3. Elma !

Sıkıldınız değil mi aynı dört duvara bakmaktan ve hiç bi şeyi değiştiremeyeceğiniz nalet olası beton yığınlarından.. Hadi kapatın gözlerinizi sizi bi yere götürcem.. Belki sadece sizin için belki de.. Belki de iki kişiliktir.. Kişinin kim olduğu çok mu önemli ?

Şu bahçeyi gördünüz mü ? Hani şu etrafı yemyeşil olan.. Nerdeyse sizi fazla oksijenden bayıltacak kadar yeşil.. İşte tam oraya gidiyoruz.. Çok büyük değil aslında.. Ucu bucağı görünen cinsten.. Küçük bi çardak var ve güzel bi yürüyüş yolu.. Yürüyüş yolunun her yanı çiçeklerle dolu.. Rengarenk çiçekler.. Renkleri sizi büyüleyecek kadar canlı ve kokusu sizi hapsedecek kadar bağlayıcı.. Çimenler o kadar güzel ve parlak ki üzerine yatıp saatlerce dönebileceğiniz kadar yumuşak.. Hadi içeri girelim esmeye başladı..

Kapıdan içeri girince sizi karşılayan küçük bi hol.. Üzerinizde ki tüm fazlalıkları alıp, sizi hafifletecek, dış dünyayla tüm bağlantınızı kesecek tek nokta.. Unutmayın burası en fazla iki kişilik.. Ne dışardan gelecek üçüncü bir kişiye ne de dışardan gelmiş esktra bi düşünceye yer var.. Hadi bırak her şeyi burda.. Ne bırakacağım diye düşünme.. Dedim ya her şeyi.. Karşında duran büyük kapıya aldırma.. Sadece bi kapı olduğunu unutma.. Çok büyük ve gösterişli olabilir ama inan bana küçük bi kolu var.. Kapıyı izlemek için gelmedin sanırım hadi gir artık salona !

Umut !

Umut.. Kimisi için bir isim, kimisi için sadece dört haften oluşan bir kelimeden ibaret.. Hayatımızın neredeyse her anına yer etmiş, her zaman kendini hissettirmiş asi çocuğu.. Yazması kolay, okunması zor.. Aşk gibi.. 

Eğer umudun ne anlama geldiğini öğrenmek için küçük bi araştırma yaparsanız ;

Vikipedi:
" Bir kimsenin kişisel yaşamındaki olay ve durumlarla ilgili olumlu sonuçlar çıkabileceği ihtimaline dair duygusal inancı "

Türk Dil Kurumu :
" Ummaktan doğan güven duygusu "

olarak tanımlar.. Vikipedi'ye göre sadece bir inanç, TDK'ya göre ise sadece bir duygu.. Ve işin ilginç tarafı bu duyguya güvenilebilecek olması.. Günümüzde insanlar ailelerine bile güvenemezken.. Ne garip değil mi ? 

Yagmur Damlası...

Hayat kazanmak ve kaybetmek arasında geçen bir serüven gibi aslında.. Hiç bir zaman berabere başlanılmayan küçük oyunlar serüveni. " I love Coffee " yazan bir not defterinde başlanılan bir öykünün, bir damla kahve içilmeden yazılması kadar tezatlarla dolu...

Bazen utana sıkıla birbirine tutunan iki el kadar sıcak bazen birbirine değen iki dudak kadar koyu ve bazen zevk çığlıklarını etrafa duyuracak kadar kadar acı bir kahve gibi.. İçinde doğru ve büyük hissetiğimiz kapalı kutuların aslında sadece bir boşluk, sadece bir hiçlik olması kadar utanç verici..

Bazen bir cümlenin sonundaki üç nokta kadar anlamlı bazen de ucu bucağı belli olmayan bir yol kadar belirsiz.. Tutsak olduğunu bile bile haykırarak, avazın çıktığı kadar bağırarak özgürlük şarkıları söylemek gibi bazen.. Yağan yağmur damlalarının sesini sessizce dinleyip, şairin  dediği gibi " Aldırmam hiç yağmurlara, benim güzel hatalarım var ! " diyebilecek kadar cesur olmaktı bazen..

Bazen başını alıp giden bir köpeği zapt etmek kadar zor bazen karnını doyurmak isteyen bir kedinin güvercini yakalaması kadar kolaydı. Bazen iki bira içip bir kedinin peşinden koşmak kadar komik bazen de gecenin bir yarısında geçimini sağlamak için bira şişesi toplayan teyze kadar üzücü..

Bazen hırçın dalgaların kıyıya vurması gibiydi.. Sesiyle ürpertici, görüntüsüyle korkutucu.. Belki canın yanmazdı ama arkasına rüzgarı alması titretirdi dizlerini.. Kıyıdaki kayalara her çarpışında dağılması, param parça olması ama yılmadan tekrar gelmesi bile yeterdi bazı şeyleri anlaman için..

Kim bilir belki de bir yağmur damlasının denize düşüp engin sulara karışmasını seyredecekken, mazgala düşüp kanalizasyona karışmasını izletecekti hayat.. 

Siz, siz olun yağmur damlası olmayın.. Ya " Rüzgar " olun ya da kendinize bi Rüzgar bulun. Hayat acı kahve içirmeye ant içmiş.. Ama az ama çok her fani tadar bu kahveden.. Gün olur biri gelir adı Bahar olur, Anıl olur, Nalan olur, Utku olur.. Ya gelir kahvenize şeker atar ya da hadi biraz ara ver der.. Ya sizi Rüzgar'ına katıp götürür ya yağmur olur yağar üstünüze.. Siz ne Leyla olun ne Mecnun.. Gün olup bir kervancı alıp gittiğinde ne soru soracak, ne cevap verecek kimse kalmadığında yağmurun sesini dinlersiniz..Ve yağmuru neden bu kadar sevdiğinizi anlarsınız. Belki de ağlayan bir yüreğe benzediği içindir..

" Bazı bedenler birbirine yasaktır. Bazı gözyaşları sadece insanın kendi görebileceği kadardır ve bazı aşklar sadece bir kişiyi yakacak kadar ateşe sahiptir. " [Bana İkimizi Anlat]

Everything Has Changed !

Hayat kazanmak ve kaybetmek arasında geçen bir serüven gibi.. Hiçbir zaman berabere başlanılmayan küçük oyunlar serüveni.. Kapağında “ I Love Coffee” yazan bir not defterinde başlanılan bir öykünün bir damla kahve içmeden yazılması kadar tezatlarla dolu…

Evet hikaye tam olarak burada başlıyordu aslında.. Kırtasiyeden aldığım not defterine, askerlik hayatım boyunca yazdığım her şeyin ama her şeyin ilk cümleleriydi.. Yazma isteğimin içimde kabarmasına daha fazla engel olamayıp taştığı ilk günlerdi.. Tabi daha sonrasında “hayatın” ne kadar nankör olduğunu gördüğüm ya da görmek zorunda kaldığım günler birbirini takip etti.. Arada sırada kesinlikle ama kesinlikle uzun süre ortadan kaybolun ve etrafınızda kimler kaldığını mutlaka görün.. Bu gerçek hayattaki arkadaşlarınız olabilir.. Günümüz şartlarında sosyal medyanın ciddi anlamda arkadaşlıklar kazandırdığını düşündüğümüzde sanal arkadaşlıklarınız da olabilir.. Kii bazen internet dünyasında tanıştığınız arkadaşlarınız kanlı canlı tanıdığınız arkadaşlarınızdan çok çok çok çok daha iyi olabiliyor..