraşıyorum. Sürekli yazılarını takip ettiğiniz Blogger'lar var. Acaba bu yazıları yazan kim diye kendinize sormuyo musunuz hiç ?  Tahmin edeceğiniz üzere ben bu soruyu baya soruyorum kendime :) Eee tabi şöyle bi şey de var. İnsanlar ünlü olmuş bi yazarı merak ediyo. Onlar fan sayfalarına seni çok merak ediyorum diye yazarken siz merakınızı gidermiş oluyosunuz. Kendini çok muhteşem anlatan yazarlar var. Artık kendilerini o kadar iyi anlatmışlar ki okuyucular kendinden geçmiş.. Bazen şeytan diyo ki o merak ettiğiniz kişi bi boka benzemiyo de insanlar da rahat etsin ama işte gizlilik ilkesi var :) 

    En önemlisi de şu.. Her ne kadar bulduğum kişilere seni buldum, sobeee ! demesem de bazen söylemek zorunda kalıyorum ve standart tepkiyle karşılaşıyorum. Eee sorsan söylerdim zaten.. Tamam ben de biliyorum söyleyeceğinizi ama sormak hoşuma gitmiyo. Blogger'ların çoğu kız.. Ben bi erkeğim.. Erkeklerin internet üzerinde harikalar yarattığı da bi gerçek. Beni merak ediyo, galiba asılacak diye bi düşünce kimsenin aklına gelsin istemiyorum.

    Kısaca gizlilik özeti bu.. Gerçekten saklanmak istiyosanız Facebook hesabınızı kapatın.. :) Haa Facebook'unuzu kapattınız diye her şey bitti mi ? Tabiki hayır :) Okul numaranıza kadar söylemek istemiyorum. Lütfen ısrar etmeyin :p  Geçenlerde hakkımda şöyle bi yorum yapıldı : " BİS istemediği sürece durduramazsınız ! " Bu sözden sonra kendimi tanımlamam için Tofaş'ın, Tempra'dan daha iyi (!)  bi araba üretmesi gerekti ama napalım artık bununla idare edecez...

Not : Hocalar sınavdan önce şu klasik sözü söyler. " Yakalanmadığınız sürece kopya çekmek serbest ! "  Ben yakalanmadan sınavı tamamlıyorum. Sizi buldum diye bana kızmayın :)

Böyle de Mükemmel Bi İnsanım !


     Uzun zamandır yazdığım tespit ve eleştiri yazılarından sonra şöyle bi de kendimi eleştireyim dedim. Tabiki de sadece kendimle kalmayacağım. Böyle bi şey zaten benden beklenemez. Blogun ruhuna aykırı.. Zaten birazdan okuyacağınız olaylar her genç kız ve erkeğin başından geçmiş ve hala da geçmekte... Farz-ı misal ;

     Üniversitelerin açılmasının üstünden yeterince zaman geçti. Artık herkes birbiriyle kaynaştı. Arkadaş ortamları kuruldu. Artık gezme zamanı.. Haydi kızlar dışarı ! Bu arada ben evde miyim ? Tabiki hayır.. Sıfır kilometre ayakkabılarımla çarşıda güzel güzel yürüyorum. Karşımdan sizden güzel olmasın ( ya da olsun ) hanım hanımcık, çıtı pıtı, bir kız geliyor.. Boy desen boy, güzellik desen güzellik...Allah özene benzene yaratmış. Kızımız da kendisine bakmış ve ortaya bi tasarım harikası çıkmış. Şimdi ben yalanı sevmem. O an şöyle fazla çaktırmadan kıza bi bakıyorum. Zaten bu kadar detayı bakmadan size aktarmam da mümkün değil. Ama ben öyle hedefe kitlenmiş şekilde bakmam. Kıza bakarken aklıma nerden geliyor bilmiyorum ya bu kız benim sevgilim olsaydı diye düşünüyorum. Benim hoşuma gider miydi elin çocuğunun sevgilime bakması. Tabiki gitmezdi. Hayır sana ne yani.. Elin çocuğunun yerine düşünmek sana mı kalmış. Adam olsaydı da kızı bir başına sokağa çıkarmasaydı. Hepsini geçtim kızın sevgilisi var mı yok mu onu da bilmiyorum. Empati ve olasılıkta son noktayım dikkat ederseniz. Bütün olumsuz olasılıkları düşünüyorum. Olumlu tek bir durum yok. İletişimin en yoğun olacağı noktada, yanyana geçerken ben gözlerimi kaçırıyorum. Hiç bişe olmamış gibi yoluma devam ediyorum. Diyelim ki oldu da ben kıza bakarken O da bana baktı. Ben dönüp peşinden gidecek miyim ? Kesinlikle gidemem. Bırak göz temasını kız direk gel gündüzle gece olalım dese, yine gidemem. Böyle de mükemmel bi insanım...

     Bütün bu olayların sonunda aradan geçen 10 saniyenin kritiğini de yapıyorum. Herkes ister ki sevgilisi güzel olsun. En azından gözüne hoş gelsin.. O an şöyle bi aklımdan geçiyo. Bu kız benim sevgilim olsa fena olmazdı hani.. Buraya kadar her şey çok normal ama asıl sorun bundan sonra başlıyo.. O kız benim sevgilim olsaydı, ben o elbiseyi giydirmezdim. Aslında ben sevgililerin birbirine baskı uygulamasından hoşlanmam. Kızlar bu cümleyi çok fazla kurar. " Beni böyle gördün beğendin, şimdi niye kıyafetlerime karışıp, beni kısıtlıyosun. " Teorik olarak haklılar. Ama uygulamada malesef bu olmuyo. Benim gibi bi erkek bile izin vermiyo düşünün :p  Bu konuda kendimle çelişkiye düşüyorum. Neden sorusuna bi cevap arıyorum ama bi türlü bulamıyorum. Belki büyüklerimizden böyle gördük, içimize işledi. Bi düğün dernek, önemli bi gece falan olmazsa öyle mini etekmiş, dekolteymiş, dar kesim pantolonlarmış giyemez. Giydirtmem.. Böyle de mükemmel bi insanım...

      Şimdi kız güzel ve en önemlisi benim sevgilim.. Ben akşam akşam tek başına dışarı çıkmasına müsade eder miyim ? Dışarı çıkarsa ayaklarını kırarım. Çok da sert bi erkeğim bu arada belirtmeden geçemicem, kusura bakmayın.. Kız arkadaşlarıyla dışarda buluşacakmış.. Gündüz buluşsun efendim. Akşam akşam kız başına ne işi var. Akşam çıkarsa ben evden alır eve bırakırım. Akşam dışarı çıkmak isterse benimle çıkabilir ancak. Tamam ben yoğun olabilirim. Hatta 10 gündür saçımı kestirmeye bile fırsatım olmamış olabilir. Ama bi kızın sevgilisi varsa öyle ben arkadaşlarımla takılıyorum, bu akşam dışardayız tarzı cümleler kuramaz. Kurdurtmam. Böyle de mükemmel bi insanım...

     Bu yazıları okuduktan sonra ya sen ne pislik bi insanmışsın. Biz de seni ince bilirdik diyebilirsiniz. Evet ben de kendime bu cümleleri çok kurdum ama gönlüm el vermiyor. Ve nedendir bilemiyorum. Kendimi bi yandan haklı bulurken diğer yandan haksız buluyorum. İçimde bi yerlerde ne kadar baskıcı bi tip var diyorum. Bu kadar şeyi düşündükten sonra yine kendimi haklı buluyorum. Çok da çelişkili bi insanım,bilmem farkettiniz mi.. İçimdeki bu çelişkileri yenmediğim sürece genç kızların hayalleriyle de oynamak istemiyorum açıkcası.. Bu yüzden çok uzun bi süre hayatımı bi kızla paylaşamayacağım.. Bakın yine kendimi düşünmedim.. Böyle de mükemmel bi insanım...

Ata-MA !


     Bloga yazı yazmayalı 11 gün olmuş.. Belki de ben bu yazıyı yayınlayana kadar 12 gün bile olabilir :)  Yoğunluk bi yandan yorgunluk başka bir yandan etrafımı sarmış durumda.. Eve gelince bilgisayarı bile açmak istemiyorum. Neyse detayları geçelim. Konumuz biraz ciddi.. Öğretmen atamaları !

     Bu yazıyı yaklaşık bir haftadır yazmak istiyorum ama elim bi türlü yazmaya gitmedi. Biraz önce de Twitter'dan bu fikrimi paylaşınca, gazı aldım ve yazmaya karar verdim. Emel okuyucularımı kaybetmekten korkacağımı düşünmüş ama ben yanlış anlaşılmaktan korktum. Hassas bi konu, atamayan bi çok öğretmen var. Yazacaklarım eminim ki bi çok kişinin zoruna gidecek. Aslında yazmak istemeyişimin bir nedeni de konuyla ilgili çok fazla bilgimin olmaması, her soru işaretine cevap bulamamam.  Haa şimdi kalkıp madem bilgin yok ne diye yazıyosun diyebilirsiniz ama bence yazacaklarım çok fazla bilgi gerektirmiyo...

     Atanmadaki en büyük engel KPSS olarak görülüyor. Kii KPSS tüm devlet kurumlarına giriş için malesef bi engel... Gerekli mi ? Bence kesinlikle gerekli.. Bi ayrımın olması şart.. Dört sene okuduk hala sınava giriyoruz demeyin bence.. Okumak var okumak var.. Sonuçta devlet işi bu.. Her önüne gelenin alınmaması gerek. Çalışan kazansın, neden insanların bu kadar zoruna gidiyor hiç anlamıyorum. KPSS çok aman aman bi sınav değil.. Derslerden kaldığım zaman hep isyan ederdim. Ve babam her zaman aynı şeyi söylerdi.. Oğlum dersi geçen var değil mi ? Demek ki sen yeterince çalışmamışsın.. Bu lafı duymaktan bıkıp usansam da babam malesef ki her zaman haklıydı.. KPSS'nin öğretmenlikteki yerine gelirsek, bilen çalışan kazansın. Bilmiyorum farkında mısınız ama bu sınavı geçen öğretmen oluyor. Geleceğin temelini bu kişiler atıyor.

     Belki bana çok kızacaksınız ama sorarım size, eğitim fakültesi çok zor, dersler geçilmiyo, şu dersi bilmem kaçıncı kez alıyorum diyen kaç kişi tanıyosunuz ? Ya da sınavım çok kötü geçti, boş kağıt verdim diyen birini gördünüz mü hiç ? Ya da sınavdan kötü almışım nasıl geçicem bilmiyorum cümlesinin peşinden gelen kaç aldın sorusuna, 05-10 gibi cevaplar aldınız mı ? Ben 4 senelik okul hayatım boyunca bu cevabı ya bir kere aldım ya da iki kere.. Kötü geçen sınavlardan genelde 40-50 alınıyor.. Bu benim sınavlardan aldığım en iyi nota denk geliyor.. Hayat çok garip değil mi ?

     Genelde şu muhabbet çok döner öğrenciler arasında, hele de yeni atanmış bi öğretmen görürseniz kesin söyler bunu size... " Hayat bana güzel.. Yarım gün çalışıyorum, hafta sonu tatilim var, yazın 2 ay tatil, maaş tıkır tıkır hesabıma yatıyor... "  Evet işlerine geldiği zaman öğretmenlik süper meslek... Defalarca belirtmişimdir bunu.. Hatta bi kaç kere de kızlar için en güzel mesleğin öğretmenlik olduğu post olarak yazmışımdır. Okuması kolay, işe başladıktan sonra kolay.. Zor olan tek kısım, okulu bitirmek ve atanma arasındaki zaman dilimi... Buna itiraz edebilecek kaç kişi var bilmiyorum.. Belki de ben haksızımdır ya da yanlış düşünüyorumdur...

     Bundan 2 sene önce de 5 sene öncede atanamama gibi bi sorun olduğu biliniyordu değil mi ? Yani kimse ben bilmiyodum ya da sarhoştum hatırlamıyorum diyemez.. Bu işin sonunu biliyosanız, bu kadar itiraz ve isyan etme lüksünüz yok bence.. Belki kaba bi tabir, özür diliyorum ama tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakacaksınız. Ki burda tecavüze uğrayan siz değilsiniz bence.. Türkiye'de her yıl binlerce yeni öğretmen mezun oluyo.. Tamam iyi mezun olsunlar da bu kadar öğretmen hangi okulda çalışacak ? Sizce Türkiye'de her sene mezun olan kişi sayısı kadar emekli olan öğretmen var mı ? Bence yoktur... Tamam bazı bölümlere gerçekten çok az atama yapılıyo bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az atama yapılan yerler var. Bi de bi konuda anlaşalım. Allah aşkına biri bana çıksın desin ki ben biyolojiyi çok seviyorum.. Kendimi biyolojiye adamak için Biyoloji öğretmenliği okudum ya da okuyorum. Benim çevremde kimse bayıldığı için biyoloji öğretmenliği okumuyo.. Puanları diğer bölümlere yetmediğinden elde kalan tek seçenek o.. İşte burda tecavüz kaçınılmaz, yapacak bi şey yok... 

     KPSS'den bilmem kaç puan aldım atanamadım.. Sen atanmayı hakettin mi peki ? Ya da onu geçtim sen öğretmen olmayı hakettin mi ? Öğretmenlik çok büyük bi meslek, her şeyin temeli öğretmenlik.. Öğretmenler çok doğru seçilmeli... Bu bi binanın çimentosu, demiri arkadaşlar. Ülkenin temeli bu... Allah'ın apaçisi kalkıp öğretmen oluyor.. Çok afedersiniz 24-25 yaşına gelmiş 4-5 tane gerizekalı kendilerini o kadar kaptırmışlar ki televizyonu, bilgisayarı geçmiş projektörden porno izliyolar. Ve bunu övünerek anlatıyolar.. Sonra da bu insanlar öğretmen oluyolar.. Çocuklarımızı, kardeşlerimizi bu düşüncede ki insanlara emanet ediyoruz ki bi şeyler öğrensinler. Bu mantaliteye sahip bi insan sizce öğrenciye ne öğretebilir ? Ne verebilir ? Ben ÖSS'den ziyade tercih yapıldıktan sonra bölüme öğrenci alınmadan önce mülakat yapılmasından yanayım... Herkes her bölümü haketmiyor.. Ya öğretmen deyince benim aklıma aklı başında insanlar geliyo.. Bazıları konuşmasını dahi bilmiyolar.. Adam kendini ifade edemiyo, bilgisi yok... Daha kendi bilmiyo, çocuğa ne öğretecek bu ? Sonra da insanlar çocuklarını dershanelere göndermek zorunda kalıyolar.. Sınavlardan başarısız olunca da bu çocuk çalışmıyo, tembel.. Belki doğru bi elde yetişmedi, belki yeterince bilgi alamadı.. Bunu düşünen kaç kişi var ?  Dört sene sonunda psikologlardan, profesörlerden bi komisyon oluşturulsa ve mezun kişiler mülakattan geçse eminim atanma sorunu ortadan kalkar..

     Biliyorum çoğunuz bana kızdı hala da kızıyo ama benim fikrim bu... Sürecin bu şekilde işlediğini biliyosunuz... İsyan etme hakkınız bence kesinlikle yok.. Size hak vermiyor değilim ama bu kadar büyütmenizi anlayamıyorum.Sürçü lisan ettiysem affola...

/BİS

BİS Gözüyle Moda Blogları !


     Selam gençler ve kendini genç hisseden Blogger'lar... Biliyorum beni yine hiç özlemediniz. Hani özleyen kalkar bi mail atar, öldün mü kaldın mı diye sorar.. Ama nerdee.. Msn, Facebook falan pek kullanmayan bi insan olduğumdan mütevellit hemen suçu bana bulmayın... Ulaşan ulaşıyor. Burdan isim verip yüzünüzü kızartmak istemiyorum. Şimdi kalkıp ben de tam sana mail atacaktım.. Merak ettim ya nerelerdesin, bi yazı yazdın kayboldun demeyeceğinizi de biliyorum :) Niye yazı yazmıyosun diye isyan edenler de oldu ama yazamadım yani.. Bi ara hastaydım yazamadım sonra da yazamadım işte.. Neyse sonuç olarak burdayım.. Sakın geçmiş olsun demeyin zaten geçti :)

     Blogger' ın N'leri seçtiğimiz zaman yüzlerce blog gezdim biliyosunuz.. Tabi şöyle bi durum var.. Diyelim ki bi ev hanımının bloguna geldim.. Onun mimlediği tüm Blogger'lar ev hanımı.. Yemek yapmışlar, pasta yapmışlar. Resimlerini çekmiş bloga koymuşlar... Yahu bir de güzel bir de güzel insanın canı çekiyo.. İşten gelip arkadaşlarımla dışarıya çıkıyorum. Eve geldiğimde saatler gece 12-1'i gösteriyo.. Bloglara bakınca ister istemez bi açlık hissi doğuyo.. Anneme de kalk bana şu yemeği yap diyemiyorum tabiki..  Kaç gece rüyamda pastalar, börekler gördüm. Sanki yıllardır yemek yememiş gibi uyudum. Zaten gece geç geldiğim için her sabah kavga ediyoruz. Annem bi yandan babam bi yandan.. Çok zor günlerdi ahhh ahh.. Konumuz bu değil tabiki.. Asıl konu Moda Blogger'ları !

     Şimdi bana kızacaksınız eminim buna... Hadi canım sen ne anlarsın modadan tarzı cümleler kuracaksınız... Kurabilirsiniz tabiki ben eleştiriye açık bi insanım :) Şimdi gözlemlerim sonucunda bazı tespitler elde ettim... Moda Blogger'ları fakir, zengin ve ultra zengin olmak üzere 3'e ayrılıyor... Ultra zengin kesim bi çantaya 3000 TL verirken kılı bile kıpırdamıyor.. Ben 2000 TL'lik Iphone'u alsam mı almasam mı diye kırk takla atarken kadın aldım gitti ayol ahahaha diyor.. O da ben kaç tane telefon satıp almayı düşünüyorum.. Benim düşündüğüm şey telefon sonuçta bi kere alıp yıllarca kullanıyosun. Ama çanta öyle mi ? Bi elbisene uyarken diğerine uymuyo..  Bence bu ne insanları bilgilendirmek, ne modayı takip etmek... Bu düpedüz hava atmak yani.. Eğer insanlara bilgi aktarmak, moda hakkında bilgi vermek istiyosanız, daha makul şeyleri tercih edin. Kaç kişi bi çantaya 3000 TL verebilir sorarım size.. Ben o paraya çanta alacağıma 2000 TL daha ekler tüplü Şahin alırım.. Ben onu taşıyacağıma o beni taşır...

     Bi de zengin olmayan kısım var. Ben en çok bu kısmı takdir ettim. Zengin olmayabilirler.. Bi ayakkabıya 100-150 TL veremeyebilirler... Ama ellerindeki kaynakları değerlendirmişler... Zengin kesim bilmem ne mağazından aldım derken, bu Blogger'lar  X bujiteriden ya da Y çarşısından aldım demişler... Şurdaki şu mağazada indirim var, burda şöyle bi kampanya var demişler... Diğerlerine bakıyorum tık yok.. Eğer ortada bi alışveriş varsa, bence bilinen kampanyalar blogda paylaşılmalı....

     Vee son olarak  zengin kısım var. Şimdi bu Blogger'lar da kendi aralarında az resimli ve çok resimli olmak üzere ikiye ayrılıyor... Blogger'ı mimlemişler... Sayfayı açıyorum yan tarafta geçmiş yazılar paneli yok.. Göremiyosun mim'i yazmış mı yazmamış diye... Blogda o kadar çok resim var ki sayfayı indir Allah indir bitmiyo... Bi ara mouse'nin topu dönmekten ısınmaya başladı. Blogda yazı yok :) 5 satır yazı yazılmış 25 tane resim konulmuş.. Resimlere bakıyorum... Yani kızımızın maşallahı var. Allah sahibine bağışlasın.. En iyi tasarıma sahip blog nasıl seçilmediler anlamadım zaten.. Böyle boy boy resimler, tasarım harikası şeklinde :p Öhm öhm neyse nerde kalmıştım.. Resim çok ama hep aynı... Ya da bi fark var ben çözemiyorum :) Çekilen iki resim arasında sadece kızın açısı değişmiş, çanta aynı konumda :) Kızın açısı değiştiğinden dolayı kıyafetinde açısı değişmiş ama görünümde bi farklılık yok... Yani aslında modadan haberler diye bi şey yok gibi :)

     Az resimli Blogger'lar bu işin hakkını veren Blogger'lar oluyolar kendileri.. Ben öyle düşünüyorum.. Gerektiği kadar resim çekmişler.. Hatta bazıları markaların kendi çektiği resimlerinden örnekler vermişler. Son trend'leri paylaşmışlar.. Mesela bi pantolon tanıtımı yapmışsa, bunu kombinleyebileceği kıyafetlerden örnek vermişler... Burdan kendilerini tebrik ediyorum... Şimdi sıra geldi gözüme çarpan ince detaylara...

     Blogumda marka ismi vermeyi pek sevmem ama burda kullanmam gerekecek... Anladığım kadarıyla moda dünyasının kalbi Zara'da atıyor... İlla ki bi Zara var... Hani bi kere iki kere de giyilmemiş... Nerdeyse her yeni yazıda kullanılan kıyafetlerde Zara imzası var. Herhalde Zara olmasa Moda Blogu diye bi şey olmayacak :) İkincisi her Blogger kullanmasa da büyük bölümü yazılarını iki dilde yazıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi Türkçe ve İngilizce... Yalnız Türkçe ve İngilizce olarak anlatılan giriş kısmından sonrasında film kopuyor ve yazılar İngilizce'ye dönüşüyor.. Lütfen buna dikkat edelim... Ve en önemli nokta herkes kadınlara çalışıyor. Yine ayrımcılık yine ayrımcılık... Ondan sonra da kadın erkek eşit değil diye laf çıkarıyolar... Erkekler giyinmeyi bilmiyolar, kıyafetalamıyolar, kombin yapamıyolar. Üstlerine buldukları şeyleri giyip çıkıyolar diyosunuz ama herhangi bi çalışma yok... Kadınları düşündüğünüz kadar erkekleri de düşünün biraz.. 3 yazı kadınlara yönelik yazıyosanız 1 yazı da erkeklere yönelik olsun. Gözüme çarpan bi iki yazı oldu ama çok uç noktalar yazılmış.. Rengarenk pantolonlar, baskılı t-shirt'ler bunlarla olmaz yani.. Blogger'ların çoğu kız. Sorarım size kaçınız sarı, mavi, yeşil, kırmızı bi pantolon giyen erkekten etkilenirsiniz ? Vay be ne karizma olmuş dersiniz ? 

     Sonuç olarak burdan bütün Moda Blogger'larını tebrik ediyorum. Hepsi bi şekilde emek verip bizlere bilgi aktarmaya çalışıyolar.. Ama dediğim gibi özele yada sınıfa değil de genele hitap edebilecek şeyleri tercih etseniz daha iyi olur gibime geliyo... Yapılan şey sadece teoride kalmamalı bence.. Uygulanabilirliği de olmalı diye düşünüyorum. Birilerini kırdıysam özür dilerim...

*Not : Dikkat etmediniz biliyorum ama internet tarayıcılarınızın sekme kısmında Bir İnce Ses yazan yerin sol tarafında cinsiyet belirten bi işaret göreceksiniz. Elinizde kaldım artık.. Baktım olmuyo böyle bi çözüm buldum.. Sonra bu yazıları yazan bi erkek olamaz, yok ben seni kız sanıyodum demeyin :)

Ben Kız Olsam ! (MiM)


     Gün geçmiyor ki yeni bir mim'le karşılaşmayalım... Her ne kadar Missbone yazısını sebebi bilinmeyen nedenlerden dolayı silmiş olsa da Kırmızı Başlıklı Pollyanna ile birlikte beni mim'lemişler. Bu ara blogla pek ilgilenemediğimden başka mim'leyen varsa göremedim kusura bakmayın. Mim'in konusuna gelirsek ;

     " Bir gün için karşı cinsin bedenine girseydik ancak ruhumuz ve beynimiz aynı kalsaydı ne yapardık ? "

     Bi kere ben kız olsam öyle bir günlük, tek gecelik kız olamam... Ben sizin bildiğiniz kızlardan değilim hiç kusura bakmayın...

     Ben kız olsam, her 28 günde bir karşılaşmak zorunda olduğum, önceleri regl diye yazdığım sonra biraz daha sosyetik olup pms'ye dönüştürdüğüm adet günlerimi Twitter'dan tüm takipçilerime naklen yayın yaparım. Çünkü  hepimiz de biliyoruz ki bu paylaşımı yaptığımız zaman ağrılarımız azalıyor...

     Ben kız olsam, dışarı çıkacağım zaman yeşil veya pembe renkli Adidas eşoflarımını, üstüne de beyaz t-shirt'ümü giyer, çantamı koluma, gözüme de kocaman güneş gözlüğümü takar çarşıya çıkarım.. Tüm bunları yaptıktan sonra da      " çokarikayım ! " derim...  ( Eşofman Adidas olmazsa olmaz lütfen dikkat edelim )

     Ben kız olsam, aradığım erkek tipinde çevremde gördüğüm en iyi erkek özelliklerini sıralarım... Meselaaaa... Uzun boylu, yakışıklı, kaslı, göğsü kılsız veya az kıllı, mümkünse renkli gözlü, romantik, alışverişe beraber çıkabileceğim, benim bir dediğimi iki etmeyecek, benim yanımdayken başka kızlara bakmayacak, maç ve sinema arasında bi seçim yapmak zorunda kalacak olsa arkadaşlarını elinin tersiyle itip benimle birlikte sinemaya gelmeyi tercih edecek vs vs.. Bu kadar özelliği bir arada bulamayacağımı bilsem de isterim.. Haa böyle bi erkek bulamayacağımın farkında mıyım ? Tabiki farkındayım...

     Ben kız olsam, sütyen askılarımın görünmesinden kesinlikle çekinmez, sütyen izlerimin t-shirt'ümün altından belli olmasından kesinlikle rahatsız olmazken, erkeklerin atletlerinin görünmesinden nefret eder ve bu şekilde giyinen erkeklerin mümkünse dışarı çıkmamalarını isterdim. Tarkan'ın beyaz atlet giydiği klibinde çok tatlı olduğunu da söylemiştim değil mi ?  
  
     Ben kız olsam, sevgilisi yakışıklı olan kızları X ışınlarına sahip gözlerimle en ince ayrıntısına kadar tarayıp, bulabildiğim her eksiğini başka kızların yanında bir bir söylerdim... Kıskançlıktan değil lütfen yanlış anlaşılmasın...

     Ben kız olsam, sürekli bi şeyler yiyip " su içsem yarıyor, ne yapsam da şu kilolarımdan kurtulsam " derdim. Uzun zamandır diyette olduğumu söylemiş miydim ?

     Ben kız olsam, sevgilimle tuvalete gitsem sosyal medyanın herhangi bir kolunda kesinlikle paylaşırdım. Sevgilimle tuvalete gittik, ayy allahım zart zurt bi sesler çıkarıyo ne tatlıııııı... Sanki yeni bir Mozart doğuyor ! Amacım kesinlikle sevgilisi olmayan arkadaşlarım ben sevgilimle birlikteyim ve çok eğleniyoruz. Kodum muuuu ! demek değil...

     Bi de ben kız olsam, sevgilimden ayrılırsam şu şarkıyı paylaşırdım :) |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

*Not : Evet şimdi hakaret edebilirsiniz. Erkek mode ON ;)

Mimlenenler

Üsturupsuz Yazar
Mystery
Helin

Anne Ben Evde Kaldım !


     Günümüzün en büyük problemlerinden biri evlilik... Üniversiteyi bitirmiş 23-25 yaş arası genç kızlarımız, eğer hayatlarında bir erkek yoksa malesef ki evde kaldım psikolojisine giriyolar.. Erkekler de böyle bi durum var mı ? Tabiki hayır.. Siz hiç ben evde kaldım diyen bi erkek gördünüz mü ? Şahsen ben görmedim.. Adam ne kadar daha bekar yaşarım, günümü gün ederimin derdinde...

     Peki kızlar neden böyle bi psikolojiye girer ? Neden erkekler gibi keyfime bakayım demez ? İçlerinde bi yuva kurma, evleneyip çoluğa çocuğa karışayım duygusu mu var bilemiyorum.. Erkeklerde böyle bi duygu yok sanırım. Aileler çocukları parayı çar çur etmesin, düzenli bi hayatı olsun diye evlendirmek istiyolar. Kızlarda ki durum çok farklı.. Ortada bi mahalle baskısı var ya da bi zorunluluk.. Zamanı gelince okula gitmek gibi bi şey sanki... Bir de şöyle bi şey var.. Tanıdığım ailelerde geçen konuşmalar hep şu şekilde " Bizim oğlana bi kız bulalım... " Ailelerde hep bi erkek çocuğu evlendirme çabası var. Kız evde kalsa da olur, hiç önemli değil. Zaten anneler kızlarını bi süre evlendirmek istemiyolar. Kızlar hep küçük.. Sonra kız 30 yaşına geliyo, vay efendim bizim kız evlenemedi... 

     Sanırım artık herkes tek maaşla geçinmenin hiç de kolay olmadığının farkında... Eee bu da doğal olarak çalışan gelin adayına yönelmeye sebep oluyor.. Tabi damat adayı çok zenginse evimin kadını, çocuklarımın anası olacaksın diyebilir. Ama ben her zaman çalışan kadından yanayım. Ekonomik özgürlük diye bi şey var.. Gerçi boşanmaların %60'ı bu ekonomik özgürlükten kaynaklı ama napalım artık... Birbirini iyice tanımadan evlenenlerin acı sonu...

     Mahalle baskısı olayı kaçınılmaz bi son gibi... Ailenizde, arkadaş çevrenizdeki kızlar bir bir evlenmeye başlayınca ister istemez ben niye evlenemiyorum diye bi düşünce belirebilir. (Kesin belirir hatta yer yapar) Böyle bir düşünce beyninizin içinde kelebek gibi çırpınıp dururken rahatıma bakayım, sefamı süreyim demeniz pek de olağan bi durum değildir. Sonrasında sonuç bulduğum ilk erkekle evlilik planları yapmalıyıma çıkar. Bu konuda kızlara hak vermiyor değilim aslında.. Hatta bu konu hakkında Laliş'le yaptığımız bir söyleşide düşünecelerimi dile getirmiştim. (Bkz. Yazı) Bu bir sanal reklam uygulamasıdır :p

     Nerde kalmıştık...Heh.. Çalışan kız 1-0 önde.. Devlet işinde çalışıyorsa 2-0.. Hele öğretmense, hükmen galip... Yıllar yıllar öncesinde Tekel Fabrikası'nda çalışan kızlar evlenilecek kızlar olarak görülse de günümüzde öğretmen kızlar listenin en başında yer alıyor. Babam, ben liseye giderken mahallenin evlenecek yaştaki delikanlıları takım elbise giyer Tekel Fabrikası'nın çıkışına giderlerdi diyor. O zamanlar benim gelinim Tekel Fabrikası'nda çalışıyor demek nerdeyse benim gelinim doktor demeyle eşdeğermiş.. Öğretmen kızla kıyaslamak kimsenin haddine düşmemiş zaten.. Kıyaslayanın dişi kitlenir :p Aradan yaklaşık 40 sene geçmiş Tekel işçilerinin halini hepimiz gördük.. Öğretmen kızların yükselişi ortada...

     Evde kalmamak için önünüzdeki tek engel KPSS ! Okulu bi şekilde bitiriyosunuz zaten.. Okul bittikten sonra KPSS'ye girip atandıktan sonra hayat olabildiğince güzel... Evde kalma derdi yok :p ÖSS gerçekten de hayatınızdaki en önemli sınavlardan biri... Koca bulmanın yolu öğretmenlikten geçer :p

Blogger N'lerini Seçti !


     Bloggerlar 10 günlük bir süreç içerisinde enlerini seçti. Uzun zamandır blog yazmayanlar bu mim'i yazdı. Yalnız şöyle bi şey var. Ben buraya ne yazarsam yazayım, siz sonuçlara bakacaksınız. Bu yüzden ben sonuçları yazayım, yazının devamını okumak isteyenler okusun. Zaten büyük bölümü baktıktan sonra sayfayı kapatacak :)

En İyi Tasarıma Sahip Blogger : Birinceses

Sanki ben de biraz torpil oldu gibime geliyor :) Beni takip eden Betwin Us... Gizem kesinlikle tasarım harikası.. Yani blogu demek istemiştim.. :)  French Oje ve Giz'li Teras eşit oy alarak üçüncülüğü paylaştılar..

En Güncel Blogger : Sade ve Derin

Deeptone açık ara önde bitirdi... Onu takip eden Mia Wallace oldu.. Mia ve Hayal Meyal kıyasıya yarıştılar diyebilirim..

En Meraklı Blogger : Mia Wallace 

Baştan sona önde götürdü.. Yaklaşan olmadı..

En Çok Gezen Blogger : Wear a Smile

Üç Blogger arasında sürekli  gel git yaşandı... Başlarda Stil direktörü kazanacak diye düşünüyordum ama ikinci oldu. Lulu yarıştan kopmadı, üçüncü olabildi.

En Çok Bilgilendiren Blogger : Sade ve Derin

Sonucunu merak ettiğim kategorilerden biriydi... Francesca sadece ikiniz arasında geçti..

En Çok Eleştiren Blogger : Leah

Bi ara acaba Miyuki olabilir mi desem de rakipsizdin...

En Çok Kendini Anlatan Blogger : Cips Yiyemeyen Kız

Tam bir şölen yaşadım.. Lazanya ile büyük bi çekişme yaşadı.. Onları eşit oy alarak Missbone ve Mia Wallace takip etti..

En Akıcı Yazan Blogger : Leah

Mia ile saç saça, baş başa bi yarışa girdiler. Ben bile heyecanlandım.. Hangi blogu açarsam açayım ilk baktığım kategori bu oldu. Rakip tanımadılar...

En Aşık Blogger : Tubitos

Tubitos ve Missbone'un aşklarını aşkmetreye koyduk. Tubitos biraz daha aşık çıktı :)

En Çok Güldüren Blogger : Mia Wallace

Başlarda Lütfücüğüm öndeydi.. Ben de O'nun kazanacağını düşünüyodum ama hayat işte süprizlerle dolu..

     Sizlerin eklediği kategoriler oldu.. En çok yazılan kategori ;

En Yaratıcı/Yetenekli Blogger : Mustafa Soydan

N'leri kategori olarak belirledik.. Peki adı en çok geçen Blogger'lar ?

1.Mia Wallace   2.Sade ve Derin   3.Missbone   4.Leah   5.Cips Yiyemeyen Kız

     Neden "En" değil de "N" diye sorular gelmişti. Geçen yazımda açıklamadım bu yazımda açıklıyorum. Benim iki ismim var.. İlk ismim N ile başlıyor, ikinci ismim de N ile bitiyor. Ben de En yerine N kullandım :)

     Sonuçları gördünüz bazılarınız çok sevindi, bazılarınızın hevesi kursağında kaldı. Hevesiniz kursağınızda kalmasın, üzülmeyin. Bu şekilde enleri seçmenin mümkün olmadığını hepimiz biliyoruz zaten. Amaç bloga hareket getirmek, bilmediğimiz yeni bloglar, Blogger'larla tanışmaktı.. Sanırım bunu başardık.. Gördüğüm kadarıyla çoğu blogun izleyici sayısı arttı. Bazı blogların izleyici sayısı hatırı sayılır derecede arttı diyebilirim :) Mim, Blogger dışına taşıp Wordpress'e de sıçradı.. Biz Blogger'ın enlerini seçtik. Blog yazanlarının enlerini değil. Bu yüzden Wordpress kayıtları seçimlere dahil olmadı. Onlara da katıldıkları için teşekkür ederim. Çoğu Blogger yorum gelmedi şeklinde mail attılar. Başlarda acaba unuttum yorum yazmadım mı diye düşündüm ama yorum yazdığıma emin olduklarımdan da mail gelince bi sorun olduğuna karar verdim. Dün yaklaşık 15.00'a kadar bütün blogları tekrar tekrar kontrol ettim.. Mim'i o zamana kadar yazmamış olan bloglara geri dönüş yapmadım. Elimdeki listede adresi olan bütün blogları da kontrol ettim. Blogunuza yorum gelmemiş olabilir. Ama emin olun ki mim'i yazan bütün blogları tek tek okudum. Mim'lenmediği halde yazanlar vardı. Onları da Google aracılığıyla buldum. Yazının başlığını değiştirenler de artık şanslarına küssünler. Ben mim'i başlatırken başlığın ne olması gerektiğini belirttim. Toplamda  226 Blogger mim'i yazdı. 672 Blogger mim'lendi... Bu da demek oluyor ki 10 gün boyunca 672 blog gezdim.. Yepyeni bloglar gördüm. Bi kaçını izlemeye aldım. Çoğunda okumak istediğim yazılar var.. İlerleyen günlerde bloglar hakkında izlenimlerimi de yazacağım. Siz mim'i yazarken kim önde, kim kazanıyo, ben enlere girdim mi şeklinde bi çok mail geldi... Günde min. 40 mail cevapladım. Bazı Blogger'lar kendilerini bi kaç mim'de görünce sanıyorum ki büyük beklenti içerisine girdiler. Çevresi geniş olan, okuyucu sayısı fazla olan ve bazı kategorilerde bu işi gerçekten iyi yapan Blogger'lar kazandı diye düşünüyorum. Mrs.Baros, French Oje, T.B, PuCCa gibi Blogger'lar N olamadı diye itiraz edenler olacak. Ve bu itiraz edenler eminim ki bu yazdığım 4 isim olmayacak... Ülkemizde başkalarının avukatlığını yapmak diye bi bölüm var. Oradan mezun olan sayısı gerçekten çok.. Bakalım beni neler bekliyor :)

     Sonuç olarak bu mim'in bu kadar büyüyeceğini düşünmemiştim. Gördüğüm kadarıyla ve aldığım tepkilerden dolayı iyi bi şey yaptım gibime geliyor. Sürç-i lisan ettiysem affola... Bir sonraki Blogger'ın N'lerini, daha düzenli, daha geniş çaplı ve daha hatasız bi şekilde yapmayı planlıyorum.. Blogger'ın N'lerini burada noktalarken, yıl sonunda " Blogger 2011'in N'lerini Seçiyor !" da görüşmek üzere.. Katılan herkese teşekkür ederim...

     Kim bilir.. Belki de N olmak çoğumuzun gençlik hayaliydi... |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

N'lerin İlk Haftası !


     Blogger'da hareketli bi hafta geçirdik... Kategorileri seçmek için yazdığım yazıya gelen yorumlar açıkcası beni çok korkutmuştu.. Ben bi çok seçenek sunulur, işin içinden çıkamam kategoriler arasında boğulurum diye düşünürken sadece üç Blogger'ın yorumlarından seçim yapmak zorunda kaldım. Hal böyle olunca bu mim'i başlatırken gereğinden fazla heyecan yaptım. Düşünsenize Blogger'ın N'leri diye bi mim başlatıyorsunuz ve katılan 15 bilemedin 20 blog.. Eğer öyle olsaydı muhtemelen blogumu kapatır, ceketimi de bir hamlede alır giderdim :p

     Çoğunuz merak ediyosunuz tabi ne oldu, ne bitti kim önde şeklinde mailler geliyo.. Mim'lerin nasıl kontrol edildiği sonuçların nasıl toplandığı hakkında atılan bi çok mail var. Atılan bütün maillere elimden geldiğince cevap verdim ama bir de buradan açıklayayım.. Biraz da sayısal bilgi vereyim..

Şu ana kadar mim'i yazan 119 Blogger var. Mim'lendiği halde mim'i yazmayan Blogger sayısı ise 182.. Mim'i ben başlattığım için kendi blogum başlangıç noktası.. Yani her şeyin başı Bir İnce Ses :p Mim'lediğim kişilerin sayfasından, onların mim'lediği Blogger'ların sayfalarına ulaşıyorum.. Bu arada Nora'da bana arada bi link gönderiyo, teşekkür ediyorum kendisine.. Söz de Pınar'da yardım edecekti ama bilemiyoring :) Öhm.. Nerde kalmıştım.. Evet.. Mim'lenmiş Blogger eğer mim'i yazmışsa, o Blogger için bir dosya açıp mim yazısını kopyalıyorum. Yazısını okuduğuma dair yorum bırakıyorum. Eğer Blogger mim'i yazmamışsa blog adresini alıp ayrı bir dosyaya kopyalıyorum. İlerleyen zamanlarda tekrar tekrar blogunu kontrol ediyorum. Gözden hiç bir blog kaçmasın diye bir elim Google'da.. Arama kısmına " Blogger N'lerini Seçiyor " yazıp çıkan sonuçlara bakıyorum. Özellikle başlık belirttim. Değiştirmeyin dedim ama değiştiren Blogger sayısı hayli fazla... Takip etmesi daha kolay olsun diye bunu istemiştim.. Kimseye emri vaki yaptırmak istemedim. Neyse artık olan olmuş yapacak pek bi şey yok.. Takip etmesi zor olmuyo mu diyenler var. İtiraf ediyorum zor oluyo :) Güzel bi zorluk ama severek yapıyorum bu işi.. Gerçekten böyle bi katılım beklememiştim.. En azından bu yazıyı okuduktan sonra mim yazılarına yorum gelmeyen Blogger'lar bana mail atabilirse çok sevinirim. Mim'lenmediği halde yazan Blogger'lar mail atıyolar. Onlara çok teşekkür ediyorum.. Neden "En" değil de "N" diye soranlar var. Bunun cevabını sonuçları açıkladığım yazıda yazacağım. Mim'in daha fazla yazılacağını pek düşünmesem de ay sonuna kadar olan süreniz devam ediyor. Sonuçları tamamen elde ettiğim an yayınlayacağım.

     Bir hafta sonunda bunlar oldu. Blogger'lar çok mutlu gibime geliyo. Çok güzel mailler aldım. Yepyeni bloglar tanıdım. Farkında olmadığım çok güzel bloglar var. Zararın neresinden dönersem kardır diyip bi çoğunu izlemeye aldım. Bugün beni sevindirici bi resim gördüm... Missbone ellerine sağlık :) (Bkz.Resim) Ayrıca Laliş blogunda yeni bir yazı serisi başlatıyor. " Neler Dedi ? " (Bkz.Blog) İlk kurban benim.. Sohbet tadında bir röportaj yapacakmış benimle... Sorularını sıralamış. Sizin de sormak istediğiniz sorular varsa Laliş'e ulaşabilirsiniz... 

Bunlar bana yetmedi hep daha fazlası diyorsanız ;

birinceses@gmail.com
05367.... şaka şaka :)
 

Blogger N'lerini Seçiyor !

     
     Beklediğimiz gün geldi. Blogger N'lerini seçmeye başlıyor.Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi ( Bkz. Yazı ) mim şeklinde hareket edeceğiz. Anket yaparak Blogger'ları bi yerde toplamaktansa mim yapıp herkesten bi şeyler olsun istedim. Böylece daha fazla blogger tanıyıp, daha fazla blog takip edebiliriz. Kim bilir belki de hiç bilmediğimiz blogları zevkle okuyacağız. Kategorileri belirlemek için sizden yardım istedim. Hep birlikte bir şeyler ortaya çıkarabiliriz diye düşündüm ama beklediğim yorumlar malesef gelmedi. Her neyse biz önümüze bakalım. Şimdi sistemin nasıl işleyeceği hakkında kısa bi bilgi vereyim. Mim'in ne olduğunu hepimiz biliyoruz zaten. Yazıları yazarken dikkat etmenizi istediğim bazı hususlar var. Yazının başlığı " Blogger N'lerini seçiyor ! " şeklinde olmalı.. Bir bütün halinde ilerlemeliyiz. Her kategori için en fazla 3 kişi yazabilirsiniz..  (Sadece bir kategori için 5 tane yazma hakkınız var. Çoğumuzun blog açmasına sebep olan şey, kendimizi anlatmak.) Tabi ki sırasıyla olmalı.. Çok fazla okunan bir Blogger olmadığımdan pek kimseyi haberdar edemedim. Bu yüzden kategoriler yetersiz kalmış olabilir. Bunun için ekstradan 1 kategori daha ekleyip, seçiminizi yapabilirsiniz. Kategori açarken tercihinizi mümkünse en zeki, en güzel, en akıllı gibi şeylerden yana kullanmayın. Tamam birbirinizi tanıyor olabilirsiniz. Ama burda genel bi seçimden bahsediyoruz ve birbirimizi sadece yazılarımızdan tanıyoruz. Yazılardan yola çıkarak sonuca varabileceğimiz kategoriler olmalı. (Kişileri rencide edecek, küçümseyecek türden kategorilere kesinlikle yer vermeyin.)  Aynı kişiyi birden fazla kategoriye yazabilirsiniz. Mim yazılarınız kesinlikle okunacaktır. Yazılarınız okunduğuna dair yorum bırakılacaktır. Bir gün içerisinde yazılarınıza yorum gelmezse mail atarak haber verirseniz en doğru sonucu elde etmiş oluruz. (birinceses@gmail.com) Eee hadi başlayalım :)

En İyi Tasarıma Sahip Blogger : Paper doll , Nora

En Güncel Blogger : Hayal Meyal

En Meraklı Blogger : Mia Wallace

En Çok Gezen Blogger :Ella, Lulu

En Çok Bilgilendiren Blogger : Francesca Mckennitt , Mr.E , deeptone

En Çok Eleştiren Blogger :  MiyukiAmak-ı Hayal

En Çok Kendini Anlatan Blogger : Missbone , Turuncu Masallar, Laliş , Lazanya , Vişne Çürüğü

En Akıcı Yazan Blogger : Leah, Mia Wallace

En Aşık Blogger : T.B , Mystery

En Çok Güldüren Blogger : Mia Wallace , Mystery

     Her türlü soru, istek ve şikayetlerinizi birinceses@gmail.com adresine mail olarak atabilirsiniz. Ayrıca soru sormak için Formspring hesabımı, kısa yorumlarınız için de Twitter hesabımı kullanabilirsiniz. Mim ay sonuna kadar devam edecek ve bayramın ilk günü Blogger N'lerini seçmiş olacak. (Bu kısmı yazdığınız yazıların altına kopyalarsanız çok memnun olurum.)


Mimlenenler
     
     Seçtiğim kişileri mim'lemiş kabul ediyorum. Zaten önemli olan benim mim'lediklerim değil sizin kimleri mim'leyeceğiniz :)  Mim'i yazmanız için illa ki mim'lenmiş olmanız gerekmiyor. İsteyen herkes yazabilir. Hatta herkes yazsın işte.. :)

*Not : Biz daha N'leri seçmeden birileri Blogger'ın en güzel kızını seçmiş.. Geç kaldık galiba :)

Blogger'ın N'lerinden Olmak İster Misiniz ?

    
      Bir pazartesi gününün öğle vakitlerinden herkese selamlar.. Evet yorgunuz, belki biraz da kırgınız... Hatta uykusuz ve bazılarımız malesef çalışmak zorunda.. ( Ben= Bazıları)

     Gün geçmiyor ki yeni bir konuyla karşı karşıya kalmayalım.. Yepyeni fişşekk gibi bir fikirle karşı karşıyayız...  Fazla uzatmayayım.. Blogger'ın N'lerini yazmaya karar verdim... Fakat N'ler ne olmalı ve kim olmalı ? İşte burda söz size düşüyor... 18 Ağustos'a kadar merak ettiğiniz N'leri yorum olarak belirtin. En çok yazılan N'leri seçip yazmaya başlayacağız. Bunu mim haline dönştürmek istiyorum. Bayramın 1. gününe kadar (muhtemelen daha erken olur) bütün mim'leri okuyup yazıları birleştirecem... Düşündüklerimi anlatabildiysem ne mutlu... Bitti bu kadar.. Hadi başlayalım :)

Arkadaşlar yorumlarınızda sadece kategori olarak yazın yahu... Şu özellik kesin benim üstüme tanımam demeyin... For ekzampıl : Akıllı-Zeki- Deli- Manyak- Seksi-Zeka yoksunu- Fışkıran Zeka gibi :)  Örnek Yorum : NORA !

*Not : Fikir ve görüşlerinizi mail olarak da atabilirsiniz...
*Önemli Not : Yorum yapmak ve mim yazmak için benim blogumu takip etmeniz GEREKMİYOR ! :)

birinceses@gmail.com
twitter.com/Birinceses

BİS Başrolde ! (MiM)


     Bir önceki yazım bir o kadar romantik, bir o kadar asi, bir o kadar hırçın, bir o kadar James Bond içerikli olup sonu seven erkeğin romanı gibi bitse de yıkılmadım ayaktayım... Yes it is.. Giden gitmiştir gittiği gün bitmiştir.. Bu lafı da dün öğrendim, bi yerde kullanmam gerekiyodu kısmet bu post oldu. Belirtmek istedim.. Kayıtlara geçsin lütfen.. Yıllardır mim yazmadığımın farkına var Mr.E, 9 numaralı formayı bana uygun görmüş ve beni mimlemiş.. Mim'in konusu ;

     " Çok beğendiğiniz, izlemekten asla sıkılmayacağınızı düşündüğünüz 3 filmi (Üçlemeler üç film olarak sayılacaktır), neden bu kadar beğendiğinizi de açıklayarak yazın"

1.What Happens In Vegas : Bazı kimseler tarafından pek beğenilmese de benim zevkle izlediğim filmlerden biridir. 1milyon kere izlesem, 1milyon1. kez izleyebilirim. Filmin başrollerinde muhteşem iki oyuncu var. Cameron Diaz ve Ashton Kutcher... ( İlk olarak Cameron Diaz'ı yazmamın sebebi yanlış anlaşılmasın. Lady is first yani... )  Muhteşem bi komedi filmi... Canınız sıkıldığında kesinlikle neşenizi yerine getirecek bi film... Karakterler ve oyuncular birbirine çok uyumlu.. Hani Ashton'ın yerinde ben oynasam olur mu....? Mmm olur.. Bu iş olur, olmaz değil ama hepimizi de bitirir, bunu da belirtmeden geçmeyeyim.

2. Iron Man : Blogu okuyanlar bilir.. Şu satırları yazan zat-ı şahane -ki bu ben oluyorum- Makine Mühendisi.. Filmle doğal olarak ister istemez bi yakınlaşma oluyo, kan çekiyo.. Ama ben yıllar önce bu filmde düşünülen şeyleri tasarlamıştım. Benim evimde de bir Jarvis olacaktı.. Günü geldiği zaman anne bize niye almıyorsun, bizde niye yok demeyecektim.. Ama kader işte.. Fikirlerimize değer verilmiyor, elin adamı gelip benim fikirlerimi film yapıyor. Filmi çoğunuz biliyosunuz zaten. Başrol Robert Downey.. Filmde ki karakter Tony Stark... Adam yalnız yaşıyor. Zengin..( benim çok parada gözüm yok :p ) Çok yakışıklı değil... Zeki ( Ben=Zeki).. Evin tek çocuğu.. Clubber.. Burda bar disko olmasa da clubber'ım yani... Cool.. Tamam ben cool olmayabilirim ama içimde bi yerlerde var bi şeyler. Doğru zamanı bekliyorum... Daha ne diyeyim yani Ben=Tony Stark... 

3.Aşk Tesadüfleri Sever : Kanımca ben bu film hakkında baya baya bi şeyler yazdım.. İzlemeyeni dövüyolardı bi ara.. Düşüncelerimi size link link sunayım... İsteyen buyursun okusun... (Bkz. Link)

     Genel bi değerlendirme yaparsak bu üç filmde benden bi şeyler var.. İlk filmdeki Jack Fuller karakterinin benim içimde var olduğu ama benim dışarı çıkarmadığım görüşleri hakim... Sen ne düşünüyosun derseniz dee... Olamaz mııı olabilirr ;) |̲̅̅●̲̅̅|̲̅̅=̲̅̅|̲̅̅●̲̅̅]

     Son olarak da portakalı soyup baş ucuna koyanları yazalım...


     Alfabetik yazdım, kavga etmeyin :)