Tükanı Kapıyoruz !

Bir yayın döneminin daha sonuna geldik.Herkes yeni yıl yazısı yazınca bende yazıyım gözüm kalır bi tarafım şişmesin dedim :p

Çok boktan bi yıl daha geçirdim.Hayatımdan koca bir sene daha çürüyüp gitti..Tarihin tozlu sayfalarına karıştırmadım dikkat ettiyseniz..Karışmasın efendim karışmasın... Şu üniversitede olduğum 4 sene mümkünse hafızamdan silinsin hatırlamak istemiyorum.Üniversitedeki bütün bağlarım sadece harç yatırdığım dönemler içinde kalsın...Peki ne yaptım ben koskoca 365 gün içerisinde... Düşünelim... Mmmm.... Hiçbir şey !

Eğlendim mi ? Hayır

Mutlu muydum ? Hayır

Huzurlu muydum ? Hayır

Aşık mıydım ? Aşkın tanımı yok cevap veremicem

Dersler nasıldı ? Bu kadar Hayır'ın içinde derslerim nasıl iyi olsun !

Şanslı mıydın ? Şans mı o ne kii !

Koca bir yılda olan biteni okudunuz daha fazla bişi anlatmaya gerek yok sanırım.Geçen 4 sene hep aynı tabloyu çıkardım.Ve önümüzdeki senede bu tablo çıkacak... 5 yıllık kalkınma planına göre 2015 senesinin sonunda da intiyar etmezsem sonuç aynı olacak.... Ki daha zorlu yıllar beni bekliyo eminim... Bugünleri arayabilirim...

Neyse yılın başına şurda saatler kaldı... Hadi herkes çıksın gezsin tozsun... Ne bilim işte sevgilisi olanlar falan birlikte olsunlar.Arkadaşlarınızı arayın,onlar sizi arasın... Akşama hazırlık yapın... Nan eğlenin işte !

Akşama muhtemelen 79 izleyicimin  % 60'lık kısmı yılbaşı için kutlama falan yapacak eğlenecek bi şekilde... O yüzden erken yazıyorum...Ben ders çalışıyo olcam buralarda... Eğlence anlayışı sadece içki içmekle eşdeğer olan insanlarla kutlama yapmamı beklemiyosunuz herhalde... Dışarı çık demeyin bi iki güzel yer var oralarda "damsız" almıyolar. Eğlenemek yasak demek ki bu sene bana...Sevdiklerinizle birlikte olun...Dargın,kırgın olanlar da barışsınlar... Herkes eğlenirken siz kös kös oturmayın... Küçük küçük hediyeler alın... Paramız yok demeyin 1 milyoncudan alın :) Bakın ben kendime hediye aldım... Bugün kargoyla gelcek :)

Hediye almak bi milyon, hediyenin verdiği mutluluğu gözlerinden okumak paha biçilemez ;)

Mutlu,sağlıklı,huzurlu, aşk dolu günler sizin olsun !

İmkansız Bir Aşk Hikayesi ! ( Vol 1 )

" Bu yazıda kullanılan isimler tamamen hayal ürünüdür üstünüze alınmayın :p"
  
        Yine bir öğlen arası… Zil sesini duyar duymaz koşa koşa beden hocasından futbol topunu almaya gittim her zaman ki gibi. Takım hazır dışarda beni bekliyor… Kravatımı söküp başıma bağladım.. O zamanlar saçıma bant takmak isterdim hep… Ama  okuldayım sonuçta izin yok böyle şeylere... Okulun bahçesinde her türlü spor faaliyeti için alan mevcut… Hepsi ayrı ayrı yerlere yapılmıştır ama biz futbolcular olarak her yeri kullanırız… Maçta bir agresiflik biner üstüme… Hele bir de yeniliyorsak, ben gol kaçırıyorsam patlamaya hazır bomba gibi olurum.. Yine o anlarımdan birinde ben nerdeyse %100 lük bir golü kaçırmışken ayağımın dibine voleybol topu gelir… Ben o sinirle topa var gücümle vurmaya hazırlanırken O gelir… Nazikçe benden topu ister… Ben hiçbir şey diyemem dilim tutulur sanki… Topu O’na veririm teşekkür eder ve gider. Sadece başımı sallarım rica ederim der gibi… Arkasından bakarım bakarım bakarım… Uzun saçları omuzlarına dökülmüş. Saçlarının ucunu sarıya boyatmış kısa kısa… Bolero bir hırkası var böyle nasıl desem mavi desem mavi değil yeşil desem yeşil değil. İkisinin arası bir rengi var. Aynı renkte çorap giymiş. O zamanlar moda olan boğazlı bir spor ayakkabısı var. Arkadaşların bana seslenmesiyle kısa film sona ermiştir. Hiç sevmezdim aslında o tarz giyinen kızları ama o farklıydı neden bilmiyordum ama farklı gelmişti işte… Maç sırasında top ne zaman bana gelse ısrarla voleybol sahasına götürdüm topu, O’nu tekrar tekrar görebilmek için… Maçtan kopmuştum artık aklım O’nda kalmıştı… O zamanlar ayaklı gazete gibiydim… Bir kavga oldu mu 10 dk. İçinde bütün detaylarını tek tek öğrenirdim. Yani O’nun adını, kim olduğunu hangi sınıfta olduğunu sıra arkadaşının kim olduğunu ve en önemlisi de biriyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmem çok zor olmadı. İşlerimi büyük bir gizlilikle sürdürdüğüm için hiç açık vermem böyle durumlarda. Yakın arkadaşı bizim servisten bir kız ve benim haber kaynaklarımdan biri… Adı Yağmur’du.Her akşam okulda olup bitenleri birbirimize anlatırdık.O Lise 1 de ben Lise 2 deydim. Hazırlık ve 1.sınıflarla Yağmur, 2.ve 3. Sınıflarla ben ilgilenirdim. Aramız çok iyiydi yani. Ama bu zamana kadar nasıl O’nu görememiştim, nasıl fark edememiştim bilmiyorum. Ya da gördüm görmemezlikten geldim.
        Evet O’ndan hoşlanmıştım ama kimseye söyleyemedim. En yakın arkadaşlarım bile bilmiyordu. O’nunla tanışmak istiyordum ama nasıl yapacaktım bilmiyordum. Yağmur’un yanına bile gidemiyordum artık. Çünkü yanında O vardı. Açık veririm korkusuyla Yağmur’un yanına gitmekten utanıyor, çekiniyordum. Sınıftaki yakın arkadaşlarımdan birinin sevgilisi onların sınıfında ve onların yakın arkadaşı olunca ister istemez artık yakınlaşmaya başladık. Bir gün öğlen arasında ben ve arkadaşım bahçede turlarken Elif-arkadaşımın sevgilisi- ve Yağmur duvar dibinde bekliyor bir şeyler konuşuyorlardı. Yanlarına gittik. Ben Yağmur’dan detayları alırken birden O geldi… Elinde bir paket cips vardı. Bana uzattı “ ister misin ?” dedi.. Allah’ım sanki dünyalar benim olmuştu… Dondum kaldım ama hemen topladım kendimi. Bir tane aldım içinden elim titreye titreye… “Alsana biraz ne öyle bir tane aldın” dedi ama ben o bir tane cipsi nasıl yiyeceğimi düşünüyordum teşekkür ettim yüzümde hafif bir tebessümle… O gün ilk defa konuşmuştum O’nunla… Çok ilginç bir duyguydu.. Hani içimde kelebekler uçuşuyo duygusu vardır ya, aynen öyle olmuştu… O günden sonra muhabbetimiz günden güne arttı. Artık yanlarına giderken eskisi gibi çekinmiyordum. Utanıyordum hala, kalbim hızlı hızlı çarpıyordu ama her an bir şey olacakmış gibi bir tedirginlik vardı üstümde… 2 sene boyunca bu böyle devam etti… Koskoca 2 sene… Ben hiç kimseye bir şey söyleyemedim. Hep içimde sakladım… Galiba kendime bile itiraf edemedim… Aramız günden güne daha iyi oldu ama ben 2 sene boyunca O’nun ne telefonunu isteyebildim ne msn adresini…
  Mezun olduğum gün kendimi toplayıp söylemek istedim ama yapamadım… Sade bir hoşçakal dedim sadece… Yüzüm gülüyordu belki ama içim kan ağlıyordu… En azından telefonunu falan isterim diye düşünmüştüm ama onu da becerememiştim… Yağmur’un evi bize çok yakındı 100 m. İlerdeydi sadece… Nerdeyse her gün görüyordum ama bir türlü dilim varmıyordu O ne yapıyor, nasıl demeye… Hep Yağmur’u gördüğümde söyleyeyim de bir buluşma ayarlasın demek istedim…Sadece istedim… Hiçbir zaman söyleyemedim…

to be continued !

Bu yazıdan sonra bu şarkıyı dinlemeniz İsviçreli Bilim Adamları tarafından önerilmektedir 

Öldüm Galiba !

Bir önceki postu okuyan sevgili izleyicim bilir ki çok tatsız tutsuz bir yılı daha geride bırakmış bulunmaktayım... Okumayanlar aa merak ettim şimdi dur bi okuyup geliyim diyenler için bkz.önceki post..
Evet biliyorum bu ilk ve son olmayacak önümde daha kötü geçecek bi çok yıl var... Canıma tak ettiği zamanlar da allah canımı alsada kurtulsam, ben en iyisi öleyim vs vs derdim hep.. Az çok tanıyosunuz beni :) Hatta evde annemlere falan da söylerim hep ben çok yaşamam erken ölürüm 50 yi görmem derim hep :) Ve dün gece nasıl olduysa ben bi rüya gördüm. Ama çok ilginç bi rüyaydı... Hemen detaylara geçiyorum...

Nasıl olduğunu bilmediğim bi şekilde hastanedeyim... Dolanıyorum hastanede sağa gidiyorum sola gidiyorum sanki bi yeri arıyomuşum gibi... Bi bakıyorum arkadaşlarım orda... Böyle toplanmış hepsi bişiler konuşuyolar ama hepsinin böyle beti benzi atmış kendilerinden geçmişler sanki... Yanlarına gidiyorum napıyosunuz burda diyorum kimse sesini çıkarmıyo... Ya olum noluyo bana da söylesenize diyorum, kollarını sallıyorum baksınlar diye hiç birinde ses yok... Bi bakıyorum babam,annem akrabalarım hepsi orda... Annemle babam yere çökmüşler... Annem hüngür hüngür ağlıyo...Babam iki eliyle başını tutuyo perişan haldeler... Onların yanına gidiyorum anne baba noldu kim hasta niye böyle oldunuz dedem falan mı diyorum... Beni duymuyolar... Gencecik çocuk, bi evin bi oğluymuş diyo arkamdan geçenler... Arkamı dönüyorum kocaman bi penceresi olan bi oda... Pencereden içeri bakıyorum...Yatakta yatan benim ! Her tarafımda hortumlar serumlar var.. Yüzümde bi maske var... Etrafımda doktorlar, hemşireler bekliyo.. Bişeyler konuşuyolar sürekli... Kapı açılıyo içerden doktor çıkıyo herkes doktorun başına toplanıyo... Doktor kim olsa iyi.. Can dostum güzel insan Müdür'üm ! O da çökmüş saç baş dağılmış uykusuz bi hali var... Orda beni tanıyan herkes perişan anlayacağınız.. Babam durumu nası diyo... Durumu kritik elimizden geleni yapıyoruz diyo... Hemşire birden doktor bey doktor bey diye bağırıyo... İçeri bakıyorum... Ben ölüyorum ! Kalp atışlarımı gösteren alet dümdüz çizgi oluyo... Herkes bağırıyo İnceee inceee diye.... Camlara vuruyolar... Annem babam içeri girmek istiyo bırakmıyolar....Müdür'üm bana kalp masajı yapıyo... Bi yandan gözlerinden yaş damlıyo... O gözyaşları göğsüme düşüyo.. Hissediyorum onları.... Bi yandan kalp masajı yapıyo bi yandan İnce Abi gitme diyo... Sakın gitme... Gitme sen bize lazımsın gitme diyo... Ağlaya ağlaya şok veren makineyi eline alıyo.... Şoku veriyo... Ve ben o an kan ter içinde uyanıyorum...

İlk defa böyle bişi yaşadım.. Şimdiye kadar hiç rüyamdan uyanmamıştım.. Çok kötü bi duygu.. Nefes nefese kalmış gibi hissediyo insan kendisini.... Keşke bi kaç sn daha rüyayı görebilseydim.. Öldüm mü kaldım mı bilmiyorum... Ama bende bu şans varken kesin ölmüşümdür... Ölmemişsem de ben zaten fazla yaşamam üç beş gün sonra ölürüm... Bu bi işaret... :) Evet evet bu bi işaret... Mail geldi bana yukardan... Yakında alacam seni hazır ol diyo ;)

Eee 1o' dan Sonra ! (MiM)

Yeni bir mim'le tekrar karşınızdayımm...Zaten 3 yazıdan 1'i mim :) Aslında başka bişi yazacaktım ama Gurban olunacak insan Liella beni mimlediği için bekletmeyeyim dedim... Neyse yazalım bakalım... Çoktan seçmeli çok konulu bi mim.. Onun yazdığı sıradan gideyim...

2o1o Yılında Mutlu Olduğum Şey ?

Koca bi sene bitmek üzere... Mutlu olduğum anlar oldu tabiki fakat kayda değer çok şey olmadı sanırım... Ya da ne bileyim şu aklıma gelmiyo.. Zorlu bi seneydi 2o1o... Galiba mutlu olmadım yada olamadım... Belki mutlu oldum ama unutmak istiyorum... Neyse işte mutlu değildim sanırım

2o1o Benim İçin Nasıl Bir Yıldı ?

3.sınıfa geçmenin ağırlığı iyice omuzlarıma çökmüş... Zorlu HOCALAR'ın derslerini geçme düşüncesi... Sınavlara girip iyi bekleyip kötü gelmesi... Mekanizma Tekniği ve Makine Dinamiği derslerinden toplam 6 sınava girip, hepsinden aldığım notların toplamının 40 etmeyişi.... Alttan 7 dersimin kalması ve artık 4 senede mezun olamayacağım düşüncesinin beynime yer etmesi vs vs vs.... Kısaca 2o1o geçip giderken ben sadece gidişini izledim... 2oo7 yılından beri boşa giden bir sene daha oldu benim için...

2o11'e Nasıl Girmek İsterim ?

Bilmem kaç sene hep ailemle girdim zaten yeni yıla onun için ailem falan demiyorum... En sevdiğim arkadaşlarımla birlikte yeni yılı girmek isterdim fakat hepsi çil yavrusu gibi Türkiye'nin her bi tarafına dağıldığı için bu pek de mümkün görünmüyor.Müdür'üm ben ve sevgililerimizle beraber girmek daha da bi güzel olurdu tabi ama yok napalım artık :p Gerçi belli olmaz Müdür'üm belki de öyle girer... Yani inş. öyle girer ben olmasam da o öyle kutlasın yılbaşını :) Geçenlerde Müdür'ümle yaptığımız görüşme sonucundan geçen sene ki gibi alemlere akmaya karar vermiştik fakat gelin görün kii 3 Ocak da finallerim başlıyo... Müdür'üm orda ben burdayım nasıl olacak bilmiyorum..Sanırım çok kötü bi yılbaşı beni bekliyor olacak... Hani bi söz var ya yeni yıla nasıl girersen bütün senen öyle geçer... Bi şekilde geçecek bana da nasıl olacak bilmiyorum... Yılbaşından sonraya finalleri koyan zihniyeti kınıyorum.. Burdan sevgilerimi iletiyorum onlar anlasınlar...


2o1o'da Yapmak İstediklerim & Yapabildiklerim & Yapamadıklarım

Zamanında çok isteyip de yapamadığım için artık bişey istemiyorum... Hayal bile kurmuyorum artık... Düşünmüyorum şöyle olsun böyle olsun diye... Ben bişeyi çok isteyince olmuyo artık farkındayım... Hani bişeyi 40 kere söylersen olur derler o da yalan olmuyo ben denedim :p İşim genelde rast gitmez zaten... Her zaman bi aksilik olur... Kısaca yapmak istedim, olmadı,yapamadım...

Yılın son günleri yaklaşmışken dökülün bakalım :)

amelie
tinker
ancelina

Al_Es !

Bugün akşama kadar okuduğunuz yüzbinlerce blogdan ve milyonlarca yorumlardan anladığınız üzere blogerlar olarak ales'e girdik.Dün akşama kadar sınavla ilgili uzaktan yakından hiç bir bilgisi-ilgisi olmayan ben 1 saatlik bir araştırma-geliştirme operasyonundan sonra nedense kendimi sınava hazır hissettim.. Sayısal-1 Sayısal-2 görünce bi şok geçirdim tabi.. İntegraldi şuydu buydu aklıma geldi hatta öff bu ne ya kim uğraşcak dedim..

Sabahın erken saatlerinde babamla yollara düştük gittik... Kalem yok,silgi yok... Hiç bişi yok.. Hay dedim sizi de yapacağınız sınavıda...Oldu olacak sınıflara cemır koyun anasını satim :) Binaya girecem..Yıllardır yanımdan ayırmadığım naneli sakızımı ve vücudumun demirbaşı olan saatimi babama verdim.Ben saatsiz yaşamayan bi insanım zaten... Bi hüzünlendim bi üzüldüm.. Hay skeydim de girmeyeydim şu sınava dedim... Neyse girdik kalemleri dağıtmaya başladılar..Ben poşeti uzaktan görünce hayır olamaz dedim... Nolur o kalem olmasın allam nolur yanlış görmüş olayım.. Fakat kader yine bana oyununu oynamıştı ve o iğrenç fatih markalı kalemle sınava girecektim.Yıllar yıllar önce bi kere hata yapıp o kalemden almıştım... Bi daha da almadım... Çok boktan bi kalem ya.. Sınav boyunca paso kalem açtım.. En az 10 dk. kalem açmakla zaman geçirdim.Boktan bi de kalemtraş vermişler içine tükürdüğüm açmıyo kalemi... Hele şeker zaten tam bi fiyasko.. Olips naneli.. Hangi gerizekalı koymuşsa bilemiyorum.. Şekerin amacı tatlı bişiler vücuda girsin.. Beyin kendini beslesin bişi olsun yanii.. Ama işte kafa o kadarını kurtaramamış naneli koymuşlar.. Çünkü Olips'in portakallısı limonlusu falan yok... Göt kadar bi saat koymuşlar sınıfa.. Kocaman sınıf... Saat taaa ebesinin şeyinde... Aslında ısrarla su isteyebilirdim.. Ama kişiliğime yakışmaz diye yapmadım... Sınav giriş kağıdının arkasında içecek getirmeyin yazıyodu... Onlar bana temin edecekmiş.. Edin lan hadi edin diyecektim de işte neyse dedim ses çıkarmadım... Bakıın bi de şu noktaya dikkat çekmek istiyorum.. Cevap kağıdında kodlama sırasında önerilen kalem 2B,B veya HB diye yazıyodu hatta kalem resmi çizmişlerdi girenler bilir :p Amaa gelin görün kii.... ÖSYM'nin bize temin ettiği kalem 2,5B :) Kalemleri seçen arkadaş bu yazımı okuyosan bi daha ki sınava düzgün kalem dağıtın kendinizle çelişmeyin :)

Neyse dağıttılar kitapçıkları... Bi bakıyım Sayısal 2 ye dedim.. Ana !Soruların hepsinin sayılsal-1 :) Bildiğin kümeler işçi havuz falan :) Olasılık sorularını yapamadım.. yıllar geçti aradan hatırlayamadım yaşlılık işte naparsın... Zaten o türkçe sorularını kim hazırlamışsa allah nası biliyosa öyle yapsın... Yok Ayça'yla Elif aynı sınıftaymış. Karanfil sınıfında 1 öğrenci varmış.. Gamze'nin sınıfında iki öğrenci varmış.. O sınıfları belirleyene kadar imanım gevredi zaten.. Hem haksızlık arkadaşım karanfil sınıfı neden 1 kişi ? Ayrımcılık var :p Bi de o Yağmur'un eteği yok mu... Zaten soruyu okuyunca kızın kıyafeti falan dedim aha göte geldik... Yağmur'un da 4 eteği 4 gömleği var.. Niye ? Bu kızın hiç pantolunu yok mu ? İlla etek mi giyecek her gün ? Tablo yaptım resmen soruyu çözmek için.. Sanki matematik sorusu çözüyorum :)

Sonuç olarak sınavımın iyi geçtiğini düşünüyorum.. İki gün çalışsam olasılık sorularını falan da çözerdim ama  kısmet değilmiş artık... Şimdi böyle diyorum ama sonuçlar açıklanınca i came to göt dee olabilir yani :D

Bazı Şeyler Vardır Beni (Bizi) Anlatır !

"Okuyacağınız veya sıkılıp yarıda bırakacağınız bu yazı, yazarı tarafından neden yazıldığı bilinmeyerek yazılmıştır."

Hayata  bazen sıkı tutunarak ilerleriz, bazen peşinden koşarız.. Ben daha ilerdeyim diyen var mı aranızda ? Hayatla birlikte ilerliyorum geride kalmadım diyenler değil de peşinden koşanlar için bu yazı...Düşünürüz aslında her şeyi zamanında ve hep iyi şeyler düşünürüz.Bazen sadece kötü taraflarını da düşünebiliriz aslında iyi tarafların kendiliğinden ortaya çıkmasını isteriz belki... Ama biz durakta oturup düşünürken hayat otobüsü çoktan geçip gitmiştir.Bir sonraki otobüsü beklemek zorunda kalırız... Her şeyin farkına otobüs geçtikten sonra varırız.. Çok geç oldu belki de düşünüp taşınmak için...

Nedendir bilinmez hayatımızda hep bi eksiklik vardır.. Hep onu ararız... Bu belli bi yaş döneminden sonra aşk olur... İçimizde dolup taşan bir bardak su gibidir.. O bardağa su hep dolar hep taşar ve biz hep bi eksik var diye düşünürüz hissederiz.. Gün gelir zaman geçer devran döner aşık olmak isteriz... İlk görüşte aşk isteriz belki de... Peki bu bi eksiklik midir ? Biz özenti midir ? Sevgilisi olan arkadaşlarımızı gördükçe onlara özenir bizim de olsun isteriz belki..  O'nun mutluluğu bizi de mutlu eder aslında ama içimizde bişey vardır bize batan... Yeri gelir tatlı gelir, yeri gelir acı olur içimize... O zaman ben de aşkı arıyorum diye haykırırız içimizde... Sesimizi duyan elbet birisi olur.. Peki eksik olan şey artık son bulmuş mudur ? Kimisi için evet kimisi için hayır.. Kimisi buna cevap bile veremez... Eğer cevap veremiyorsak o zaman bir şey eksiktir cümlede... Yüklem mi özlem mi yada herneyse...

Bazen haykırmak isteriz bazı şeyleri.. İçimizde kocaman bi buz dağı olmuştur.. Yıkmak eritmek isteriz onu... Ama yapamayız... İçimizde günden güne büyür.. Belki büyüdüğünün farkına bile varamayız.. Buz dağının görünen kısmı toplamının dokuzda biridir sonuçta... Konuşmak bazen o kadar zor olur ki o kadar yorucu gelir ki o kadar gözümüzde büyür kii o lanet olasıca şey... Tek isteğimiz iki kelime etmektir aslında... Ama dilimizin ucuna gelse de çıkmaz o... Ve hep susarız konuşmak yerine... Gözlerimizde saklarız her şeyi...

Kaçırdığımız otobüsü beklemek yerine biz yola çıkarız... Yolu bilsek de bilmesek de o yola çıkarız.. Sonuçları bazen iyi görünür bize bazen bir sonraki yol ayrımında ne yapacağımıza bile karar vermeden bir adım daha... Bu yaptığımız  şey özgürlük müdür peki ? Yoksa cahillik midir ? Yürüdüğümüz yol bize yabancı gelirse geri döner miyiz ? Döneriz belki... Belki dönemeyiz.... Belki dönmeyi çok isteriz ama dönemeyiz... Bu yolda yürürken yorulduk mu peki...Daha büyük bi yük altına girdik de farkında mı değiliz yoksa.... Evet kaybolduk... Ama hala kendimizden bile saklıyoruz.... Kaybolduk.. Kaybolduk...Gizleyince yorulduk...

Hata yaparız insanız sonuçta... Hatalarımızı telafi eder miyiz ? Yada telafi etmek ister miyiz ? Hata denizinde boğulsak bile yeni bir hata yapmaktan çekinmeyiz zaman zaman... Nerden gelir kimden gelir bilmeyiz ama bi şey vardır içimizde... Bilinmedik bi zamanda çıkar karşımıza... İteler bizi sırtımıza basa basa... Yürü der git hadi... Ben arkandayım yürü ! Bazen dinleriz o kalbimizin en derin yerinden gelen sesi... Bazen dinlemeyiz sonra pişman oluruz... Bizi durduran nedir peki... Çekingenlik mi ? Korkaklık mı ? Utangaçlık mı ? Yada....Gurur mu....Kibir mi....

Sonunda belki otobüsü yolda yakalarız... Geç de olsa bineriz.. Kaçırdığımız otobüse.... Geçer boş bir yere otururuz... Gözlerimizdeki bir damla ile....

Işıklar.. Kamera... Motor... !

Zorlu vizelerin bitmesiyle birlikte biraz kafam dağılsın diye okulu biraz asmaya karar verdim... 2-3 günlük bi aradan sonra tekrar sahalara döncem merak etmeyin okulu bırakmadım... Bu zaman dilimi içerisinde de evime geldim.. Sırdaşım yoldaşım can arkadaşım Müdür'ümle gezdik, tozduk, eğlendik, alışveriş yaptık, sinemaya gittik McDonalds da sınırları zorladık :) Güzel zamanlar geçirdik güldük eğlendik...

Bugün sinemaya gittik.... Hayır bilemediniz Av Mevsimi değil :) Turist filmine gittik.. Ancelina'yla Coni'nin filmi... Çok süper ötesi bi film değildi ama... İyi bi filmdi.. Tavsiye edebilirim :) Ama siz yinede saat 7 den önce gidin bi alana bi bedava kampanyasını kullanın kii sonra beğenmezseniz ağzımdan gözümden sıçmaya başlayamayısınız :) Tabi konu bu değil günlük yaşanmış gerçek kesit yazmıyorum :) Konu yine yeni yeniden bir olayla karşı karşıya kalmamız... Bu konuya da bi çözüm getirecem yakında çalışmalarım ve araştırmalarım devam ediyo :)

Şimdi biz Müdür'ümle sanatsal bi etkinlik yaparak sinemaya gitmişiz.Hem de yani iyi oyuncuların olduğu bi filmi seçtik.Çünkü amacımız sanat yanii bişiler öğrenmek bişiler kapmak... ( yalan Angelina oynuyo diye gittik :D ) Neyse işte sonuç olarak en azından film izlemeye gittik yani :) Tiyatro eskisi gibi değil diyolar ya... Yalan haa inanmayın. Asıl sinema eskisi gibi değil... Boku çıkmış arkadaş... Randevu evi olmuş resmen.. Nereye geldik dedim arkadaş böyle dört bir yanım sarılmış... Önüme bakıyorum bi çift soluma bakıyorum bi çift... Arkamdakiler de artık naptılar bilemiyorum göremedim onları... Lan daha film başlamadan bunlar da bi yaklaşma bi sokulma gören diyecek dışarının soğuk havası içeriye vurmuş donacak yavrucaklar... Ondan böyle yanaştılar birbirlerine.. Ama dilek ve şikayet kutusuna yazı yazacam artık.. İki kişilik koltuk yapsınlar arka tarafa... Kız tam yaklaşamıyo araya kol koyacak zımbırtı giriyo... Yapsınlar iki kişilik arka tarafa koysunlar ohh mis :) Film başladı biz film izlemek için geldiğimiz için film izledik ama milletin derdi başka... Ya arkadaşım madem derdin öpüşmekti git başka film izle... Tarihi geçmiş filme git :) Ne bok var yeni filme geliyosun beni rahatsız ediyosun. Yani olan var olmayan var :) Sol tarafımdakiler tek gelmişlerdi neyse dedim hadi ses çıkarmıyım ama öndekiler 3 kişi dedim la bunlar grup mu yapacak napacak ne ayak bu.. Filmin ilk yarısı bi kız ikinci yarısı diğer kız falan mı olacak :) Zaman geçtikçe gördüm kii diğer kız garibim o da bizim gibi film izliyo... O diğer çakma sarışın kesin evden çıkarken arkadaşımla sinemaya gidecem dedi onu da zorla aldı getirdi... Yazık arkadaşım yazık o kıza da yazık bari bi tane de ona bulun... Gözü kalır bişi olur bi yeri şişer canı çeker :p Nerdeyse diyecektim bacı gel sen de bizdensin biz sanat için burdayız siktir et onları :)

Durum bundan ibaret sevgili izleyiciler... Artık millette utanma duygusu kalmamış :) Önceden en arka koltuğa geçerlerdi şimdi farketmiyo ışıklar sönsün karanlık olsun gerisi önemli değil :) Yani bi benzetme yapacak olursam ;

"Nefes alsın yeter!" ;)

Bir Boğa Erkeği Platonik de Olsa Son Nefesine Kadar Sevebilir ! (MiM)




Aslında şimdi iş hukuku çalışmam lazım...Sabahın dokuzunda ders mi çalışılır arkadaş ya... Napayım napayım derken en iyisi mim yazayım dedim... Aynı bokun laciverti olduğumuzu düşündüğüm LieLLa mimlemiş beni...

Mim konusu ise burcunuzun özellikleri... Bir boğa burcu erkeği olarak(mayıs ayında doğan bir boğa.. belirtmeden geçemiciiim :p ) burcumun bütün özelliklerini taşıdığım söylentiler arasında... Bu işin uzmanları ne demiş bu konuda hep beraber bakalım...

En Belirgin Özelliği : Dayanıklılık
En Büyük İdeali : Ün
En Büyük Hatası : İnat ( Fazlasıyla inatımdır ama yeri geldiğinde ya aslında inat da değil kii... düşünce tarzı )
En Büyük Arzusu : Büyük servet ( Çok da olmasın yahu... Çok büyük paralar istemiyorum )

Boğa burcu erkekleri, sadık dost, iyi bir eş, şevkatli bir baba ve mükemmel bir aile reisi olular. Boğa burcunda doğan erkeklerin kendilerine has çeşitli özellikleri vardır. Böyle bir erkekle evlenmek ve onunla mutlu olmak istiyorsanız, bunlara çok dikkat etmelisiniz.Tıpkı Cebelitarık Kayası gibi Boğa da sağlamdır, değişmez ve hiçbir şey sükûnetini bozmaz. Üstüne su atabilir ve ayaklarının altında ateş yakabilirsiniz. Sımsıkı yumruklarınızla göğsünü yumruklayabilir, hipnotize olmuş gibi gözlerinizi yüzüne dikip bakabilir ya da ciğerlerinizin bütün gücüyle haykırabilirsiniz. Boğa' nın kılı bile kıpırdamayacaktır. Bir kez kararını verince sükûnetle kollarını kavuşturur ve yere sağlam basarak durur. Zaten biraz çıkıntılı olan çenesini kaldırır, burun deliklerini oynatır, kulak kabartıp bekler; işte o kadar...

Boğa'nın yapısını, yalnızca katışıksız mantık kullanarak tahlil edebileceğiniz düşüncesini de nereden çıkardınız? Herhalde bu fikri, sizi etkilemeye çalışan bir Terazi dostunuzdan almış olacaksınız. Öyle ise bu dostunuz yanılıyor. Venüs gibi sevgi dolu, huzur dolu bir yıldızın hükmettiği Boğa gibi güçlü bir erkeklik sembolünün bilinmeyenlerini çözmeye çalışırken mantığın fazla yardımı olmaz. Siz o Terazi'yi zekâsıyla birlikte kütüphanesine geri gönderin...

Boğa nadiren canınızı yakacak bir hareket yapar. O sadece, herkesin kendisini rahat bırakmasını ister. Rahatsız etmeyin, bu O' na yeter. Baskı yaparsanız inatçı olur. Fazla damarına basar, fazla takılırsanız, korkunç bir öfkeye kapılacaktır. Aylarca ve yıllarca kusursuz dengeli ve kontrollü davranışlar içinde, çiçeklerin kokusunu içine çekerek ve çevresindeki tüm o sinirli gürültü patırtılara aldırmadan yaşayıp gider. Derken hiç ummadığınız bir gün, saldırganın biri O'nun o geniş sırtına fazladan bir çöp yüklemeye kalkışınca, hızla soluyarak ön ayağıyla toprağı eşelemeye başlar, gözleri kısılır - ve saldırır. Olabildiğince çabuk yolundan çekilin ve canınızı kurtarmak için kaçın! Boğa'nın öfkesi nadiren kabarır, ama bir de çileden çıkınca yolunun üstüne çıkan herşeyi ezer geçer, hattâ akrepleri bile... Ezmek ne demek, yerle bir eder demek daha doğru olur!.. Tozun toprağın yatışması ve ortalığın tekrar huzura kavuşması biraz zaman alabilir. Bazı Boğa' lar o kadar kontrollüdür ki, tüm yaşamları boyunca ancak bir ya da iki kez saldırıya geçerler. Hattâ çabuk öfkeye' kapılanları bile yılda en-çok bir- iki kez kendilerini kaybedecek kadar öfkelenirler. Gene de şunu akılda tutmakta yarar var ki, Boğa genellikle, öyle biraz öfkelenip sinirlenmez. Olay O' nun normalde sakin olan duygularını sarsacak kadar büyükse, sıradan bir öfke değil, gözü hiçbirşey görmeyecek kadar büyük bir gazap bekleyebilirsiniz.Eşinin tüm evlilik yılları boyunca hiç öfkeli görmediği bir Boğa erkek tanıyorum. Bir gece kalabalık bir kulüpte yemek yerken, iğrenç bir sarhoş bunların masasına doğru tökezlemiş ve uygunsuz bir söz söylemiş. Kadın kocasının her zaman ki kontrollü davranışıyla adamı uzaklaştırmasını beklerken, Boğa, şok geçiren karısının ve diğer müşterilerin şaşkınlıktan açılan gözleri önünde birden ayağa kalkarak iki masayı itip adamı havaya kaldırdığı gibi salonun öbür tarafına fırlatmış; neredeyse orkestra setini yıkıyor-muş. Bir tek söz etmeden.. Eminim, bu olay sizi yeterince uyarmıştır. Tanımadığınız bir kadına göz bile kırpmadan önce, kavalyesinin doğum gününü öğrenirseniz, akıllılık etmiş olursunuz...

Boğa'nın, istediği kadının siz olup olmadığınıza karar vermesi uzun bir zaman alabilir. O, gösterişli bir şekilde aşk havuzuna balıklama dalıp da, dibe yaklaşırken, birinin havuzu suyla doldurmayı unuttuğunu görecek tipte bir erkek değildir. Ama, bir kez de sizin aradığı kadın olduğunuza karar verince ve sizi elde etmeyi aklına koyunca, Terazi âşık O'nun yanında acemi çaylak gibi kalacaktır. Hatta kalbinden vurulmuş Aslan' la ihtiraslı Akrebi bile utandıracaktır. Şu makûl, pratik, yavaş, temkinli Boğa erkeği, siz teklifini - evlenme teklifini- ya da her ne ise onu, kabul edinceye kadar hergün bir pembe gül göndermeyi de bilir. Hattâ sizin için bir şarkı veya şiir yazar ve gönderenin kim olduğunu nasıl olsa tahmin edeceğinizi bildiğinden, imzalamadan, utanarak size postalar. Boğa müşfik, nazik ve koruyucu bir âşık olabilir. Arzulu yapısı nedeniyle, egzotik parfümünüze, cildinizin pürüzsüzlüğüne ve saçlarınızın yumuşaklığına karşı çok hassastır. Bunu güzel sözlerle yüzünüze söylemeyebilir, ama mesajını iletmenin bir yolunu bulacaktır. Boğa'nın dokunma duyusu hissedilir şekilde hassastır..."Sevdiği kadını elde eden ve evlenen bu tip erkek kadar kimse mutlu olamaz. Eğer bu burç erkeği başka yıldızın etkisini almamışsa ömrü boyunca sadece bir kadını sever. Onun yanında huzurlu ve mutlu olurlar. Paranın değerini bilen bu erkek, sevdiği kadın söz konusu olunca tam anlamıyla değişir. Bulabildiği en seçme şeyleri eşine getirir ve eşinin şık olmasını ister." (!) Kesinlikle

Bu olumsuz, sabit toprak burcu, aşkta çelişkilerle doludur. Boğa sizin pahalı kürkler, çok renkli giysiler giydiğinizi görmekten hoşlanır. Sokağın köşesindeki ufak tefek yaşlı çiçekçi kadından kürkleriniz için bir demet taptaze kokulu menekşe alarak, kadının sepetine de yüklü bir bahşiş bırakabilir; çünkü kadın O'na annesini hatırlatmıştır (bununla birlikte, yaklaşmaya çalışan başka Boğaların bakışlarından sizi koruması gerektiği zamanların dışında, siz O'na kesinlikle ne annesini, ne de kız kardeşini hatırlatırsınız.) Müzik O'nu duygulandırır ve içindeki aşkı canlandırır. Hemen hemen her zaman, her duyuşunda O' na sizi hatırlatacak sevdiği bir şarkı vardır. Otomatik plakçalarlar hep o şarkıyı çalar...

Eğer O'nun yüreğindeki romantik duyguların daha fazla kanıtını görmeniz gerekiyorsa; tipik Boğa erkeği, çeyiz sandığınıza koymanız için size porselen ve gümüş doğum günü armağanları getirecektir. Noel'de elleri, kollan gizemli paketler, ve ufak tefek anlamlı süs eşyalarıyla dolu olarak ziyaretinize geldiği zaman, size gerçek Noel Baba' yi hatırlatacaktır. Size ayışığında yüzmeyi, serin, gözlerden uzak ağaçlıklarda piknik yapmayı ve yıldızların altında kır yollarında yürüyüşlere çıkmayı önerecektir. Şubat 1 in 14' ündeki Aşıklar Bayramında postacının getirdiği en büyük, en güzel, en anlamlı kart O'nun ki olacaktır. Bir Boğa size kur yaptığı zaman, bunu tam anlamıyla yapar. Öyle sadece çevrenizde dönüp durmakla yetinmez. Sizi loş ışıkların aydınlattığı, kemanların çalındığı, şık lokantalarda yemeğe götürecek, ilk karşılaştığınız günün ve aranızdaki tüm anlamlı günlerin yıldönümlerini asla unutmayacaktır. Tanrı aşkına, daha ne kadar romans istiyorsunuz.( Evet daha ne istiyosunuz ne yapayım yani :) )

Boğa son derece sabırlıdır, ama burnuna halka taktırmaz. Kendisine kul köle olan bir kadın da istemez. Çok pratiktir, ve kendisine zamk gibi yapışan, sulu gözlü bir kadından hoşlanmayacak kadar da özgürlüğüne düşkündür. Biraz ateşli ve cüretli bir kadına itirazı yoktur. Böyle bir kadın Boğa'nın daha istikrarlı olgunluğunu dengeler, biraz da hoşuna gider. Belli etmek istemediği bir zevkle gülümseyerek, eşinin tipik kadınca tavırlar ve neşeyle çevresinde koşuşmasını ister. Tıpkı sevilen, şirin bir kedi yavrusunun parlak renkli bir yün yumağıyla oynayışını izleyen biri gibi... Kedicik de, Boğa yünü kuvvetlice çekince oyunu eğlenceyi bırakıp sahibinin sesini dinlemesi gerektiğini bilir. Boğa'nın erkekliği güvende olduğu zaman, hiç kimse O'ndan daha müşfik, daha nazik ve gerçekten hoşgörülü olamaz. O, sevdiği kadın için, pantolon giymesine izin vermenin dışında,(ben izin veririm yahu niye giymesin pantolon? ) dünyada herşeyi yapacaktır. Boğa bazen hantal bir sirk ayısı gibi davranabilir; mizahı çoğunlukla kaba ve maskaracadır. Ama, eğlence bitince maskaralık da biter...

Boğa, alış verişten hoşlanır ve ciddi bir gönül işine pek paldır küldür girişmez. Bir yıl boyunca, her Cumartesi gecesi sinemaya götürdüğü kızcağız, ateşin bacayı ne zaman saracağını merak eder durur. Boğa'ya göre motorun tam hızla çalışmasını sağlamak için kazanda buharın birikmesi zaman alır. Ama bir kez de yeterli birine göz koyunca, artık bir kenara çekilip bekleyemez. Hattâ artık makul ve dikkatli olmayı bile unutabilir. Tipik Boğa erkeği Eros'un okuyla vurulunca, gözü hiçbirşey görmez olur, uyan filan dinlemez. Arkadaşları ne kadar yaptığı işin sakıncalarını göstermeye çalışırlarsa Boğa o kadar inatçılaşır ve O'nun ne kadar inatçı olabileceğini biliyorsunuz. Sonuç olarak, Boğa çoğunlukla, toprak ve su burçlarıyla daha iyi anlaşabilecekken, ateş ve hava burçlarıyla haşır neşir olma hatasına düşer. Bu bazen iyi sonuç verir. Karşıtlar birbirini çeker ve hep çekmeye devam eder. Ama bir de öyle olmazsa, Boğa huylarına ve görüşlerine daha uygun bir eşle yeni bir yaşam kuruncaya kadar, bir boşanmanın yaralarını sarmak epeyce uzun bir zaman alacaktır...

Gerçek şudur ki Boğa bir insanın olabileceği kadar inatçıdır. Boğa kadın ve erkekler koltuklarına ve kafalarındaki fikirlere zamkla yapışmış gibidirler. Bir Boğa koca, eğer oturacağı rahat koltuklar yoksa, eşiyle birlikte bir arkadaşının evine gitmeyi reddedecektir. Kadıncağız boşuna yalvarır durur. Gitmeyecektir işte... Bir Boğa kadın eğer eşinin yakın arkadaşlarından hoşlanmıyorsa, onlarla konuşmayacaktır. Gene de, Boğalar ısrarla sabrın değerini savunurlar. Pek çok Boğa duygusal ve fiziksel yüklere yıllarca hiç şikayet etmeden katlanırlar. Sıkıntılar ne kadar anarsa, Boğa'nın onlara dayanma gücü de o kadar artar. O'nun ailesine ve dostlarına bağlılığı ve kendini vakfedişi her türlü anlayışın üstündedir. Başka bütün burçlarda doğanların çok önceleri sırtını yere getirebilecek olan yaşam darbelerine karşı gösterdikleri cesaret için pek çok Boğa madalya almayı haketmiştir. Güzel. Ben de Boğa'nın metanetinin kabul edilmesi için mavi kurdeleyle ödüllendirilmesinden yanayım. Ama O gene de inatçıdır.Söz inatçılıktan açılmışken; bir Boğa'ya inatçı olduğunu söylemenin hiçbir yararı yoktur. O'nun kafasına göre, hiç de inatçı değildir. Sabırlıdır. Bu bir anlayış sorunudur. Dikbaşlı değildir - sadece makul ve kararlıdır. Tanrı biliyor ya ,İnsanların neden kendisini böylesine haksızca yargıladıklarını bir türlü anlayamamaktadır...

Boğa, erkekler içinde eri erkekçe olanıdır. Bu yüzden O'na pasta dilimleriyle cici bici çay sandviçleri ikram etmeye kalkışmayın. O bol salçalı ve patatesli, iyi pişirilmiş eski usûl ev yemeklerini, ve eskiden annesinin yaptığı tarzda yapılmış elmalı pastayı sever. Kendinize iyi bir yemek kitabı bulun. O, aynı zamanda,-sizi sık sık; dışarıda yemeğe götürmek isteyecektir. Tipik Boğalar eşlerinin mutfak kölesi olmalarını istemezler. ( Ancak, Pazar günleri aşçıbaşı rolü oynamaya kalkıştığı zaman, mutfaktaki tencerelerinizi, tavalarınızı karmakarışık ortalığa döküp saçınca, sizin de bulaşıkçı- temizlikçi rolünü üstlenmenizi bekleyebilir!)

Baba olarak, tadına doyum olmaz. Aile ismini sürdürecek bir oğula sahip olmanın önemli olduğunu düşünecektir; ama küçük kız çocuklarım da özel bir şefkatle sevecektir. Boğa erkekleri sevecen, müşfik, sıcak ve sempatik babalar olurlar. Çocuklarına yüksek standartlara uygun yaşamlar hazırlayacaklar ve çocuklarının da sahip oldukları mallara mülklere saygı göstermelerini bekleyeceklerdir. Boğa baba sabırlıdır. Çocuklar derslerini doğru öğrendikleri sürece, yavaş öğrenmelerine aldırmaz. O'nun tutumu şudur ki; genç kafalar yavaş yavaş olgunluğa doğru eğitilmelidir. O'nun maddi şeylere fazla önem verdiğini ve çocuklarını pahalı armağanlara boğarak şımarttığını görebilirsiniz. Ancak aynı bollukla kendi zamanını ve tüm varlığını da onlara adayacak, ve gerektiğinde sıkı bir disiplin uygulamaktan da kaçınmayacaktır. Genelde, Mayıs'ta doğan bir babayla yaşanan hayat, sevgiyle dolup taşan, sıcak bir deneyim olabilir - Boğa'nın gözü hiç-birşey görmeyecek kadar korkunç bir öfkeye kapıldığı ve tüm aile bireylerinin piyanonun arkasına saklanmak zorunda kaldıkları o nadir zamanlar dışında, kuşkusuz...

Tipik Boğa koca, eşine karşı aşırı cömerttir. Size güzel giysiler, parfüm ve gereksiz süsler, çekici ama pratik möbleler almaktan geri kalmayacak; kileriniz de her zaman dolu olacaktır. Boğa nadiren mobilya, giyim ve yiyecek almakta cimrilik eder. Gene de para O'nun cebini yakmaz ( doğum haritasında güçlü mâli etkiler yoksa.) Lüksü çok sever ama aynı şekilde değere de âşıktır, ve parasının satıcının palavralarından daha çok şey almasına dikkat eder.

Sonuç olarak ;

Azimli kişilerdir. Diktorun enerjisini taşırlar. Güven telkin eden tiplerdir. Sadık bir dost,iyi bir eş, şefkatli bir baba olurlar .Çalışmaktan hiçbir zaman yılmazlar. Gerçek bir aşk sunarlar...

Bi kaç siteden alıntılar yaparak bu yazıyı oluşturdum.Seçtim tabi kii kendime benzettiğim özellikleri.. Evet ben buyum sanırım... İyisiyle kötüsüyle bir boğa erkeği...Bu yazılarınların hepsi ben miyim ? Çok büyük kısmı diyebilirim..Yeri geldiği zaman çok dayanıklı yeri geldiği zaman üflesen yıkılacak biriyim... Dışardan bakıldığından gereğinden fazla soğuk kanlıyım... Ama sen onu bir de bana sor... Günü geldiğinde ayakta durmak bile zor gelir... Aşk konusuna fazlasıyla katılıyorum.. Ve daha baba olmadığım için son kısma bişi ekleyemiyorum ama öyle olabilirim o potansiyel var bende :)

*Not: Öksüz kaldım yetimim..... Sönmüş ateşin külüyüm... Zindan oldum hapisim ben..." demiş mübarek bi insan....