Tükanı Kapıyoruz !

Bir yayın döneminin daha sonuna geldik.Herkes yeni yıl yazısı yazınca bende yazıyım gözüm kalır bi tarafım şişmesin dedim :p

Çok boktan bi yıl daha geçirdim.Hayatımdan koca bir sene daha çürüyüp gitti..Tarihin tozlu sayfalarına karıştırmadım dikkat ettiyseniz..Karışmasın efendim karışmasın... Şu üniversitede olduğum 4 sene mümkünse hafızamdan silinsin hatırlamak istemiyorum.Üniversitedeki bütün bağlarım sadece harç yatırdığım dönemler içinde kalsın...Peki ne yaptım ben koskoca 365 gün içerisinde... Düşünelim... Mmmm.... Hiçbir şey !

Eğlendim mi ? Hayır

Mutlu muydum ? Hayır

Huzurlu muydum ? Hayır

Aşık mıydım ? Aşkın tanımı yok cevap veremicem

Dersler nasıldı ? Bu kadar Hayır'ın içinde derslerim nasıl iyi olsun !

Şanslı mıydın ? Şans mı o ne kii !

Koca bir yılda olan biteni okudunuz daha fazla bişi anlatmaya gerek yok sanırım.Geçen 4 sene hep aynı tabloyu çıkardım.Ve önümüzdeki senede bu tablo çıkacak... 5 yıllık kalkınma planına göre 2015 senesinin sonunda da intiyar etmezsem sonuç aynı olacak.... Ki daha zorlu yıllar beni bekliyo eminim... Bugünleri arayabilirim...

Neyse yılın başına şurda saatler kaldı... Hadi herkes çıksın gezsin tozsun... Ne bilim işte sevgilisi olanlar falan birlikte olsunlar.Arkadaşlarınızı arayın,onlar sizi arasın... Akşama hazırlık yapın... Nan eğlenin işte !

Akşama muhtemelen 79 izleyicimin  % 60'lık kısmı yılbaşı için kutlama falan yapacak eğlenecek bi şekilde... O yüzden erken yazıyorum...Ben ders çalışıyo olcam buralarda... Eğlence anlayışı sadece içki içmekle eşdeğer olan insanlarla kutlama yapmamı beklemiyosunuz herhalde... Dışarı çık demeyin bi iki güzel yer var oralarda "damsız" almıyolar. Eğlenemek yasak demek ki bu sene bana...Sevdiklerinizle birlikte olun...Dargın,kırgın olanlar da barışsınlar... Herkes eğlenirken siz kös kös oturmayın... Küçük küçük hediyeler alın... Paramız yok demeyin 1 milyoncudan alın :) Bakın ben kendime hediye aldım... Bugün kargoyla gelcek :)

Hediye almak bi milyon, hediyenin verdiği mutluluğu gözlerinden okumak paha biçilemez ;)

Mutlu,sağlıklı,huzurlu, aşk dolu günler sizin olsun !

İmkansız Bir Aşk Hikayesi ! ( Vol 1 )

" Bu yazıda kullanılan isimler tamamen hayal ürünüdür üstünüze alınmayın :p"
  
        Yine bir öğlen arası… Zil sesini duyar duymaz koşa koşa beden hocasından futbol topunu almaya gittim her zaman ki gibi. Takım hazır dışarda beni bekliyor… Kravatımı söküp başıma bağladım.. O zamanlar saçıma bant takmak isterdim hep… Ama  okuldayım sonuçta izin yok böyle şeylere... Okulun bahçesinde her türlü spor faaliyeti için alan mevcut… Hepsi ayrı ayrı yerlere yapılmıştır ama biz futbolcular olarak her yeri kullanırız… Maçta bir agresiflik biner üstüme… Hele bir de yeniliyorsak, ben gol kaçırıyorsam patlamaya hazır bomba gibi olurum.. Yine o anlarımdan birinde ben nerdeyse %100 lük bir golü kaçırmışken ayağımın dibine voleybol topu gelir… Ben o sinirle topa var gücümle vurmaya hazırlanırken O gelir… Nazikçe benden topu ister… Ben hiçbir şey diyemem dilim tutulur sanki… Topu O’na veririm teşekkür eder ve gider. Sadece başımı sallarım rica ederim der gibi… Arkasından bakarım bakarım bakarım… Uzun saçları omuzlarına dökülmüş. Saçlarının ucunu sarıya boyatmış kısa kısa… Bolero bir hırkası var böyle nasıl desem mavi desem mavi değil yeşil desem yeşil değil. İkisinin arası bir rengi var. Aynı renkte çorap giymiş. O zamanlar moda olan boğazlı bir spor ayakkabısı var. Arkadaşların bana seslenmesiyle kısa film sona ermiştir. Hiç sevmezdim aslında o tarz giyinen kızları ama o farklıydı neden bilmiyordum ama farklı gelmişti işte… Maç sırasında top ne zaman bana gelse ısrarla voleybol sahasına götürdüm topu, O’nu tekrar tekrar görebilmek için… Maçtan kopmuştum artık aklım O’nda kalmıştı… O zamanlar ayaklı gazete gibiydim… Bir kavga oldu mu 10 dk. İçinde bütün detaylarını tek tek öğrenirdim. Yani O’nun adını, kim olduğunu hangi sınıfta olduğunu sıra arkadaşının kim olduğunu ve en önemlisi de biriyle ilişkisi olup olmadığını öğrenmem çok zor olmadı. İşlerimi büyük bir gizlilikle sürdürdüğüm için hiç açık vermem böyle durumlarda. Yakın arkadaşı bizim servisten bir kız ve benim haber kaynaklarımdan biri… Adı Yağmur’du.Her akşam okulda olup bitenleri birbirimize anlatırdık.O Lise 1 de ben Lise 2 deydim. Hazırlık ve 1.sınıflarla Yağmur, 2.ve 3. Sınıflarla ben ilgilenirdim. Aramız çok iyiydi yani. Ama bu zamana kadar nasıl O’nu görememiştim, nasıl fark edememiştim bilmiyorum. Ya da gördüm görmemezlikten geldim.
        Evet O’ndan hoşlanmıştım ama kimseye söyleyemedim. En yakın arkadaşlarım bile bilmiyordu. O’nunla tanışmak istiyordum ama nasıl yapacaktım bilmiyordum. Yağmur’un yanına bile gidemiyordum artık. Çünkü yanında O vardı. Açık veririm korkusuyla Yağmur’un yanına gitmekten utanıyor, çekiniyordum. Sınıftaki yakın arkadaşlarımdan birinin sevgilisi onların sınıfında ve onların yakın arkadaşı olunca ister istemez artık yakınlaşmaya başladık. Bir gün öğlen arasında ben ve arkadaşım bahçede turlarken Elif-arkadaşımın sevgilisi- ve Yağmur duvar dibinde bekliyor bir şeyler konuşuyorlardı. Yanlarına gittik. Ben Yağmur’dan detayları alırken birden O geldi… Elinde bir paket cips vardı. Bana uzattı “ ister misin ?” dedi.. Allah’ım sanki dünyalar benim olmuştu… Dondum kaldım ama hemen topladım kendimi. Bir tane aldım içinden elim titreye titreye… “Alsana biraz ne öyle bir tane aldın” dedi ama ben o bir tane cipsi nasıl yiyeceğimi düşünüyordum teşekkür ettim yüzümde hafif bir tebessümle… O gün ilk defa konuşmuştum O’nunla… Çok ilginç bir duyguydu.. Hani içimde kelebekler uçuşuyo duygusu vardır ya, aynen öyle olmuştu… O günden sonra muhabbetimiz günden güne arttı. Artık yanlarına giderken eskisi gibi çekinmiyordum. Utanıyordum hala, kalbim hızlı hızlı çarpıyordu ama her an bir şey olacakmış gibi bir tedirginlik vardı üstümde… 2 sene boyunca bu böyle devam etti… Koskoca 2 sene… Ben hiç kimseye bir şey söyleyemedim. Hep içimde sakladım… Galiba kendime bile itiraf edemedim… Aramız günden güne daha iyi oldu ama ben 2 sene boyunca O’nun ne telefonunu isteyebildim ne msn adresini…
  Mezun olduğum gün kendimi toplayıp söylemek istedim ama yapamadım… Sade bir hoşçakal dedim sadece… Yüzüm gülüyordu belki ama içim kan ağlıyordu… En azından telefonunu falan isterim diye düşünmüştüm ama onu da becerememiştim… Yağmur’un evi bize çok yakındı 100 m. İlerdeydi sadece… Nerdeyse her gün görüyordum ama bir türlü dilim varmıyordu O ne yapıyor, nasıl demeye… Hep Yağmur’u gördüğümde söyleyeyim de bir buluşma ayarlasın demek istedim…Sadece istedim… Hiçbir zaman söyleyemedim…

to be continued !

Bu yazıdan sonra bu şarkıyı dinlemeniz İsviçreli Bilim Adamları tarafından önerilmektedir 

Öldüm Galiba !

Bir önceki postu okuyan sevgili izleyicim bilir ki çok tatsız tutsuz bir yılı daha geride bırakmış bulunmaktayım... Okumayanlar aa merak ettim şimdi dur bi okuyup geliyim diyenler için bkz.önceki post..
Evet biliyorum bu ilk ve son olmayacak önümde daha kötü geçecek bi çok yıl var... Canıma tak ettiği zamanlar da allah canımı alsada kurtulsam, ben en iyisi öleyim vs vs derdim hep.. Az çok tanıyosunuz beni :) Hatta evde annemlere falan da söylerim hep ben çok yaşamam erken ölürüm 50 yi görmem derim hep :) Ve dün gece nasıl olduysa ben bi rüya gördüm. Ama çok ilginç bi rüyaydı... Hemen detaylara geçiyorum...

Nasıl olduğunu bilmediğim bi şekilde hastanedeyim... Dolanıyorum hastanede sağa gidiyorum sola gidiyorum sanki bi yeri arıyomuşum gibi... Bi bakıyorum arkadaşlarım orda... Böyle toplanmış hepsi bişiler konuşuyolar ama hepsinin böyle beti benzi atmış kendilerinden geçmişler sanki... Yanlarına gidiyorum napıyosunuz burda diyorum kimse sesini çıkarmıyo... Ya olum noluyo bana da söylesenize diyorum, kollarını sallıyorum baksınlar diye hiç birinde ses yok... Bi bakıyorum babam,annem akrabalarım hepsi orda... Annemle babam yere çökmüşler... Annem hüngür hüngür ağlıyo...Babam iki eliyle başını tutuyo perişan haldeler... Onların yanına gidiyorum anne baba noldu kim hasta niye böyle oldunuz dedem falan mı diyorum... Beni duymuyolar... Gencecik çocuk, bi evin bi oğluymuş diyo arkamdan geçenler... Arkamı dönüyorum kocaman bi penceresi olan bi oda... Pencereden içeri bakıyorum...Yatakta yatan benim ! Her tarafımda hortumlar serumlar var.. Yüzümde bi maske var... Etrafımda doktorlar, hemşireler bekliyo.. Bişeyler konuşuyolar sürekli... Kapı açılıyo içerden doktor çıkıyo herkes doktorun başına toplanıyo... Doktor kim olsa iyi.. Can dostum güzel insan Müdür'üm ! O da çökmüş saç baş dağılmış uykusuz bi hali var... Orda beni tanıyan herkes perişan anlayacağınız.. Babam durumu nası diyo... Durumu kritik elimizden geleni yapıyoruz diyo... Hemşire birden doktor bey doktor bey diye bağırıyo... İçeri bakıyorum... Ben ölüyorum ! Kalp atışlarımı gösteren alet dümdüz çizgi oluyo... Herkes bağırıyo İnceee inceee diye.... Camlara vuruyolar... Annem babam içeri girmek istiyo bırakmıyolar....Müdür'üm bana kalp masajı yapıyo... Bi yandan gözlerinden yaş damlıyo... O gözyaşları göğsüme düşüyo.. Hissediyorum onları.... Bi yandan kalp masajı yapıyo bi yandan İnce Abi gitme diyo... Sakın gitme... Gitme sen bize lazımsın gitme diyo... Ağlaya ağlaya şok veren makineyi eline alıyo.... Şoku veriyo... Ve ben o an kan ter içinde uyanıyorum...

İlk defa böyle bişi yaşadım.. Şimdiye kadar hiç rüyamdan uyanmamıştım.. Çok kötü bi duygu.. Nefes nefese kalmış gibi hissediyo insan kendisini.... Keşke bi kaç sn daha rüyayı görebilseydim.. Öldüm mü kaldım mı bilmiyorum... Ama bende bu şans varken kesin ölmüşümdür... Ölmemişsem de ben zaten fazla yaşamam üç beş gün sonra ölürüm... Bu bi işaret... :) Evet evet bu bi işaret... Mail geldi bana yukardan... Yakında alacam seni hazır ol diyo ;)

Eee 1o' dan Sonra ! (MiM)

Yeni bir mim'le tekrar karşınızdayımm...Zaten 3 yazıdan 1'i mim :) Aslında başka bişi yazacaktım ama Gurban olunacak insan Liella beni mimlediği için bekletmeyeyim dedim... Neyse yazalım bakalım... Çoktan seçmeli çok konulu bi mim.. Onun yazdığı sıradan gideyim...

2o1o Yılında Mutlu Olduğum Şey ?

Koca bi sene bitmek üzere... Mutlu olduğum anlar oldu tabiki fakat kayda değer çok şey olmadı sanırım... Ya da ne bileyim şu aklıma gelmiyo.. Zorlu bi seneydi 2o1o... Galiba mutlu olmadım yada olamadım... Belki mutlu oldum ama unutmak istiyorum... Neyse işte mutlu değildim sanırım

2o1o Benim İçin Nasıl Bir Yıldı ?

3.sınıfa geçmenin ağırlığı iyice omuzlarıma çökmüş... Zorlu HOCALAR'ın derslerini geçme düşüncesi... Sınavlara girip iyi bekleyip kötü gelmesi... Mekanizma Tekniği ve Makine Dinamiği derslerinden toplam 6 sınava girip, hepsinden aldığım notların toplamının 40 etmeyişi.... Alttan 7 dersimin kalması ve artık 4 senede mezun olamayacağım düşüncesinin beynime yer etmesi vs vs vs.... Kısaca 2o1o geçip giderken ben sadece gidişini izledim... 2oo7 yılından beri boşa giden bir sene daha oldu benim için...

2o11'e Nasıl Girmek İsterim ?

Bilmem kaç sene hep ailemle girdim zaten yeni yıla onun için ailem falan demiyorum... En sevdiğim arkadaşlarımla birlikte yeni yılı girmek isterdim fakat hepsi çil yavrusu gibi Türkiye'nin her bi tarafına dağıldığı için bu pek de mümkün görünmüyor.Müdür'üm ben ve sevgililerimizle beraber girmek daha da bi güzel olurdu tabi ama yok napalım artık :p Gerçi belli olmaz Müdür'üm belki de öyle girer... Yani inş. öyle girer ben olmasam da o öyle kutlasın yılbaşını :) Geçenlerde Müdür'ümle yaptığımız görüşme sonucundan geçen sene ki gibi alemlere akmaya karar vermiştik fakat gelin görün kii 3 Ocak da finallerim başlıyo... Müdür'üm orda ben burdayım nasıl olacak bilmiyorum..Sanırım çok kötü bi yılbaşı beni bekliyor olacak... Hani bi söz var ya yeni yıla nasıl girersen bütün senen öyle geçer... Bi şekilde geçecek bana da nasıl olacak bilmiyorum... Yılbaşından sonraya finalleri koyan zihniyeti kınıyorum.. Burdan sevgilerimi iletiyorum onlar anlasınlar...


2o1o'da Yapmak İstediklerim & Yapabildiklerim & Yapamadıklarım

Zamanında çok isteyip de yapamadığım için artık bişey istemiyorum... Hayal bile kurmuyorum artık... Düşünmüyorum şöyle olsun böyle olsun diye... Ben bişeyi çok isteyince olmuyo artık farkındayım... Hani bişeyi 40 kere söylersen olur derler o da yalan olmuyo ben denedim :p İşim genelde rast gitmez zaten... Her zaman bi aksilik olur... Kısaca yapmak istedim, olmadı,yapamadım...

Yılın son günleri yaklaşmışken dökülün bakalım :)

amelie
tinker
ancelina

Al_Es !

Bugün akşama kadar okuduğunuz yüzbinlerce blogdan ve milyonlarca yorumlardan anladığınız üzere blogerlar olarak ales'e girdik.Dün akşama kadar sınavla ilgili uzaktan yakından hiç bir bilgisi-ilgisi olmayan ben 1 saatlik bir araştırma-geliştirme operasyonundan sonra nedense kendimi sınava hazır hissettim.. Sayısal-1 Sayısal-2 görünce bi şok geçirdim tabi.. İntegraldi şuydu buydu aklıma geldi hatta öff bu ne ya kim uğraşcak dedim..

Sabahın erken saatlerinde babamla yollara düştük gittik... Kalem yok,silgi yok... Hiç bişi yok.. Hay dedim sizi de yapacağınız sınavıda...Oldu olacak sınıflara cemır koyun anasını satim :) Binaya girecem..Yıllardır yanımdan ayırmadığım naneli sakızımı ve vücudumun demirbaşı olan saatimi babama verdim.Ben saatsiz yaşamayan bi insanım zaten... Bi hüzünlendim bi üzüldüm.. Hay skeydim de girmeyeydim şu sınava dedim... Neyse girdik kalemleri dağıtmaya başladılar..Ben poşeti uzaktan görünce hayır olamaz dedim... Nolur o kalem olmasın allam nolur yanlış görmüş olayım.. Fakat kader yine bana oyununu oynamıştı ve o iğrenç fatih markalı kalemle sınava girecektim.Yıllar yıllar önce bi kere hata yapıp o kalemden almıştım... Bi daha da almadım... Çok boktan bi kalem ya.. Sınav boyunca paso kalem açtım.. En az 10 dk. kalem açmakla zaman geçirdim.Boktan bi de kalemtraş vermişler içine tükürdüğüm açmıyo kalemi... Hele şeker zaten tam bi fiyasko.. Olips naneli.. Hangi gerizekalı koymuşsa bilemiyorum.. Şekerin amacı tatlı bişiler vücuda girsin.. Beyin kendini beslesin bişi olsun yanii.. Ama işte kafa o kadarını kurtaramamış naneli koymuşlar.. Çünkü Olips'in portakallısı limonlusu falan yok... Göt kadar bi saat koymuşlar sınıfa.. Kocaman sınıf... Saat taaa ebesinin şeyinde... Aslında ısrarla su isteyebilirdim.. Ama kişiliğime yakışmaz diye yapmadım... Sınav giriş kağıdının arkasında içecek getirmeyin yazıyodu... Onlar bana temin edecekmiş.. Edin lan hadi edin diyecektim de işte neyse dedim ses çıkarmadım... Bakıın bi de şu noktaya dikkat çekmek istiyorum.. Cevap kağıdında kodlama sırasında önerilen kalem 2B,B veya HB diye yazıyodu hatta kalem resmi çizmişlerdi girenler bilir :p Amaa gelin görün kii.... ÖSYM'nin bize temin ettiği kalem 2,5B :) Kalemleri seçen arkadaş bu yazımı okuyosan bi daha ki sınava düzgün kalem dağıtın kendinizle çelişmeyin :)

Neyse dağıttılar kitapçıkları... Bi bakıyım Sayısal 2 ye dedim.. Ana !Soruların hepsinin sayılsal-1 :) Bildiğin kümeler işçi havuz falan :) Olasılık sorularını yapamadım.. yıllar geçti aradan hatırlayamadım yaşlılık işte naparsın... Zaten o türkçe sorularını kim hazırlamışsa allah nası biliyosa öyle yapsın... Yok Ayça'yla Elif aynı sınıftaymış. Karanfil sınıfında 1 öğrenci varmış.. Gamze'nin sınıfında iki öğrenci varmış.. O sınıfları belirleyene kadar imanım gevredi zaten.. Hem haksızlık arkadaşım karanfil sınıfı neden 1 kişi ? Ayrımcılık var :p Bi de o Yağmur'un eteği yok mu... Zaten soruyu okuyunca kızın kıyafeti falan dedim aha göte geldik... Yağmur'un da 4 eteği 4 gömleği var.. Niye ? Bu kızın hiç pantolunu yok mu ? İlla etek mi giyecek her gün ? Tablo yaptım resmen soruyu çözmek için.. Sanki matematik sorusu çözüyorum :)

Sonuç olarak sınavımın iyi geçtiğini düşünüyorum.. İki gün çalışsam olasılık sorularını falan da çözerdim ama  kısmet değilmiş artık... Şimdi böyle diyorum ama sonuçlar açıklanınca i came to göt dee olabilir yani :D

Bazı Şeyler Vardır Beni (Bizi) Anlatır !

"Okuyacağınız veya sıkılıp yarıda bırakacağınız bu yazı, yazarı tarafından neden yazıldığı bilinmeyerek yazılmıştır."

Hayata  bazen sıkı tutunarak ilerleriz, bazen peşinden koşarız.. Ben daha ilerdeyim diyen var mı aranızda ? Hayatla birlikte ilerliyorum geride kalmadım diyenler değil de peşinden koşanlar için bu yazı...Düşünürüz aslında her şeyi zamanında ve hep iyi şeyler düşünürüz.Bazen sadece kötü taraflarını da düşünebiliriz aslında iyi tarafların kendiliğinden ortaya çıkmasını isteriz belki... Ama biz durakta oturup düşünürken hayat otobüsü çoktan geçip gitmiştir.Bir sonraki otobüsü beklemek zorunda kalırız... Her şeyin farkına otobüs geçtikten sonra varırız.. Çok geç oldu belki de düşünüp taşınmak için...

Nedendir bilinmez hayatımızda hep bi eksiklik vardır.. Hep onu ararız... Bu belli bi yaş döneminden sonra aşk olur... İçimizde dolup taşan bir bardak su gibidir.. O bardağa su hep dolar hep taşar ve biz hep bi eksik var diye düşünürüz hissederiz.. Gün gelir zaman geçer devran döner aşık olmak isteriz... İlk görüşte aşk isteriz belki de... Peki bu bi eksiklik midir ? Biz özenti midir ? Sevgilisi olan arkadaşlarımızı gördükçe onlara özenir bizim de olsun isteriz belki..  O'nun mutluluğu bizi de mutlu eder aslında ama içimizde bişey vardır bize batan... Yeri gelir tatlı gelir, yeri gelir acı olur içimize... O zaman ben de aşkı arıyorum diye haykırırız içimizde... Sesimizi duyan elbet birisi olur.. Peki eksik olan şey artık son bulmuş mudur ? Kimisi için evet kimisi için hayır.. Kimisi buna cevap bile veremez... Eğer cevap veremiyorsak o zaman bir şey eksiktir cümlede... Yüklem mi özlem mi yada herneyse...

Bazen haykırmak isteriz bazı şeyleri.. İçimizde kocaman bi buz dağı olmuştur.. Yıkmak eritmek isteriz onu... Ama yapamayız... İçimizde günden güne büyür.. Belki büyüdüğünün farkına bile varamayız.. Buz dağının görünen kısmı toplamının dokuzda biridir sonuçta... Konuşmak bazen o kadar zor olur ki o kadar yorucu gelir ki o kadar gözümüzde büyür kii o lanet olasıca şey... Tek isteğimiz iki kelime etmektir aslında... Ama dilimizin ucuna gelse de çıkmaz o... Ve hep susarız konuşmak yerine... Gözlerimizde saklarız her şeyi...

Kaçırdığımız otobüsü beklemek yerine biz yola çıkarız... Yolu bilsek de bilmesek de o yola çıkarız.. Sonuçları bazen iyi görünür bize bazen bir sonraki yol ayrımında ne yapacağımıza bile karar vermeden bir adım daha... Bu yaptığımız  şey özgürlük müdür peki ? Yoksa cahillik midir ? Yürüdüğümüz yol bize yabancı gelirse geri döner miyiz ? Döneriz belki... Belki dönemeyiz.... Belki dönmeyi çok isteriz ama dönemeyiz... Bu yolda yürürken yorulduk mu peki...Daha büyük bi yük altına girdik de farkında mı değiliz yoksa.... Evet kaybolduk... Ama hala kendimizden bile saklıyoruz.... Kaybolduk.. Kaybolduk...Gizleyince yorulduk...

Hata yaparız insanız sonuçta... Hatalarımızı telafi eder miyiz ? Yada telafi etmek ister miyiz ? Hata denizinde boğulsak bile yeni bir hata yapmaktan çekinmeyiz zaman zaman... Nerden gelir kimden gelir bilmeyiz ama bi şey vardır içimizde... Bilinmedik bi zamanda çıkar karşımıza... İteler bizi sırtımıza basa basa... Yürü der git hadi... Ben arkandayım yürü ! Bazen dinleriz o kalbimizin en derin yerinden gelen sesi... Bazen dinlemeyiz sonra pişman oluruz... Bizi durduran nedir peki... Çekingenlik mi ? Korkaklık mı ? Utangaçlık mı ? Yada....Gurur mu....Kibir mi....

Sonunda belki otobüsü yolda yakalarız... Geç de olsa bineriz.. Kaçırdığımız otobüse.... Geçer boş bir yere otururuz... Gözlerimizdeki bir damla ile....

Işıklar.. Kamera... Motor... !

Zorlu vizelerin bitmesiyle birlikte biraz kafam dağılsın diye okulu biraz asmaya karar verdim... 2-3 günlük bi aradan sonra tekrar sahalara döncem merak etmeyin okulu bırakmadım... Bu zaman dilimi içerisinde de evime geldim.. Sırdaşım yoldaşım can arkadaşım Müdür'ümle gezdik, tozduk, eğlendik, alışveriş yaptık, sinemaya gittik McDonalds da sınırları zorladık :) Güzel zamanlar geçirdik güldük eğlendik...

Bugün sinemaya gittik.... Hayır bilemediniz Av Mevsimi değil :) Turist filmine gittik.. Ancelina'yla Coni'nin filmi... Çok süper ötesi bi film değildi ama... İyi bi filmdi.. Tavsiye edebilirim :) Ama siz yinede saat 7 den önce gidin bi alana bi bedava kampanyasını kullanın kii sonra beğenmezseniz ağzımdan gözümden sıçmaya başlayamayısınız :) Tabi konu bu değil günlük yaşanmış gerçek kesit yazmıyorum :) Konu yine yeni yeniden bir olayla karşı karşıya kalmamız... Bu konuya da bi çözüm getirecem yakında çalışmalarım ve araştırmalarım devam ediyo :)

Şimdi biz Müdür'ümle sanatsal bi etkinlik yaparak sinemaya gitmişiz.Hem de yani iyi oyuncuların olduğu bi filmi seçtik.Çünkü amacımız sanat yanii bişiler öğrenmek bişiler kapmak... ( yalan Angelina oynuyo diye gittik :D ) Neyse işte sonuç olarak en azından film izlemeye gittik yani :) Tiyatro eskisi gibi değil diyolar ya... Yalan haa inanmayın. Asıl sinema eskisi gibi değil... Boku çıkmış arkadaş... Randevu evi olmuş resmen.. Nereye geldik dedim arkadaş böyle dört bir yanım sarılmış... Önüme bakıyorum bi çift soluma bakıyorum bi çift... Arkamdakiler de artık naptılar bilemiyorum göremedim onları... Lan daha film başlamadan bunlar da bi yaklaşma bi sokulma gören diyecek dışarının soğuk havası içeriye vurmuş donacak yavrucaklar... Ondan böyle yanaştılar birbirlerine.. Ama dilek ve şikayet kutusuna yazı yazacam artık.. İki kişilik koltuk yapsınlar arka tarafa... Kız tam yaklaşamıyo araya kol koyacak zımbırtı giriyo... Yapsınlar iki kişilik arka tarafa koysunlar ohh mis :) Film başladı biz film izlemek için geldiğimiz için film izledik ama milletin derdi başka... Ya arkadaşım madem derdin öpüşmekti git başka film izle... Tarihi geçmiş filme git :) Ne bok var yeni filme geliyosun beni rahatsız ediyosun. Yani olan var olmayan var :) Sol tarafımdakiler tek gelmişlerdi neyse dedim hadi ses çıkarmıyım ama öndekiler 3 kişi dedim la bunlar grup mu yapacak napacak ne ayak bu.. Filmin ilk yarısı bi kız ikinci yarısı diğer kız falan mı olacak :) Zaman geçtikçe gördüm kii diğer kız garibim o da bizim gibi film izliyo... O diğer çakma sarışın kesin evden çıkarken arkadaşımla sinemaya gidecem dedi onu da zorla aldı getirdi... Yazık arkadaşım yazık o kıza da yazık bari bi tane de ona bulun... Gözü kalır bişi olur bi yeri şişer canı çeker :p Nerdeyse diyecektim bacı gel sen de bizdensin biz sanat için burdayız siktir et onları :)

Durum bundan ibaret sevgili izleyiciler... Artık millette utanma duygusu kalmamış :) Önceden en arka koltuğa geçerlerdi şimdi farketmiyo ışıklar sönsün karanlık olsun gerisi önemli değil :) Yani bi benzetme yapacak olursam ;

"Nefes alsın yeter!" ;)

Bir Boğa Erkeği Platonik de Olsa Son Nefesine Kadar Sevebilir ! (MiM)




Aslında şimdi iş hukuku çalışmam lazım...Sabahın dokuzunda ders mi çalışılır arkadaş ya... Napayım napayım derken en iyisi mim yazayım dedim... Aynı bokun laciverti olduğumuzu düşündüğüm LieLLa mimlemiş beni...

Mim konusu ise burcunuzun özellikleri... Bir boğa burcu erkeği olarak(mayıs ayında doğan bir boğa.. belirtmeden geçemiciiim :p ) burcumun bütün özelliklerini taşıdığım söylentiler arasında... Bu işin uzmanları ne demiş bu konuda hep beraber bakalım...

En Belirgin Özelliği : Dayanıklılık
En Büyük İdeali : Ün
En Büyük Hatası : İnat ( Fazlasıyla inatımdır ama yeri geldiğinde ya aslında inat da değil kii... düşünce tarzı )
En Büyük Arzusu : Büyük servet ( Çok da olmasın yahu... Çok büyük paralar istemiyorum )

Boğa burcu erkekleri, sadık dost, iyi bir eş, şevkatli bir baba ve mükemmel bir aile reisi olular. Boğa burcunda doğan erkeklerin kendilerine has çeşitli özellikleri vardır. Böyle bir erkekle evlenmek ve onunla mutlu olmak istiyorsanız, bunlara çok dikkat etmelisiniz.Tıpkı Cebelitarık Kayası gibi Boğa da sağlamdır, değişmez ve hiçbir şey sükûnetini bozmaz. Üstüne su atabilir ve ayaklarının altında ateş yakabilirsiniz. Sımsıkı yumruklarınızla göğsünü yumruklayabilir, hipnotize olmuş gibi gözlerinizi yüzüne dikip bakabilir ya da ciğerlerinizin bütün gücüyle haykırabilirsiniz. Boğa' nın kılı bile kıpırdamayacaktır. Bir kez kararını verince sükûnetle kollarını kavuşturur ve yere sağlam basarak durur. Zaten biraz çıkıntılı olan çenesini kaldırır, burun deliklerini oynatır, kulak kabartıp bekler; işte o kadar...

Boğa'nın yapısını, yalnızca katışıksız mantık kullanarak tahlil edebileceğiniz düşüncesini de nereden çıkardınız? Herhalde bu fikri, sizi etkilemeye çalışan bir Terazi dostunuzdan almış olacaksınız. Öyle ise bu dostunuz yanılıyor. Venüs gibi sevgi dolu, huzur dolu bir yıldızın hükmettiği Boğa gibi güçlü bir erkeklik sembolünün bilinmeyenlerini çözmeye çalışırken mantığın fazla yardımı olmaz. Siz o Terazi'yi zekâsıyla birlikte kütüphanesine geri gönderin...

Boğa nadiren canınızı yakacak bir hareket yapar. O sadece, herkesin kendisini rahat bırakmasını ister. Rahatsız etmeyin, bu O' na yeter. Baskı yaparsanız inatçı olur. Fazla damarına basar, fazla takılırsanız, korkunç bir öfkeye kapılacaktır. Aylarca ve yıllarca kusursuz dengeli ve kontrollü davranışlar içinde, çiçeklerin kokusunu içine çekerek ve çevresindeki tüm o sinirli gürültü patırtılara aldırmadan yaşayıp gider. Derken hiç ummadığınız bir gün, saldırganın biri O'nun o geniş sırtına fazladan bir çöp yüklemeye kalkışınca, hızla soluyarak ön ayağıyla toprağı eşelemeye başlar, gözleri kısılır - ve saldırır. Olabildiğince çabuk yolundan çekilin ve canınızı kurtarmak için kaçın! Boğa'nın öfkesi nadiren kabarır, ama bir de çileden çıkınca yolunun üstüne çıkan herşeyi ezer geçer, hattâ akrepleri bile... Ezmek ne demek, yerle bir eder demek daha doğru olur!.. Tozun toprağın yatışması ve ortalığın tekrar huzura kavuşması biraz zaman alabilir. Bazı Boğa' lar o kadar kontrollüdür ki, tüm yaşamları boyunca ancak bir ya da iki kez saldırıya geçerler. Hattâ çabuk öfkeye' kapılanları bile yılda en-çok bir- iki kez kendilerini kaybedecek kadar öfkelenirler. Gene de şunu akılda tutmakta yarar var ki, Boğa genellikle, öyle biraz öfkelenip sinirlenmez. Olay O' nun normalde sakin olan duygularını sarsacak kadar büyükse, sıradan bir öfke değil, gözü hiçbirşey görmeyecek kadar büyük bir gazap bekleyebilirsiniz.Eşinin tüm evlilik yılları boyunca hiç öfkeli görmediği bir Boğa erkek tanıyorum. Bir gece kalabalık bir kulüpte yemek yerken, iğrenç bir sarhoş bunların masasına doğru tökezlemiş ve uygunsuz bir söz söylemiş. Kadın kocasının her zaman ki kontrollü davranışıyla adamı uzaklaştırmasını beklerken, Boğa, şok geçiren karısının ve diğer müşterilerin şaşkınlıktan açılan gözleri önünde birden ayağa kalkarak iki masayı itip adamı havaya kaldırdığı gibi salonun öbür tarafına fırlatmış; neredeyse orkestra setini yıkıyor-muş. Bir tek söz etmeden.. Eminim, bu olay sizi yeterince uyarmıştır. Tanımadığınız bir kadına göz bile kırpmadan önce, kavalyesinin doğum gününü öğrenirseniz, akıllılık etmiş olursunuz...

Boğa'nın, istediği kadının siz olup olmadığınıza karar vermesi uzun bir zaman alabilir. O, gösterişli bir şekilde aşk havuzuna balıklama dalıp da, dibe yaklaşırken, birinin havuzu suyla doldurmayı unuttuğunu görecek tipte bir erkek değildir. Ama, bir kez de sizin aradığı kadın olduğunuza karar verince ve sizi elde etmeyi aklına koyunca, Terazi âşık O'nun yanında acemi çaylak gibi kalacaktır. Hatta kalbinden vurulmuş Aslan' la ihtiraslı Akrebi bile utandıracaktır. Şu makûl, pratik, yavaş, temkinli Boğa erkeği, siz teklifini - evlenme teklifini- ya da her ne ise onu, kabul edinceye kadar hergün bir pembe gül göndermeyi de bilir. Hattâ sizin için bir şarkı veya şiir yazar ve gönderenin kim olduğunu nasıl olsa tahmin edeceğinizi bildiğinden, imzalamadan, utanarak size postalar. Boğa müşfik, nazik ve koruyucu bir âşık olabilir. Arzulu yapısı nedeniyle, egzotik parfümünüze, cildinizin pürüzsüzlüğüne ve saçlarınızın yumuşaklığına karşı çok hassastır. Bunu güzel sözlerle yüzünüze söylemeyebilir, ama mesajını iletmenin bir yolunu bulacaktır. Boğa'nın dokunma duyusu hissedilir şekilde hassastır..."Sevdiği kadını elde eden ve evlenen bu tip erkek kadar kimse mutlu olamaz. Eğer bu burç erkeği başka yıldızın etkisini almamışsa ömrü boyunca sadece bir kadını sever. Onun yanında huzurlu ve mutlu olurlar. Paranın değerini bilen bu erkek, sevdiği kadın söz konusu olunca tam anlamıyla değişir. Bulabildiği en seçme şeyleri eşine getirir ve eşinin şık olmasını ister." (!) Kesinlikle

Bu olumsuz, sabit toprak burcu, aşkta çelişkilerle doludur. Boğa sizin pahalı kürkler, çok renkli giysiler giydiğinizi görmekten hoşlanır. Sokağın köşesindeki ufak tefek yaşlı çiçekçi kadından kürkleriniz için bir demet taptaze kokulu menekşe alarak, kadının sepetine de yüklü bir bahşiş bırakabilir; çünkü kadın O'na annesini hatırlatmıştır (bununla birlikte, yaklaşmaya çalışan başka Boğaların bakışlarından sizi koruması gerektiği zamanların dışında, siz O'na kesinlikle ne annesini, ne de kız kardeşini hatırlatırsınız.) Müzik O'nu duygulandırır ve içindeki aşkı canlandırır. Hemen hemen her zaman, her duyuşunda O' na sizi hatırlatacak sevdiği bir şarkı vardır. Otomatik plakçalarlar hep o şarkıyı çalar...

Eğer O'nun yüreğindeki romantik duyguların daha fazla kanıtını görmeniz gerekiyorsa; tipik Boğa erkeği, çeyiz sandığınıza koymanız için size porselen ve gümüş doğum günü armağanları getirecektir. Noel'de elleri, kollan gizemli paketler, ve ufak tefek anlamlı süs eşyalarıyla dolu olarak ziyaretinize geldiği zaman, size gerçek Noel Baba' yi hatırlatacaktır. Size ayışığında yüzmeyi, serin, gözlerden uzak ağaçlıklarda piknik yapmayı ve yıldızların altında kır yollarında yürüyüşlere çıkmayı önerecektir. Şubat 1 in 14' ündeki Aşıklar Bayramında postacının getirdiği en büyük, en güzel, en anlamlı kart O'nun ki olacaktır. Bir Boğa size kur yaptığı zaman, bunu tam anlamıyla yapar. Öyle sadece çevrenizde dönüp durmakla yetinmez. Sizi loş ışıkların aydınlattığı, kemanların çalındığı, şık lokantalarda yemeğe götürecek, ilk karşılaştığınız günün ve aranızdaki tüm anlamlı günlerin yıldönümlerini asla unutmayacaktır. Tanrı aşkına, daha ne kadar romans istiyorsunuz.( Evet daha ne istiyosunuz ne yapayım yani :) )

Boğa son derece sabırlıdır, ama burnuna halka taktırmaz. Kendisine kul köle olan bir kadın da istemez. Çok pratiktir, ve kendisine zamk gibi yapışan, sulu gözlü bir kadından hoşlanmayacak kadar da özgürlüğüne düşkündür. Biraz ateşli ve cüretli bir kadına itirazı yoktur. Böyle bir kadın Boğa'nın daha istikrarlı olgunluğunu dengeler, biraz da hoşuna gider. Belli etmek istemediği bir zevkle gülümseyerek, eşinin tipik kadınca tavırlar ve neşeyle çevresinde koşuşmasını ister. Tıpkı sevilen, şirin bir kedi yavrusunun parlak renkli bir yün yumağıyla oynayışını izleyen biri gibi... Kedicik de, Boğa yünü kuvvetlice çekince oyunu eğlenceyi bırakıp sahibinin sesini dinlemesi gerektiğini bilir. Boğa'nın erkekliği güvende olduğu zaman, hiç kimse O'ndan daha müşfik, daha nazik ve gerçekten hoşgörülü olamaz. O, sevdiği kadın için, pantolon giymesine izin vermenin dışında,(ben izin veririm yahu niye giymesin pantolon? ) dünyada herşeyi yapacaktır. Boğa bazen hantal bir sirk ayısı gibi davranabilir; mizahı çoğunlukla kaba ve maskaracadır. Ama, eğlence bitince maskaralık da biter...

Boğa, alış verişten hoşlanır ve ciddi bir gönül işine pek paldır küldür girişmez. Bir yıl boyunca, her Cumartesi gecesi sinemaya götürdüğü kızcağız, ateşin bacayı ne zaman saracağını merak eder durur. Boğa'ya göre motorun tam hızla çalışmasını sağlamak için kazanda buharın birikmesi zaman alır. Ama bir kez de yeterli birine göz koyunca, artık bir kenara çekilip bekleyemez. Hattâ artık makul ve dikkatli olmayı bile unutabilir. Tipik Boğa erkeği Eros'un okuyla vurulunca, gözü hiçbirşey görmez olur, uyan filan dinlemez. Arkadaşları ne kadar yaptığı işin sakıncalarını göstermeye çalışırlarsa Boğa o kadar inatçılaşır ve O'nun ne kadar inatçı olabileceğini biliyorsunuz. Sonuç olarak, Boğa çoğunlukla, toprak ve su burçlarıyla daha iyi anlaşabilecekken, ateş ve hava burçlarıyla haşır neşir olma hatasına düşer. Bu bazen iyi sonuç verir. Karşıtlar birbirini çeker ve hep çekmeye devam eder. Ama bir de öyle olmazsa, Boğa huylarına ve görüşlerine daha uygun bir eşle yeni bir yaşam kuruncaya kadar, bir boşanmanın yaralarını sarmak epeyce uzun bir zaman alacaktır...

Gerçek şudur ki Boğa bir insanın olabileceği kadar inatçıdır. Boğa kadın ve erkekler koltuklarına ve kafalarındaki fikirlere zamkla yapışmış gibidirler. Bir Boğa koca, eğer oturacağı rahat koltuklar yoksa, eşiyle birlikte bir arkadaşının evine gitmeyi reddedecektir. Kadıncağız boşuna yalvarır durur. Gitmeyecektir işte... Bir Boğa kadın eğer eşinin yakın arkadaşlarından hoşlanmıyorsa, onlarla konuşmayacaktır. Gene de, Boğalar ısrarla sabrın değerini savunurlar. Pek çok Boğa duygusal ve fiziksel yüklere yıllarca hiç şikayet etmeden katlanırlar. Sıkıntılar ne kadar anarsa, Boğa'nın onlara dayanma gücü de o kadar artar. O'nun ailesine ve dostlarına bağlılığı ve kendini vakfedişi her türlü anlayışın üstündedir. Başka bütün burçlarda doğanların çok önceleri sırtını yere getirebilecek olan yaşam darbelerine karşı gösterdikleri cesaret için pek çok Boğa madalya almayı haketmiştir. Güzel. Ben de Boğa'nın metanetinin kabul edilmesi için mavi kurdeleyle ödüllendirilmesinden yanayım. Ama O gene de inatçıdır.Söz inatçılıktan açılmışken; bir Boğa'ya inatçı olduğunu söylemenin hiçbir yararı yoktur. O'nun kafasına göre, hiç de inatçı değildir. Sabırlıdır. Bu bir anlayış sorunudur. Dikbaşlı değildir - sadece makul ve kararlıdır. Tanrı biliyor ya ,İnsanların neden kendisini böylesine haksızca yargıladıklarını bir türlü anlayamamaktadır...

Boğa, erkekler içinde eri erkekçe olanıdır. Bu yüzden O'na pasta dilimleriyle cici bici çay sandviçleri ikram etmeye kalkışmayın. O bol salçalı ve patatesli, iyi pişirilmiş eski usûl ev yemeklerini, ve eskiden annesinin yaptığı tarzda yapılmış elmalı pastayı sever. Kendinize iyi bir yemek kitabı bulun. O, aynı zamanda,-sizi sık sık; dışarıda yemeğe götürmek isteyecektir. Tipik Boğalar eşlerinin mutfak kölesi olmalarını istemezler. ( Ancak, Pazar günleri aşçıbaşı rolü oynamaya kalkıştığı zaman, mutfaktaki tencerelerinizi, tavalarınızı karmakarışık ortalığa döküp saçınca, sizin de bulaşıkçı- temizlikçi rolünü üstlenmenizi bekleyebilir!)

Baba olarak, tadına doyum olmaz. Aile ismini sürdürecek bir oğula sahip olmanın önemli olduğunu düşünecektir; ama küçük kız çocuklarım da özel bir şefkatle sevecektir. Boğa erkekleri sevecen, müşfik, sıcak ve sempatik babalar olurlar. Çocuklarına yüksek standartlara uygun yaşamlar hazırlayacaklar ve çocuklarının da sahip oldukları mallara mülklere saygı göstermelerini bekleyeceklerdir. Boğa baba sabırlıdır. Çocuklar derslerini doğru öğrendikleri sürece, yavaş öğrenmelerine aldırmaz. O'nun tutumu şudur ki; genç kafalar yavaş yavaş olgunluğa doğru eğitilmelidir. O'nun maddi şeylere fazla önem verdiğini ve çocuklarını pahalı armağanlara boğarak şımarttığını görebilirsiniz. Ancak aynı bollukla kendi zamanını ve tüm varlığını da onlara adayacak, ve gerektiğinde sıkı bir disiplin uygulamaktan da kaçınmayacaktır. Genelde, Mayıs'ta doğan bir babayla yaşanan hayat, sevgiyle dolup taşan, sıcak bir deneyim olabilir - Boğa'nın gözü hiç-birşey görmeyecek kadar korkunç bir öfkeye kapıldığı ve tüm aile bireylerinin piyanonun arkasına saklanmak zorunda kaldıkları o nadir zamanlar dışında, kuşkusuz...

Tipik Boğa koca, eşine karşı aşırı cömerttir. Size güzel giysiler, parfüm ve gereksiz süsler, çekici ama pratik möbleler almaktan geri kalmayacak; kileriniz de her zaman dolu olacaktır. Boğa nadiren mobilya, giyim ve yiyecek almakta cimrilik eder. Gene de para O'nun cebini yakmaz ( doğum haritasında güçlü mâli etkiler yoksa.) Lüksü çok sever ama aynı şekilde değere de âşıktır, ve parasının satıcının palavralarından daha çok şey almasına dikkat eder.

Sonuç olarak ;

Azimli kişilerdir. Diktorun enerjisini taşırlar. Güven telkin eden tiplerdir. Sadık bir dost,iyi bir eş, şefkatli bir baba olurlar .Çalışmaktan hiçbir zaman yılmazlar. Gerçek bir aşk sunarlar...

Bi kaç siteden alıntılar yaparak bu yazıyı oluşturdum.Seçtim tabi kii kendime benzettiğim özellikleri.. Evet ben buyum sanırım... İyisiyle kötüsüyle bir boğa erkeği...Bu yazılarınların hepsi ben miyim ? Çok büyük kısmı diyebilirim..Yeri geldiği zaman çok dayanıklı yeri geldiği zaman üflesen yıkılacak biriyim... Dışardan bakıldığından gereğinden fazla soğuk kanlıyım... Ama sen onu bir de bana sor... Günü geldiğinde ayakta durmak bile zor gelir... Aşk konusuna fazlasıyla katılıyorum.. Ve daha baba olmadığım için son kısma bişi ekleyemiyorum ama öyle olabilirim o potansiyel var bende :)

*Not: Öksüz kaldım yetimim..... Sönmüş ateşin külüyüm... Zindan oldum hapisim ben..." demiş mübarek bi insan....

Siz Hiç Bişiler Sakladınız Mı ? (MiM)


Haftasonu başıma gelenlerden pardon saçıma gelenlerden sonra yine karşınızdayım.Şu an sınava çalışıyo olmam gerekiyodu fakat çalıştıklarımı bildiğimi sandığım için fırsat bu fırsat diyip deepblueeagle ın mimini yazayım dedim. Merakla beklenen mim konusu ;

"Şimdi sizden anılarınızla, anılarınızın değeriyle ve onları yüklediğiniz eşyalarla ilgili bir yazı yazmanızı istiyorum."

Anılar anılar şimdi gözümde canlandılar diyerek çocukluğuma döndüm... Taa çocukluğumuzdan yaptığımız şeyler gelir aklımıza kimi zaman...Öyle bi yer etmiştir ki beynimizde istesek de atamayız onu.Oynadığı bilyeleri unutan var mı ? Her akşam sayılır o bilyeler poşeti vardır onun kimse elini süremez kavga meselesi :) Ya o bilyeyi atarken ki duruş... Bilye baş parmakla işaret parmağı arasına sıkışır.... Gözün biri kapanır... Hiç bi zaman unutmayız o zamanları... Ama şimdi bakın sokaklara, parklara, bahçelere.. Bilyesi olan kaç çocuk gördünüz ?

Bi de anı defteri vardır bilirsiniz.. Sene sonunda hadi benim hakkımda bişiler yaz deriz veririz  arkadaşımızın eline :) Evet ben de onlardanım ben de yazdım, yazdırdım... Ama taaa ilkokulda ortaokulda lisede yazdırmadım ama yazdım :p O zamanlar moda tabi bütün yazılar aynı şekilde başlar :" Kalbin kadar temiz bu sayfayı bana ayırdığın için zibilyar kere teşekkür ederim" :) ve herkes sonuna bi mani ekler :)

Peki ya siz hiç deniz kabuğu ne bileyim böyle şekilli mekilli renkli renkli taşları topladınız mı ? Hani bi de derler ya: " Kulağına koy bak dalga sesi geliyo" o dalga sesinin hangi kabuktan geldiğini bulmak için bulabileceğiniz bütün deniz kabuklarını toplar sonra onları kulağınıza koyar dalga sesi beklersiniz ve rüzgar esse "nan olum valla dalga sesi" dersiniz... Zaten o topladığınız taşlar da uğurlu taştır.. :)

Ya arkadaşınızdan aldığınız bi hediye... Belki bir kalem, belki de bir silgi... Önemi var mı ne olduğunun ? Belki yaşadığınız bir olayın üstüne aldınız belki baktıkça beni hatırlarsın dediği... Belki bi yazı yazarsınız 10 sene sonraya sanki o gün yaşadıklarınızı yazarmışcasına saklarsınız bi kenarda 10 sene sonra okumak için....

Evet bunların hepsi benim... Hergün saydığım bilyelerimin en güzeli... İlkokul da yazdırdığım anı defteri... Arkadaşlarımla topladığım renkli taşlar... Arkadaşımın bana verdiği kalem... Harp okulunda mülakattan döndüğümde elime verilen "kriterlerimize uymadığınız için elendiniz" kağıdı ve lise bittiğinde 10 sene sonraya yazılan mektup.... Hepsi yıllardır kutuda bekler ve bekleyecek... Anı defterini açtığımda hala tükenmeyen o koku... İşte o koku o günlere dönmek için sanki bi kapı gibi.... Anı bu işte... Eski günler... Gerekli olan tek şey anahtar... Bu ya sizin aklınız da yada küçük bir kutuda...

Kimseyi mimlemiyorum isteyen yazsın... Aslında herkes yazmalı... Eski günlere bi göz kırpmak gerek ;)

Bu da bu yazının şarksı olsun bakalım.... http://fizy.com/#s/124i2g

Ödül

Sevgili Liella ve Siyah Gül tarafından ödüle layık görülmüşüm kendilerine teşekkürlerimi sunduktan sonraaaa anladığım kadarıyla benim de ödül vermem gerekiyomuş. Şimdi yazmasam ayıp olurdu sonra arkamdan götü kalkmış demesinler.. Hemen ödül sahiplerine geçiyorum... Elimden geldiğince ödül almayanlara yazmaya çalışcam

Tatsız Çilek
Tinker
Ancelik
Tasomanyağı :)
Sünter
Francesca Mckennitt
Leah
Celly

Bi hoşgeldin hediyesi olması maksadıyla ;

Hayata Balıklama
A'normal'
İnsan olun biraz...
pip'po

*Not : Vay ben duymadım vay bana söylemedin demeyin.Takip ediyosanız okuyun blogu.Darılmaca gücenmece yok :)

Yordunuz Beni Yıllar !


Geçenlerde Müdür,Yarasa,Ben oturmuşuz parkta..Alışveriş yaptık geldik.Bi çay içelim dedik ama benim götüm donuyo böyle..Zaten sandalye de plastik buz gibi olmuş oturduğuma bin pişman oldum.Birazcık ısı depolamıştım onu da sandalyeye bağışladım.Gecenin bi körü olmuş çayın da tadı kaçmış.İki dakkada buz gibi oluyo zaten içim dışım ısınamıyo bi türlü :) Havadan sudan konuşuyoruz daha doğrusu onlar anlatıyo ben dinliyorum.. Konuşarak enerji kaybetmek istemiyorum içimdeki enerji ısı olarak kalmalı benimle :p

Yine döndük dolaştık eski hayallere.. Zaten yarasa hayallerden bi girdimi belama kayıyo o akşam :) Lise de çok hayalimiz vardı bizim manyak üniversitelere gidecektik süper ortam yapacaktık ben zaten hazırım gecelere akmaya... Çıkış bekleyen atlet gibiyim.. İşareti aldığım gibi bu gece barda gönlüm hovarda :) Ee sonuç noldu ? Yarasa istediği yerde ama aradığı arkadaş çevresini bulamadı.O çok istediği yer dört duvar gelmeye başladı. Benim zaten allah belamı verdi. Çürüdüm burda...Ne ortam ne arkadaş... Yaşlandım anasını satim ya :) Müdürümün yeri iyi ama o da istediği gibi arkadaş bulamadı.Koskocaman lise sınıfı %99'u üniversiteye yerleşti. Ama hepimiz farklı şehirlerdeyiz.İki kişi aynı şehirde buluşsak her şey yoluna girecek ama olmadı... Zaten liseden sonra hiç kopmadık biz... Yeni bi arkadaş çevresi aradık bulunduğumuz yerlerde ama aradıklarımız hep bizim gibi olsun istedik bulamadık... Biraz zor yani... Şimdi kendimizi övmek gibi olmasın.. Ortak görüşümüz biz çok temiz insanlarız :) Şimdi bundan sonra olan oluyo zaten.. Hay skeydim de temiz olmayaydık :) Hayatı geriden takip ettik arkadaş biz geç kaldık.. Herkes güzel güzel yerlerde güzel güzel bölümlerde okuyo ama tam anlamıyla mutlu değiliz.Zaten anasını satim okullar bitince ben göt gibi kalcam ortada.. Herkes bi tarafa gitcek.. Hepsinin bi yere tayini çıkacak... Zaten şu okul bitsin askere gidecem hemen ya... Diplomayı aldığım gün koşacam askerlik şubeye alın beni asker amca :) Sonra ben askerden geldiğim de artık herkes bi düzen kurmuş olacak.. Sonra ben arkadaşlarımı arayacam telefondan.. Sonra onlar bana abi sevgilimle buluştum cafe/bar/disko/yemekteyiz ben seni sonra arayayım diyecek... Ben de tamam goççum sen keyfine bak neşenizi bölmeyin selam söyle dicem... Ne acı bi kader nan bu böyle.. :) Sonra kahveye gitcem.. Hay skeydim kahvede tanıdık kimse yok lanet olsun kahveye de gidemem. :) Annemle günlere mi gitsem napsam... Gün de gündüzleri oluyo arkadaş ben gündüzleri işe gidecem. Ben en iyisi annemlerle evde oturayım.Giyerim pijamamı ohh mis :p Böyle yaşanmaz zaten ben en iyisi öleyim... Zaten saçlarım da beyazladı yakında kellik de başlar... Hayat beni bitirdi ya.. Yılan gibi adam ne hallere düştü görüyomusun sayın izleyici...

Müdür'e sevgilerle ... ;)

(M)eraklı (İ)nsan (M)erakları !

Yine yeni yeniden bir Mim le karşınızdayım... Bugün beni önce korkutup sonra sevindiren, bir ohhh dedirten insan kişisi Tatsız Çilek tarafından mimlenmiş bulunmaktayım :) Ee emir büyük yerden bekletmek olmaz diye hemen yazdım :) Burdan Çilek hanıma teşekkürlerimi sunuyorum ;)

 En sevdiğiniz kelime : Kime göre neye göre :) + Yılan :p

Nefret ettiğiniz kelime : Bu sene 1. sınıf mı senin ?

Ne sizi heyecanlandırır : Hoşlandığım bi kızla konuşmaya çalışmak :) ( Beynim çalışmıyo o sırada )

Heyecanınızı ne öldürür : Gereksiz insanların gereksiz yorumları

En sevdiğiniz ses : Dalga sesi

Nefret ettiğiniz ses : Bölümdeki bi kızın sesi :)

Hangi mesleği yapmak istemezsiniz : Doktor ( Kana falan bakamıyorum :) )

Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz : Bazı anlarda insanların benim hakkımda ne düşündüklerini bilmek

Kendiniz olmasaydınız kim olmak isterdiniz : Ali Ağaoğlu :)

Nerede yaşamak isterdiniz : Ankara

En önemli kusurunuz : Galiba çok iyi niyetliyim :) Arada inadım da tutar

Size en fazla keyif veren kötü huyunuz : Boş boş sorular için benim zamanımın alınması. O dakka harcarım karşımdakini..

Kahramanınız kim : Tony Stark ama filmdeki haliyle... Evet o ben olmalıyım :D ( İron Man)

En çok kullandığınız kötü kelime : Hay skeydim de ......  :) ( boşluk o anki duruma göre doldurulabilir )

Şu anki ruh haliniz : Ruhum bedenimden ayrık gibi herhangi bi halde olabilir

Hayat felsefenizi hangi slogan özetler : Dünya bi gündür o da bugündür

Mutluluk rüyanız : 4-5 katlı bi işyerinin sahibi olmak böyle dış yüzeyi aynalı camlı olanlardan hergün işe gelip gidiyim.En üst katta oturayım sonra geceleri o bar senin bu bar benim gezeyim.Çevremde büssürü kız olmasın bi tane olsun benim olsun...sonra evlenelim :D

Sizce mutsuzluğun tanımı : Hayal kurarsınız gerçekleşmesini çok istediğiniz... Zaman geçer gerçekleşmez... İmkanınız vardır ama olmaz bi türlü işte... Her şeyi yapabilecek bi durumdayken hiç bişey yapamadığınız oldu mu ?

 Nasıl ölmek isterdiniz : Sessiz sedasız kimseye yük olmadan

Öldüğünüz zaman cennete giderseniz Allah'ın size ne söylemesini isterdiniz : Vayy gözüm ! Nerdeydin hele bi sandalye çek otur.. Bi çay getirin yeğenime :)

Mimlenenler

tinker
Leah
francesca mckennitt
Mia Wallace

Şimdi Kızları Daha İyi Anlıyorum(z) !

Liseden beri ayrılmadığım arkadaşlarımla birlikteydik her zaman olduğu gibi... Yaklaşık 8 sene oldu..Hala bekar,mutlu ve çocuksusuz :p Bugün yarasa kod adlı arkadaşımın ablasının nişanı vardı oraya gittik arkadaşlarla beraber... Kız tarafıyız ya pek bi sessiz sakiniz düğün salonunda.. Ben de bu mantığı anlayamıyorum yaa... Evlenecem arkadaş niye rahat rahat oynamayayım :) 5-6 sap düğün salonuna girince aileleri falan rahatsız etmeyelim diye en arkalara oturduk. İşte bi hayırlı olsun faslı geçtik anne babaya... Diğer ablası falan geldi önlere gelin niye arkadasınız dedi tabi bizimkiler o sıra gidelim diye tutturdular.Yahu ne işimiz var dışarda hava zaten soğuk götümüz donar mis gibi yer.. Canlı müzik var... Mustafa Keser gibi bi adam çıkmış bir elimde sarımsak sarıl sarıl sarılsak diyo :) On numara yer.. Kola kuru pasta bedava :p Neyse arkadaşlar bi sigara molası verdi geri geldik oturduk. Orda müzik çalışıyo millet halay çekiyo.. Benim içim gidiyo kimse de kalkıp oynamıyo.. Paso erkek tarafı oynuyo..Ben oturduğum yerde alkış çalıyorum... O sıra bi farkettim karşıdaki pala bıyıklı amca gözleri dikmiş bize bakıyo... Belki bizi birine benzetmiştir diye düşündüm ses çıkarmadım.. Aradan zaman geçti baktım pala hala bakıyo... Karo şu pala bize mi bakıyo dedim... O da farketmiş bize bakıyo dedi... Tabi işin aslını sorduktan sonra öğrendim kii bizim Karo, palanın arkasındaki kıza bakmış.Kız da Karo'nun arkadaşıymış.Dedim iyi bok yedin adam şimdi sapık diye bize vurucak :) Neyse tabi biz o tarafa bakmıyoruz.. Oynayanları falan izliyoruz.Pala hala dikizliyo bizi.. Nan olum bakmıyoruz işte ne var yani bu kadar gözleri diktin... Adam kafasını hiç bi yere çevirmiyo dikti gözleri hedefe kitlendi sanki... Pala'nın arkasında 3 tane kız var.Olum dön arkanı kızlarına  bak... Kızların gözü fıldır fıldır dönüyo.. Pala bize bakmaktan arkada olan biteni göremiyo... Pala bize bakıyo, arkadan kızlar bize bakıyo... Şimdi orda bişi de diyemiyosun.Kızlar afedersiniz ama orospu yanii.. Adamın bize baktığını bile bile bizim olduğumuz tarafa bakıyolar.Nan bizim tarafta başka kimse de yok ki diyeyim bize bakmıyolar orda başka bişi var.Kafayı çevirdin mi direk biz yani... Neyse biz kalkalım dedik dışarı çıktık daha merdivenleri çıkmadan Pala peşimizden gelmez mi ? Nan içimden diyorum olum işte tamam kızlar içerde biz dışarı çıktık daha derdin ne ? Bütün gece bizi izledin git biraz da oynayanları izle.. Yok arkadaş adam geldi peşimizden...Biz de kıllandık artık yeter yani dedik.. Biraz dışarda durduk bizimkiler bi sigara daha içti... Bi de öyle bişey ki zaten Pala sadece üçümüzü görebiliyo diğerlerinin arkası dönük.. Ben-Karo-Müdür... Dışarı çıktık bekledik bu da bekliyo.. İçeri giriyoruz bu da giriyo.. Dedim nan yoksa bu oğlancı mı ? :) Adam buldu benim gibi çocuğu.. Kaymak gibi... sakal yok bişi yok beyaz tenli dur ben bunu tenhada sıkıştırayım falan mı dedi derken bi yemek yiyelim dedik... Gittik yemek yemeye olayın kritiğini yapıyoruz :) Arkası dönük olanların haberi yok tabi durumdan.. Onlara anlattık falan... Herkes şaşkın :) Öyle bi psikoloji oldu ki adamı nerdeyse yemek yediğimiz yere bekliyoruz.Karşımıza geçip yine röntgenleyecek bizi diye :) Ama gelseydi allah ne verdiyse kafa göz girecektim adama :) O sıra müdür demez mi hadi geri gidelim Pala'yı çatlatalım bu gece gözüne uyku girmesin :) Ben hazır kıta bekliyorum zaten mına koyacam onun :) Hemen koştura koştura gittik.. Baktık kızlar çıkmış dışarı.. Gözlerimiz Pala yı arıyo.. Kızlar da ordayken karşısına geçip pis pis bakacaz :) Pala'yı da gördük.. Ama kız grubunda eksik var diğer kız yok ? Sonra öğrendik ki o kızlardan sadece biri Pala'nın kızı...O da Karo'nun arkadaşı olan kız..Yani bütün suç Karo'nun.. Adam kızını korumaya çalışıyo :D Ama arkadaş yani öyle de olmaz kii... Ne öyle s..kecek gibi bakıyon biz de insanız sonuçta :)

Eee sonuç olarak ; erkeklerin böyle kızlara mal mal bakmalarının ne kadar rahatsız edici bişi olduğunu bi kez daha görmüş olduk.Hareketlerimiz bile kısıtlıydı yani... Ama asıl suç o karşımızda oturup bize dikizleyen kızlardı. Sürekli kesik yemekten her tarafım yara bere içinde kaldı bi de :p İşin şakası bi yana biz çok rahatsız olduk.. Kızları düşünmek bile istemiyorum... Hele bi de takip ediliyolarsa ooff çok kötü valla...

*Not :

-Yarasa bir benzetme
-Karo bir kısaltma
-Müdür işte o bir Müdür ;)

Bayram Günü Hayırlı İşler !

Malumunuz bayramda eş,dost,akraba ziyaretleri olur.Özellikle akraba ziyaretlerinde derin konulara inilir.Herkes bişi sorar.Bu olay tabi bizde de gerçekleşti.Aile büyüklerinin birkaçı biz de toplandı.Tabi millet birbirini bulmuş o konu kapanıyo bu konu açılıyo.Hısım,akraba,köylü.. Bi türlü konuşma bitmiyo.. Arkadaş ben de sıkılıyorum. Tanımadığım adamların konusu oluyo.. Bi de bazen bana bakarak anlatıyolar.Ben de olayı çok anlamış gibi yapıyorum her şeye kafa sallıyorum :) Konu döndü dolaştı ailede ki bekar kız/erkek çocuklarınaa... Haydii bakalım.. İşte benim için en önemli konu bu :) Acayip zevkli bu konuyu dinlemek bıraksalar onlar sabaha kadar konuşacak, ben de sabaha kadar dinleyecem... Bizimkilerin ve bir çok ailenin de ortak görüşü, kız/erkek okulu bitirdi mi işi gücü de varsa hemen kısmet bakılır.Yaş 30'u bulmadan evlilik şart.Kural böyle :p Şu an da elimiz de kız ve erkek olarak baya bi aday var evlilik için hazırda bekleyen... Erkek olsun kız olsun stok yapmışız sanki :) Tüm koşullar evlilik için uygun erkekler de iş güç askerlik,kızlarda da üniversite dönemi kapanmış iş hayatına atılmış durumdalar.Hepsi sırtını devlete vermiş.Evlilik şart artık yaş geçiyo :) Bizim ailenin kaderi mi nedir anlamadım kimsenin ne kız arkadaşı var ne erkek arkadaşı... Hep bu bizimkilerin baskısı yüzünden oluyo aslında... Okul bitene kadar sevgiliniz olmasın okumazsınız da bilmem ne... Okul bitsin eliniz de işiniz olsun hemen bulursunuz.. Nahhh buluruz ! Hani nerde ? İstatiki sonuçlar gösteriyo ki üniversitede bulamayan sonra hiç bulamıyo... Kafadan da atmıyoruz hani gözümüzün önünde olan şeyler... Ama hala ısrar ediyolar. Nan geri kafalı diyecem ama demek istemiyorum.Bizi bi rahat bırakın..Bu yazıyı okuyan aileler varsa sövmesinler bana valla haklılık payım var.Sizi de anlıyoruz sayın anneler-babalar ama siz de bizi anlayın.. Bakınız gerçek kesit anlatıyorum burda :) Neyse efendim konudan kopmayalım... Sonuç olarak aile büyükleri yasa tasarısı hazırladılar yine :) Çocuklar dışarı gitmesinler gelin bunları aile içinde evlendirelim :) Yazın bunu başardılar... Sistemli bi çalışma yapıyolar :) Seçimlere çok dikkat ediyolar. Babamın halaları falan hep İstanbul'da... Bi ordan seçiyolar bi burdan :) Böylece kuzenler birbirini çok sık görmediği için vay O benim abimdi.. Ben O'nu kardeşim olarak gördüm olayıda olmuyo... Kendi kafalarında eşleştirme yapıyolar çocukların haberi yok :) Sonra karşı tarafa telefon açılıyo böyle böyle bi düşünce var ne diyosunuz diye..Zaten millet çocuğunu evlendirmek istiyo... Bi de kardeşi böyle bi teklif yapınca bi daha mutlu oluyolar :) Hemen bi oyun çeviriyolar hop bi görüşme bi buluşma... Çocuklar birbirini beğendimi işlem tamam :) Bugün eşleşmeler yapıldı yine bakalım sonucu nolacak çok merak ediyorum. Ama ben bu seferkine pek umut vermiyorum zor gibi geliyo bana... Yaa bide bütün her şey benim üstüme kalıyo arkadaş :) Yazın en son ben öğrendim.Kabak benim başıma patladı.Söz de ben onları tanıştırmışım da görüştürmüşüm :)

Kendimden korkmaya başladım yaa... Benim sonumda böyle olabilir...Ben evlilikte artı/eksi 3 yaşı uygun gören bi insanım.. Hadi olsun en fazla 4 olsun.. Bunlar da acıma diye bişi yok 6-7 bugün 10 bile normal ne var ki dediler :) Dedim sakin bi nefes alın bi durun noluyoruz... Ben kesin evde kalırım diyorum... Yok arkadaş bunlar beni kesin evlendirir... Babamın bugünkü konuşmaları beni valla korkuttu :) Kafam sonradan dank etti.. Odadan bi çıksaydım 10-15 dk. acaba benim hakkımda ne diyeceklerdi çok merak ediyorum :) Şimdi bi aile ağacı çıkardım.. Ailedeki kızları inceledim.Bunlar bu hızla giderlerse ben birini bulamazsam 4-5 seneye beni evlendirirler.Benim şöyle bi avantajım var... 4-5 yıl içinde evlilik yaşına gelebilecek bi kız yok hatta 8 yıl içinde bile yok :) Ben de nası bi yol izleyecekler çok merak ediyorum.Dışarıya açılmak zorundalar el mahkum artık :) Bunların hep böyle olmasının sebebi şu tv'deki evlendirme programları... Zaten hepsi emekli oturup akşama kadar onu izliyolar...Adamların kanına işledi artık :) Allahtan babam izlemiyo o tür programları... Bi de babam izlese allah yardımcımız olsun... Kadroyu tamamlamış olacaklar :)

Sevgili izleyicilerim halimizi okudunuz.Siz de böyle olmamak için kendinize birini bulun aileye bırakmayın :) Bizimki gibi bi ekip varsa haliniz duman.. Gerçi ilk evlendirme olayı güzel bitti...Sonuç başarılı ! Ben de sevindim aslına bakarsanız onların evlenmesine... :)  Sonuç olarak ;

"Evde kalmış kız ve erkekler bize aile ağacınızı ve bilgilerinizi gönderin.Hemen sizi aile içi evlendirelim :p "

**Not: Beni kurtarın :)

Kuzu Kuzu Maykıl !

Herkese iyi bayramlar :) Mini mini birler çalışkan ikilerin gözlerinden, 50 yaşına kadar olanların yanaklarından, 50+ olan gençlerin de ellerinden öperim... 19-25 yaş aralığındaki güzel kızlar dudağınızdan öpemiciimm.. Hiç heveslenmeyin.Ben sizin bildiğiniz erkeklerden değilim :p
Efendim bildiğiniz gibi kurban bayramında toplu bi katliam olur ve istemesekte buna şahit olmak zorunda kalıyoruz. Pazar günü resmi kasabımız olan Mamo'nun yanına gittik patronla. ( Patron=Babam ) Yıllardır Mamo'yla çalışırız. Satar,keser,biçer,doğrar bize teslim eder.Aslında hep büyükbaş alırdık fekat gelin görün ki bu sene ortak bulamadık.Çok pahalı arkadaş kimse girmek istemiyo..Neyse dedik Mamo küçükler ne alemde var mı bize göre bişi ? Mamo'da yok yok...Hemen ordan özel müşterileri için ayırdığı kreasyondan örnekler getirdi. Bizim şansımıza maykıl ve nilüfer kalmış :) İsimleri Mamo takmış benle alakası yok.. Düşünün artık nası bi kasapla çalışıyoruz :) Bende küçükbaş hayvanın etini sevmem arkadaş kokuyo yaa :/ Ama napalım işte el mahkum... Mamo da ordan bi anlatmaya başladı yok ben dağda besledim yok bilmem ne verdim yok şu yok bu.. Dedim tamam bu isim de koymuş kesin bize kitleyecek :) Mamo'yla pazarlık da edemessin adamın ağzından laf çıktı mı biter.Noktayı koyar yanii.. Yarısı peşin yarısı iş bitince diye anlaştık.Sonuçta cana kıyılacak hemen vermek olmaz :p
Bugün de sabahın köründe kaldırdı babam beni haydi kurbana haydi kurbana..Yaa adam yat ne derdin var. Maykıl zaten bizi bekliyo orda bari hayvan biraz daha yaşasın.Yok illam gidecez..Neyse kalktık gittik.Sabahın saat 7 si... Oraya gittik kii Mamo katliama çoktan başlamış milletin kurbanını takır takır kesiyo.. Gözler bi alem zaten... Gece hayvanları çalarlar diye yatmamış...Bizim sıra gelince bi hüzünlendim.Acıdım hayvana ya... Önceden hep ortaklar gidiyodu ben gitmezdim görmüyodum kaç senedir.Bugün bi acayip oldum,üzüldüm nan :(  Zaten kana zor bela bakabiliyorum.. Bi de maykıla çok alışmıştım... Acımasız Mamo hayvanı öle bi kesti ki.. Ben bile anlamadım nası öldü o hayvan.... Sonra paramparça etti maykılı... Nan nası kestiyse hayvan sesini bile çıkaramadı ya... Bıçağın ucunda lazer mi var ne var anlamadım ki..
Mamo nun bi kızı var lise 1'e gidiyo.. Allam bi kız babasına bu kadar mı çeker.. Nan nası bi et doğruyosun sen.. Makine olsa böyle doğrayamaz.. O satırı bi kullanıyo... Dedim kızım git makyaj malzemesi kullanmayı öğren ne bu satırdı bıçaktı :) Takdir ettim ama... Burdan tekrar takdir ediyorum :) Ama maykılı yiyebilirmiyim gerçekten bilemiyorum. Hep aklıma kesildiği an geliyo :/ Maykıl mekanın cennet olsun :)

Bir kurban kesme faslını da böylece sonlandırmış bulunuyoruz.Efendim etin hepsini dağıtın. Evinizde kalmasın :D Evde bi yemeklik kalsa yeter.Bakın dağıtmı bana verdiler annemgil.. Tabi 3 te 1 ini bırakacağımı sandılar. Gerek yok efendim gerek yok... İhtiyacı olanlar yesin,yemeyenler yesin.. Haydinnn şimdi tatlı yemeyeeee :)

Garip Alışkanlıklar ? Kime Göre Neye Göre GARİP !

Bayram öncesi bayram öncesi yine bir mimle karşınızda bulunmakta olan ben, sözlerime başlamadan önce temizlik yapmaktan bii hal olmuş fekat beni mimlemeyi unutmayan sevgili blog yazarı tivit dırt tivitçisi tinker e saygı,sevgi,şükran ve daha sayamadığım bilumum teşekkür benzeri şeyleri sunarım :)

Efendim başlıktan da anlaycağınız üzere mim in konusu garip alışkanlıklarınız... Şimdi bi düşündüm taşındım.Acaba garip derken nası bi garip ? Garibi neye göre tanımlayacaz.Beynimin sağ ve sol lobunu aynı anda çalıştırmayı denedim.Gelin görün kii başaramadım :) Neyse kısacası diğer blogları tekrar okuyup kendime göre senkronladım ve gördüğünüz gibi blogu yazıyorum efendim...

1.Bir paket selpak mendil (marka önemli), bir paket de naneli sakız olmadan asla dışarı çıkmam.Bir paket bitmeden diğer paketi mutlaka alırım.
**Çok önemli bilgi : Sigara içmiyorum.

2.Dışarda yemek yedikten sonra dişlerimi kontrol etmek için telefonumu kullanırım.Arka yüzeyi ayna gibi olduğu için zor zamanlarımın en büyük yardımcısı olur kendisi :)

3.Alışveriş yapmaya tek gitmekten nefret ederim.Çok zor da kalmazsam asla gitmem.Gerçi arkadaşlarla gidince o sıra benden nefret ediyolar.Çünkü bütün mağazaları tek tek geziyorum.Almayacağım şeyler de bile pazarlık yapma özelliğim mevcut :)

4.Önceden ağır abi takılıp,her zaman takım giyip sivri burun ayakkabı giyenlerin,şimdi kızlara yavşamak için hip-hop çu, rap çi takılıp kendilerini adam sanmalarından nefret ederim.Bu tür insanları bi kaşık suda boğmak isterim.Hele bi de o adam gelip bana laf söylerse ağzının orda yerine sıçar götüne baka baka gönderirim.Tersim de pistir yani :p

5.Bütün çoraplarım siyahtır.Sadece yazın giydiğim bilek çoraplarım rengarekentir :) Markası kocaman görünen kıyafetleri çok beğensem de almam. Kumaş pantolon giymekten nefret ederim.Liseyi bitirdiğim gün vedalaştım gri kumaş pantolumla bi daha görüşmek istemiyorum mümkünse.Umut fakirin ekmeği sözü babama çok uyuyo..Adam her seferinde almayacağımı bile bile"oğlum gel sana takım elbise alalım" diyo garibim.Baba burdan sana sesleniyorum.Acı ama gerçek zorda kalmassam hayatta giymem :)
**Çok önemli 2. not : Allam nolur çalıştığım yerde takım elbise giyilmesin.Ben kot pantolunum üstüne spor ceketimi giyer giderim söz.Valla söz..

6.Haşlanmış patlıcanı asla yemem.Patlıcan fırında pişirilmeli.Ayrıca önce kızartılıp sonra fırına verilirse ayrı bi  güzel olur :) Bi de dolmanın sadece içini yerim.. Dış kısmı beni bağlamaz :) Vee aynı zamanda yumurtanın da sadece sarısını yerim ayrıca çok pişmemesi lazım :)

7.Saçıma çok önem veririm fakat sakınan göze çöp batar bildiğiniz gibi :) O kadar bak, git özel kremler şampuanlar al.. Sonra o napsın beyazlasın,dökülsün ! Evden dışarı çıkmadan önce saçımda yeni çıkmış beyaz ararım bunu da es geçmiyim :)

8.Sinirlenince elimde bişi olmaması gerekir.Yoksa paramparça ediyorum...

9.Sevmediğim biri canımı sıkarsa o dakka ağzıma gelen her şeyi sayıyorum ona.Küfretmiyorum ama... O an beynim acayip bi şekilde çalışıyo sürekli laf sokuyorum.Sonra düşünüyorum nan ben bu kadar lafı nası dedim diye.O sıra tekrar heyacanlanıyorum aklıma başka laflar geliyo...Bunu nası söylemedim yaa... Diyip üzülebiliyorum :)

10.Hiç bi sınavı sonuna kadar beklemem.Sorunun cevabı hakkında bi bilgim yoksa,oturup düşüneyim belki aklıma gelir demem.Sınavdan çıktıktan sonra aklıma gelse bile üzülmem...

Evet sayın izleyiciler...Durum bundan ibaret...Burada alışkanlıklar mı garip yoksa ben mi garibim size kalmış artık.Ve sıra geldi zurnanın zırt dediği yer olan mimlereeee ;

Ben Birinceses... Yaptım Olacak !

İstanbul'u pek bilmeyen hatta hiç bilmeyen bi insan olarak Avrupa Yakası'ndan Nişantaşı'nı,polislerden Gazi Mahallesi'ni,  çok pahalı arabası olan zengin çocuklardan Bağdat Caddesi'ni, yılbaşındaki konserlerin, diğer zamanlarda eylemlerin uğrak yeri Taksim'i ve Ali Amca'dan Ataşehir'i öğrendim.Amaa hepsi bi yana Ataşehir bi yana.. Arkadaş yok böyle bişe... Nerde bi Ataşehir duysam birden aklıma Ali Ağaoğlu geliyo :) Adamla aramda çok ilginç bi bağ oluştu.Aslında adam çok artis bişe... Bi ara Aysun Kayacı'yla Müjde Ar falan NTV de bi program yapmışlardı..Oraya katılmıştı..Adam anlatıyo lisede şu arabam vardı,helikopterim bilmem kaç senedir falan var.Neyse işte anlattı da anlattı. O sıra para böyle bişey işte adamı konuşturuyo demiştim...Hele bu son reklam yok muu... Ya çatlayabilirim..Adam resmen benim olmam gereken yerde... O adamın yerinde ben olmalıydım..Terastaki bahçe benim projemdi...Nan bak inanmayacaksınız ama valla benimdi :) Ben şu anda çürüyorum arkadaşlar...Yanlış yerdeyim..Biri beni keşfetmeli..Alicimm bak burdayım ben duy sesimii :p

Yaptım olacak lafı da zaten kötü yola düştü...Facebook da bile sayfası var :) Ne zaman bu lafı görsem,duysam içim içimi yer bir off çekerdim kii... O da ne !!! Facebook benim için bi oyun tasarlamış..Bak şu allahın işine :D Millionaire City adlı bu oyun resmen benim için tasarlanmış ya.. Al arkadaşım gerçekte olmuyo bari sanal alemin Ali Ağaoğlu'su sen ol :) Oyunu bilmeyenler için anlatayım biraz.Efendim başta bir miktar para veriyolar... Al bu parayla ev yap, tükan al,şehri sen tasarla diyolar... Yaa ne kadar mutlu oldum bu oyunu görünce anlatamam :)Yol yapıyorum ağaç dikiyorum..Nan hayallerimi bu oyunda gerçekleştiriyorum... Tamam belki biraz çocuksu ama olsun bee :) Ben çocuk olmayı seviyorum arkadaş yaa...Suşi lokantam bile var düşünün artık :) Hep böyle bi cafem olsun, restorantım olsun işte böyle müşteriler girsin çıksın.. Barım diskom olsun ben bunların başında durayım sonra arkdaşlarım gelsin eğlenelim... Sabaha kadar romeo :) Yani aradığım herşeyi bu oyun bana sunuyo resmen :) Allam bi de bi para kazanıyorum anlatamam yaa... Bi gün de yükseldim..Borsaya açılsam hisselerim tavan yapardı :) Ama anlamadığım bi saçmalık var oyunda... Kiracılar belli bi zaman içinde evde kalıyolar...Ben belirliyorum o saati..Saat dolunca para hazır oluyo..Parayı almayı unutursam bi süre sonra para gidiyo...Vee ilginçliğe bakın..Kiracı ben parayı almadım diye evden çıkıyo :) Nan olum otur işte beleş beleş :)

Durum bundan ibaret işte gençler ve kendini genç hissedenler...Hayatta her şey istediğimiz gibi gitmeyebilir..Bazen üzülebilir bazen sevinebiliriz...Tercihlerimiz yanlış olabilir ve istemediğimiz sonuçlar doğurabilir...Belki akan giden bi suyu durduramayabiliriz ama onu kollara bölüp gücünü azaltabiliriz... Unutmayın kii yanlış bir saat bile günde iki kez doğruyu gösterir ;) Vee son olarak.....

Bence kutup ayıları da üşür :)

Sevgili Ero(s) L

Sabah ki postumda yazı yazmayı beceremeyen ben saatler19.26'yı gösterirken karşınızdayım.Evet şaşırdınız biliyorum,ben olsam ben de şaşırırdım zaten nerden çıktı bu çocuk derdim... Sözlerime başlamadan önce sevgili French Oje'ye tekrardan hayırlı olsun diyorum ve zibilyar kere teşekkür ediyorum.Bu yazacağım post için nerdeyse beni gay yapacak olsa da ;) Bu yazacağım postun orjinali kendisine aiitir efendim.Fekat gelin görün kii okuyunca kendimden geçtim allam allam dedim sana geliyorum bu ne kadar süper ötesi bişey :) Ama bu bi kız için tasarlanmış hemen erkek versiyonu 1.0.0 olarak yazmalıyım dedim ve gördüğünüz izere telif haklarını almış bulunmaktayım :) Konusu erosun dilek ve şikayet kutusuna yazılan bir mektup olan postu yazmaya başlıyorum :)

Sevgili Erol;

Yıllardır yolun bu tarafa düşmüyor mu,yoksa bana uğramadan mı gidiyosun bilemiyorum.Ya da uzaktan fırlatıyosun bana mı yetişmiyo anlamış değilim...Arada bir bişey beni dürtüyo farkındayım ama bu işin karşılıklı olması gerek... Hep platonik hep platonik nereye kadar... Ya da en azından arada bir gelen cesaretimin karşılığını ver bana... Göt olmak hiç hoş bi durum değil... Yanlış kişileri de gönderme bana...Bu sene bi kızı bela ettin başıma zaten köşe kapmaca oynadım bölümde...Şimdi sen de haklısın beni beğeneni ben beğenmiyorum,benim beğendiğim de beni beğenmiyo ama işte elektrik meselesi hat yok arada :) Şimdi ben sana bi profil çıkaracam ona göre ayarla bişe çok acil olması şart değil müsait bi zaman da bul :)

-Beyaz tenli-sarışın olsun.Saçları şöyle dalgalı omuzlarına kadar falan..Çok uzun saç sevmem en fazla omuzlarını biraz geçebilir.Rengarenk saçı olmasın.Kızıl turuncu falan istemem.Siyah,kahverengi yada ikisi arasında bişey olsun aralarda sarı olabilir :) Mavi gözlü olmasın boncuk gibi olanlar var korkuyorum onlardan ben :) Mavi dışında renkli gözlü olabilir.Biliyosun bende küçük a var.Çocuklarımızın gözü renkli olabilir :) Boyu  1.60-1.75 arasında olsun zaten topuklu giyer kesin benden çok uzun olur o zaman :) Ben zayıfım zaten o da çok kilolu olmasın.Şöyle ne diyim 50-55 arası falan olsa yeter.

-Bakımlı olsun temiz olsun.Biliyon ben kendine bakan bi erkeğim.Bu yüzden adım çıktı zaten.Ne zaman güzel güzel giyinsem, saçımı yapsam,parfüm sürsem hangi kızın yanına gidiyon diyolar.Kız yok diyorum kimse inanmıyo da arkadaş.Acaba milletin lafları yüzünden mi kısmetim kapalı nedir ? Neyse işte baksın kendine güzel giyinsin zevkimiz uyuşsun...Çok açık giymesin kızarım.Çok da kapalı olmasın tabi... Önemli olan iç güzellik falan hikaye bunlar zaten inanmıyorum.Herkes sevgilisi güzel olsun ister arkadaş sonuçta yüz yüze bakacaz ya :)

-Sesi güzel olsun.Yani şarkı söylesin demiyorum.Yumuşak bi ses tonu olsun.Cırmalamasın kulağımı , amcam gibi de olmasın :) Çok makyaj yapmasın az ama öz olsun.Parfüm sıkınca şişeyi üstüne boşaltmasın.Sonuçta ben bi insanım yaşamam için nefes aldığımda akciğerlerime oksijen gitmeli...

-Benden zengin olmasın :) Orta halli olsun benim gibi bişey olsun işte...Babam benim yüzümden iflas etsin istemiyorum :) Cimri de olmasın tabi kii.. Yerine göre cüzdanını bi seferde boşaltabilecek tiplerden olabilir ( misal ben :p)

-Biliyosun ki ben arkadaşlarım arasında çok sevilen,saygı gösterilen adım her zaman "abi" ekiyle söylenir övünmek gibi olmasın.Burdan çok sevdiğim arkadaşlarıma da selam gönderiyorum.Sizi seviyorum nan :) Neyse işte yani benim arkadaşlarım onu kraliçe gibi görürler.Onun arkadaşları da beni sevsinler :) Kızı doldurup doldurup göndermesinler.Genç yaşımda mapus damlarına düşmek istemiyorum :)

-Facebook da ki kız arkadaşlarını sil demesin.O niye yorum yazdı bu niye beğendi diye trip yapmasın.Tamam lanet olsun arada sırada trip yapsın ama uzatmasın :) Benim kalbimin sadece ona ait olduğunu bilsin üzmesin beni böyle şeylerle :)

-Ben her zaman müsait olan biri değilim biliyosun.Yeri geliyo çok yoğun oluyorum.Sabahın 7 sinde gecenin 10-11 ine kadar çalışabilen ve bu arada sadece kahvaltı yapabilecek fırsatı bulabilen biriyim.Tabi her zaman değil ama arada oluyo işte....Eee tabi arada erkek arkadaşlarımla da takılayım ona da küsmesin :) Ama onunla da ne zaman isterse çıkar gezer tozar alemlere akarım biliyosun :) Haa bi de yolda yürürken beni kaçıracaklarmış gibi elime koluma yapışmasın.İnsan gibi yürüyelim yolda :)

-Biliyosun kii ben kızlardan korkan biriyim :) Bunu o bilmesin yada bilsede üstüme gelmesin :) Bugün ilişkimizin 1-2-4-6-x. ayı nası unutursun diye trip yapmasın allah yarattı demem ! Şaka şaka allah yarattı diyebilirm :p Özel günleri unutmam herhalde... Unutursam da kesin allah belamı vermiştir o gün ondan unutmuşumdur.Bu yüzden tartışma çıkmasın.

-En önemli kısma geldik şimdi... Benim ilk konuşma aşamasında ne kadar heyecanlı olduğumu,stres yaptığımı, elim ayağımın yer değiştirdiğini bilmeyen yok.Yoldan geçen çocuğa sorsan bilir.Zaten böyle bi durum bi kere geldi başıma onda da göt ettin beni bıraktın bi başıma orda... Öyle olmasın yine beni süründürmesin..Konuşabilirmiyiz diyince aaa neden olmasın desin mesela :p

-Muhabbeti güzel olsun.Harbi kız olsun,içindekini söylesin direk bana...Gerekirse kavga etsin benle ama söylesin.Patır patır vursun yüzüme içindekini :) Rahat olsun hanım evladı köylü kızı gibi davranmasın,yemem bu numaraları :)

Şimdilik aklıma gelenler bunlar işte Erol'cum yeni bişi aklıma gelirse part 2 diye tekrar yazarım :)

Sevgilerimle...